'Eğer Suyunuz Tükenirse, Size Temiz Suyu Kim Getirecek?'

Yazının başlığı, Mülk suresinin son ayetinden. Ayetin tamamı şöyle: `Sor onlara: Hiç düşündünüz mü; eğer suyunuz tükenirse, size temiz suyu kim getirecek?` (67:30)

Yazının başlığı, Mülk suresinin son ayetinden. Ayetin tamamı şöyle: `Sor onlara: Hiç düşündünüz mü; eğer suyunuz tükenirse, size temiz suyu kim getirecek?` (67:30)

Mülk suresinin önemine ve sık okunmasına dikkat çeken rivayetlerin tümü, `surenin anlamına` dönük olarak anlaşılmalıdır. Surenin önemi muhtevasından kaynaklanmaktadır. Ve bu muhteva içinde, böylesine mucizevi bir ihbar da yer alır. Öyle bir ihbar ki, 1400 yıl öncesinden muhtemel bir felaketi önceden ima ve ihsas ediyor:

`Eğer suyunuz tükenirse, size temiz suyu kim getirecek?`

Sahi, kim getirecek?

Soruyu soran vahiy, cevabı `Rahman olan Allah` biçiminde vermemizi istiyor. Neden Rahman? Zira su, onun sonsuz rahmetinin bir tecellisi. Onun sınırsız merhamet ve şefkatini temsil ediyor.

Daha düne kadar yağmurun adı işte bunun için `rahmet` idi. Sanki bizler yağmura rahmet dedikçe, yağmur da bizim için hep rahmet oldu. Yağmura rahmet demek, zımni bir duaydı sanki. Ne zaman ki yağmura `rahmet` diyen tasavvur gitti, yağmur yağdıysa zahmet oldu, yağmadıysa felaket oldu.

O soru orada duruyor: `Eğer suyunuz tükenirse, size temiz suyu kim getirecek?` Cevabımızın `O sonsuz merhamet sahibi` olmasını istiyor sorunun sahibi?

Su, işte bunun için azizdir. Zira `el-Aziz` olanın bir ikramıdır. Hayatı suya, suyu hayata o bağladı. İşte bunun için su verene `su gibi aziz ol` derler. Su, aziz diye sıfatlandırılır; zira her yerde bulunduğu halde değerinden hiçbir şey kaybetmez. Bu bağlamda Allah'ın El-Aziz olmasının manasını da varın siz düşünün.

`Nezzelna`nın anlamı `biz indirdik` demektir. Bu ibare, aynen hem vahyin indirilişi hem de suyun indirilişi için kullanılır. Vahiy mucizedir, su da öyle. Vahiy hayattır, su da öyle. Vahiy canlıdır, su da öyle. Şu var ki, vahiy çölleşmiş yüreklere hayat verirken su ölü toprağa hayat verir.

Suyun mucize, suyun hayat, suyun canlı olduğuna inanmayanlar için su molekülü, iki hidrojen bir oksijen atomundan oluşmuş bir kimyasal bileşiktir. Onlar için su H2O'dur. Sadece kimyasal bir formül.

`Hidrojen orda istemediğiniz kadar, oksijen de? Hadi ne duruyorsunuz, müminlerin gözüne soktuğunuz ne idüğü malum gelişmişliğinizle siz de yapıverin` deseniz, gözünüze bön bön bakmaktan başka yapacakları bir şey yoktur.

Suyun ilahi bir ikram olduğuna inanmazlar ki, suyun mucize olduğunu bilsinler. Suyun tıpkı ayet gibi `inzal edilmiş` olduğuna inanmazlar ki, onu okumayı kabul etsinler.

Bunu anlamayan, `Irmağın kenarında abdest alıyor olsan da suyu israf etme` diyen İslam'ın asil çocuklarını da anlamazlar. `Su ortaktır` diyen Peygamber'i de anlamazlar. Sahipsiz bir deveyi önce susuz bırakan, Allah'ın elçisi o devenin su içme hakkını savunduğu için ona hakaret eden ve deveyi de işkenceyle öldüren Semud uygarlığının, bu yüzden helak edildiğini de anlamazlar.

Bu yüzden onlara duayı anlatmak, deveye hendek atlatmaktan daha zordur.

İlginç bir benzerlik; Mekke müşriklerinin de hayatlarında dua yoktu. Bir farkla ki onlar yağmuru Allah'ın yağdırdığına inanıyorlar, fakat onu uzak ve dünyaya karışmaz tanrı olarak tasavvur ediyorlardı.

Bunların hayatında da dua yok. Dua yok ama envai çeşit icad edilmiş seküler kutsallık var. Burç var, uğur var, uğursuzluk var, 13 rakamı var, yoğa var, transandantal meditasyon var, papaza okunma var, dilek var, Bayan Mataji'nin ayaklarını yıkama var, Anıtkabir'den istek isteme var, ölülerden medet umma var?

Bunlar hurafe olmuyor, yağmur duası hurafe oluyor.

Size bir şey diyeyim mi: 'Yüreksel' kuraklık, küresel kuraklıktan bin kat daha beter. Topraklarımızdaki çölleşme ne ki? Asıl çölleşme bazılarının yüreklerinde. İnkâr her çağda ve her zamanda oldu, olacak. Ancak inkâr, adı üstünde inkâr olduğu için inkâra davet edilmez. Çünkü inkar `yok` ile özdeştir ve yoka davet olmaz. Fakat bizdeki inkârcı güruh yoka davetle de yetinmeyip, varı yok etmeye çalışıyor. Galiba başımıza gelen en büyük felaket de bu.

İlahi kelam öyle diyor: `De ki: Duanız olmasaydı, Rabbim size ne diye değer verecekti ki?`

Neymiş? Dua bir değer meselesiymiş? Değer düşmanlarından, duanın değerini anlamalarını nasıl bekleyelim?