Aziz talibe,
Tirmizi ve İbn Mace dışında Kütüb-i Sitte dışı bazı derlemelerde de yer alan bu "hasen-ğarib" hadisin hasenine karışmam ama "ğarib" olduğu kesin. Bu ğariblik sadece hadis usûlü ıstılahı olarak değil, Türkçeleşmiş anlamıyla da gariptir. Fakat hadisi destekleyen daha başka merfû haberler de vardır.
Buna dayanarak hadisi sahih kabul edip konuşalım:
1. Demek ki Hz. Aişe'nin "mescit edinmek" ile anladığıyla bizim anladığımızla aynı değil... Eğer bizim anladığımızı kastetseydi Efendimizin mescidin hemen yanındaki kendi hücresine değil, mescidin uzağına defnedilmesini söylerdi.
2. Efendimizin defnedildiği zaman henüz orası mescit değil, Hz. Aişe'nin hücresi, yani evi idi. Sonradan mescide katıldı. Ama yine de müstakil bir bölme olarak kaldı ve ileriki tarihlerdeki mescit genişletmelerinde mescit hiç o tarafına genişletilmedi bu hassasiyetten dolayı. Şu an dahi o hücrenin duvarı Mescid-i Nebevinin dış duvarıdır.
3. Eğer haber sahihse, peygamberlerinin kabirlerini mescit edinmek ya doğrudan ona secde etmek veya ibadet maksadıyla tazimde bulunmak vs. anlaşılmalıdır.
4. Bu hassasiyet Efendimizden sonra korunmuştur. Ebu Hanife'nin çok meşhur olan "Hz. Peygamber'in kabrinin yanında dahi (kıbleye değil de) onun sandukasına yönelerek dua etmeyi caiz görmem" diye içtihadda bulunması manidardır.
5. Bugün bu hassasiyet yer yer ihlal ediliyorsa bunu kabri mescit edinmek ile adlandırmak yerine cehaletin cesareti olarak görmek lazımdır.