Bir okura cevap
1. Bendeniz, tekfire karşıyım; bu gibi meselelere "kadılık yapıp hüküm vermek" için değil, "bilgi olsun" için değinirim. Bu meseleleri "akide" bazında değil "İslam düşüncesi/kelamı/felsefesi/irfanı" bazında ele alırım ve öyle alınmasını isterim. Bu konuda yazılmış müstakil bir eserim de vardır: İman
2. Bundan dolayı, bendeniz sizin "kâfir olur" hükmünü verdiğiniz konularda sözler görsem, okusam; hatta onlardan daha beterini görsem (ki sürekli görüp duruyorum) tekfir etmek yerine fiili hedef alırım lakin failini Allah'a havale ederim; eğer ortada meşkûk bir durum varsa: Zina gibi bir fiilin sübutu için dört şahidin “yüzüğün parmağa girdiğini görür gibi gördüm" demeleri gerekirken, ondan bin beter bir durum olan küfrün sübutu için çok daha titiz davranırım... İşte, görüyorsunuz ki problem, sizin baktığınız yerle benim baktığım yerin çok çok farklı olmasıdır.
3. Zaten sizin "bu onları küfre bile götürebilir" dediğiniz velayetin nübüvvete eşit hatta daha da üstün olduğu iddiası (ki ben meseleye tekfir açısından bakmadığımı söyledim) yüzünden bir çok ilim adamı bu zatları tekfir etmişlerdir. (bk. Tahavi Şarihi İbn Ebi'l-İzz, Şerhu Akideti't-Tahaviyye 2/745, Dr. abdulkadir Mahmut, el-Felsefetu's-Sufiyye fi'l-İslam, 514-515; İbn Teymiyye, Hakikatu Mezahibi'l-ittihadiyyin, 64) Fakat ben müfrit sufiyyenin tevile açık şatahatlarını ‘tekfir’e delil kılmaya ilkesel olarak karşıyım.
4. Gelelim İbn Arabi'nin iddiasına: Tercüme edeyim, kaynağını da vereyim, Arapçanız varsa karşılaştırırsınız: "Rasulullah peygamberliği kerpiç bir duvara benzetmiştir. Bir kerpicin yeri dışında bu duvarın tamamlandığını ve tamamlayıcı kerpicin de kendisi olduğunu beyan etmiştir. Rasulullah bunun tek kerpiç olduğunu söylemektedir. Son velinin de bu görüşte olması ve Rasulullah'ın teşbihi gibi teşbih yapması gerekir. Ancak bu duvarda iki kerpiç yerinin boş olduğunu görür. Hatemu'l-evliyanın biri altın diğeri gümüş iki kerpiç yerini görmesi ve kendisinin o iki kerpicin yerini dordurması gerekir. Kendisini iki kerpiç yeri olarak görmesi zahirde son peygamberin şeriatına bağlı olmasıdır ve bağlı olduğu da gümüş kerpiçtir. Bu da zahir (batının zıttı) ahkamdan tabi olduğu şeydir. Aslında zahirde tabi olduğu şeyi doğrudan Allah'tan almaktadır. Çünkü o emri olduğu gibi görür ve böyle görmesi gerekir. Bu da batında kerpicin yeridir. Hatemu'l-evliya, elçiye vahiy getiren melekten değil, onun aldığı kaynaktan (Allah'tan aracısız) almaktadır." İbn Arabi, Fusus, 12.
5. Diyorsunuz ki: "El-Arabi'nin velayet boşluğunun henüz kapanmadığını iddia etmesi kendisinin o boşluğu doldurduğunu ima etmesi anlamına gelmez." a) Bunu istidlal yoluyla çıkardığımı kim söyledi size? Benim, sizin gibi zanla hareket etme lüksüm olmadı, olamaz. b) Yukardaki alıntımı dikkatle okuyunuz, bir isim vermediği kalmıştır. c) İbn Arabi Fusus'unun yukardaki nakli yaptığım sayfadan bir sonraki sayfasında (13) "Adem, henüz su ve çamur halinde iken Hz. Peygamber'in peygamber olduğunu söyleyen uydurma rivayeti naklederek, kendisinin de o tarihte "hatemu'l-evliya" olduğunu söyler. d) Kaldı ki, bu İbn Arabi için hiç de garip değildir. Ömründe birazcık ibn Arabi okuyanlar, onun kendisini göklere çıkarmada ve meth ü sena etmede ne kadar başarılı olduğunu görür. Buyurun: "Bu asırda ubudiyet makamında benim kadar tahakkuk birinin olduğunu bilmiyorum. Çünkü Rasulullaha veraset hükmüyle ubudiyet makamında hedefe ulaştım. Ben, alemde niçbir kimse üzerinde rububiyetin bir hevesi olduğunu bilmeyen halis ve muhlis kulum." İbn Teymiyye, Mecmuu Fetava, 11/439. e) İbn Arabi bir şiirinde şöyle der: "Nübüvvet makamının mevkii Rasulün üstünde ve velinin altında bir yerdir" Şerhu Akideti't-Tahaviyye, 2/743 f) Ben bu kadar derinliğine araştırdığım bir konuda soru sahibi kadar iddialı olamazken, soru sahibi nasıl bir anlayışla sırf hissine dayanarak bilmeden, araştırmadan, öğrenmeden beni suçlama cesaretini gösterebiliyor?
6. İmdi, bu aktardığım şeyleri bilince siz İbn Arabi'yi tekfir etmeye karkarsanız, ben onu size karşı dahi savunmak zorunda hissederim kendimi. Çünkü, süpürücülüğü; yani süpürüp almıya da süpürüp atmayı da sevmem; ayıklamayı severim. Tekfiri tekfir etmişim ben. Fakat gelelim size: Diyorsunuz ki "Size yakışan, Hutbede Hz. ömerin mihir meselesinde yanıldığını mertçe söylemesi gibi, bu konuyu tartıp binlerce insanın o iki insan hakkında yanlış kanaat etmelerini engellemektir. Yoksa Allah(c.c) korusun o iki zat ahirette sizden hatta benden bile davacı olabilirler"
Eyvallah!
Şimdi siz kendileri hakkında yalnızca kulaktan dolma bilgilere sahip olduğunuz ölülerimizi kurtarmak için en azından onlardan daha yakından tanıma imkanına sahip olduğunuz bir diriye yaptıklarınızdan dolayı sizden kimsenin davacı olmayacağını mı düşünüyorsunuz.
İyi tahmin ettiniz; ben sizden davacı olmayacağım: Fakat, bir daha itiraz ettiğiniz konularda itiraz ettiğiniz kişilerden daha fazla emek, ter ve çaba sarfedip his ve heyecanla değil bilgi ve belgeyle suçlamaya kalkınız; çünkü bir başkası bendeniz kadar hukuku konusunda cömert davranmayabilir.
Samimi bir mü’min kardeşim olduğunuza gönülden inanıyorum. Değilse bu cevap için vakit ayırmaya bir başka neden beni ikna edemezdi.
Saygılarımla.