Muhtereme Hanımefendi Kardeşim,
Bu hadisin bu cümlesinin önünde ve ardında gelen ibarelerin rivayet zincirine göre aldığı farklılıklara bakılacak olursa (Buhari, Ebu Davud, Tirmizi, Münavi vd.), ilk dönemden itibaren hadisin nasıl anlaşılacağı hususunda farklı bakış açıları geliştirilmiş. Özetle bu:
1. Mü'min kendini karşısındaki mü'minde seyreder ve kendine çekidüzen verir. Kusurlarını onda görür.
2. Mü’min kişi, kardeşine bakınca gördüğü kusurları hemen ona hamletmemeli, "Acaba karşımdaki kişi kendi kusurlarımı seyrettiğim bir ayna mıdır?" diye sormalı.
3. Mü'min muhatabı olan mü'mine ayna olmalı ve onu edebine uygun olarak düzeltmeli, gözündeki çapağı kendisine göstermeli ve onu daha da güzelleştirmeli.
4. Mü'min muhatabını edebine uygun olarak düzeltmeye kalkınca karşısındaki o mü'mine kızmak yerine teşekkür etmeli. Zira o aynalık yapmıştır. Aynaya kızmamalı.
5. Mü'min içindeki imanı mü'mine yansıtan bir ayna olmalı. Bu yansıma sayesinde iman kardeşliği tesis edilmeli.
Bu ihtimallere dahası da eklenebilir.
Hadisin bir vechinin sebeb-i vüruduna baktımızda sadece mü'minin değil kâfirin de aynası olduğu anlaşılıyor. Çünkü Efendimizin yüzüne gelip onu yeren şeyler söyleyen bir müşrikten söz ediliyor. Demek ki hadisi "insan insanın aynasıdır" şeklinde anlamak da mümkün.
Bu sonuncusu tekellüflü olabilir. Esas olan hadisin tüm vecihlerinin ana cümlesi olan "el-mu'minu mir'âtu'l-mu'min" hitabının efendimizin ashabına verdiği bir inşa dersi olduğunu düşünüyorum. Yani "mü'min müminin aynası olmalıdır, birbirinizin aynası olun, birbirinizi güzelleştirin, birbirinizi güzelleştirmeniz sırasında kırıp dökmeyin, baktığınızdan önce bakışınızı düzeltin, aynanız sisli puslu, sırçası kararıp dökülmüş bir ayna olmasın, doğru gösterin, karşınızdakini yanlış ve yamuk göstermeye kalkmayın, konveks ve konkav aynalar gibi olduğundan farklı göstermeyin birbirinizi, büyüğü küçük, küçüğü büyük, doğruyu eğri eğriyi doğru göstermeyin, hakikat neyse onu gösterin" gibi...
Bu durumda sizin endişeniz tam oturuyor. Burada Efendimizin muallimlik vasfı gereği öğretici ve inşaa edici olma vazifesinden yola çıkarak bunun inşai bir temenni olduğunu varsayarsak, her mü’minin aynalık yapamayacağını, yapanların da doğru aynalık yapması gerektiğini, tabi ki ayna diye baktıklarımızın da doğru gösterip göstermediğini kontrol etmemiz gerektiği sonucunu çıkarırız.