Selamunaleykum ve rahmetullahi ve bereketuh, Hocam, ben bizim internet sitemizin bir bölümünde yazıya döktüğüm (Almanca) yazıları kardeşlerim ile paylaşıyorum. Bazen Almanya?da yaşayan Müslümanların problemlerini işlemeye çalışıyorum. "Tekasur Hastalığı" - "Tahkiki İbrahim?den öğrenmek" - "İslam?a karşı çıkan, futbola da karşı çıkmalı mı?" - "Ramazan: Müslüman olmanın antrenmanı" - "Sağır, kör, dilsiz ama niye?" ? ?Vel Asr!? ? ?Özsuyumuz ahiret bardağına mı, boşa mı akıyor?" gibi konuları işlemeye çalıştım. Haddimi aşıyorum belki ama Allah?ım affetsin. Düşüncelerimi, içimi dökmeye çalışıyorum bu halimizi görünce? Kardeşlerimi artık repçilerden, (sahte!) starlardan, filmcilerden ayırt edemiyorum. Çok üzülüyorum acaba "Nereye bu gidiş" ?fe eyne tezhebun? Ey İnsanlar! Asıl konuya geleceksem; Son yazımda "Diyalogdan Dawaloga hicret..." (Diyaloğu doğru anlamak) konusunu işlemeye çalıştım ve düşüncelerimi yazıya döktüm. Burada bu konuda bayağı sıkıntı yaşanıyor ve kavramın içi ya boş ya da yanlış doldurulmuş? Hayr inşallah... Velhâsıl yazının bir yerinde efendimizin nübüvvet öncesindeki durumunu izah etmeye çalıştım. Önceden de ahlâk yönünden ne kadar iyi biri olduğunu, şirke bulaşmadığını, zulme karşı çıktığını yani hafif grubunun zirvesinde olduğunu anlatmaya çalıştım. Efendimiz o sistemde "tebliğ" edilen şirk ve zulmü görüyor ve tahammül edemiyordu, sancılara girmiş ve bir çare arıyordu; varlık sancısı çekti, sorular sordu, cevaplar aradı... Özellikle de 40 yaşına yaklaşınca ve 40 yaşında nübüvvet gelinceye kadar bu süreç gittikçe zirvelere taşındı ve "Kur?an?ın doğumu" ile sonuçlandı. Bu yorumu yaptım ve sonra yazıyı okuyan bir kardeş ile bir münakaşa yaşadım. Bu yoruma karşı çıktı. Dedi ki, ?nerden biliyorsun bunları?? Allah, onu seçmiş, bitti! Niye o iyi bir insan olduğu için seçildi diyorsun, gibi itirazlarlarda bulundu. Kendine sorular sorduğunu, varlık sancısı çektiğini ve bu gibi şeylerin olduğunu nerden biliyorsun, bana siyerden apaçık deliller getir, dedi. Ben önce Mustafa Hoca ve Muhammed Emin Yıldırım Hoca gibi birkaç hocadan buna benzer yorumlar duyduğumu söyledim ve kendi görüşümün delillerini gösterdim. Sizin de siyer derslerinizde duymuştum; mesela ?varlık sorularını soruyordu, kendine ve özellikle vahiy gelmeden hiraya çekilmeler gittikçe artıyordu? diyordunuz yanlış hatırlamıyorsam? Duha Sûresi ve İnşirah Sûresi de bunun zımnî bir ifadesi gibi, Allahu âlem. Ama hocam siyerde bunları bize söyleyen apaçık deliller var mı? Rivayetler var mı? Yoksa bu bir yorum olarak mı kalacak? Bana bu konuda yardım ederseniz sevinirim. Kaynağı ne tam olarak? Onun varlık sorularını sorması, cevaplar araması, sancılar içinde olması... İnşallah derdimi anlatabildim, sizi Allahu Teâlâ için seviyorum. Hakkınızı helal ediniz lütfen. Ve selamunaleykum ve rahmetullahi ve bereketuh...

Sevgili ilim talibi,

Soruna cevap vermeyeceğim. Niye vermeyeceğimi düşün ve sen bul. Ancak sana bir nasihatim olacak. Unutma ve küpe olarak kulağına tak, "Allah onu seçti ve bitti, o kadar" şeklinde düşünen bir arkadaşın var. Böyle düşünmek mümkün… Bu yeni bir şey değil. "Ben bilmez merkez bilir"ci akılların varlığı insanlıkla yaşıt. Jung insanları tasnif ederken dört arketipten birini de bu tipe ayırır. Bu suç da değil, ama tabii ki yanlış. Fakat böyle düşünen insanın çelişkisi; "delil istemesi"… Böyle bir akla delil yetmez. Böyle düşünen biri delile bakmaz. Delile baksaydı zaten "illet, hikmet, sebep ve sonuç" üzerinde düşünmeden "Allah onu seçmiş, bitti" diye düşünemezdi.

Sizin yanlışınız da ona delil tedarik etmeye çalışmak. Kendi hükmünü "seçti, bitti" diye ortaya koyan biri için yapılacak ilk şey ona deliller sıralamak değildir. Ya nedir? Onun düşünme tarzının yanlış olduğunu, doğru düşünme tarzının Allah'ın yasalarını dikkate alan düşünme tarzı olduğunu söylemektir. Allah'ın en temel yasası: Hikmetsiz, illetsiz, sebepsiz ve gayesiz hiçbir iş yapmamasıdır. Bu O'nun Hakîm, Âlim oluşunun, Habir oluşunun, Basir oluşunun, Semi oluşunun bir sonucudur. Peygamberleri Allah seçer, fakat hâşâ tombala torbasından seçmez. Bunu Allah Rasulü de düşünmüş olmalı ki "Neden ben?" sorusuna adeta cevap olarak (cevaptır, zira ve inneke'deki inne edatı "bir soruya gerekçeli cevap olan "talil" vurgusunu içerir) "Çünkü sen muhteşem bir ahlak üzeresin" buyurmuştur. Yine Hz. Peygamber'in "Ben atam İbrahim'in duasıyım" buyurması da böyle bir okuyuşun neticesi olsa gerektir.

Esasen Allah'ın tüm seçimlerinde mutlaka bir hikmet, bir sebep, bir gerekçe olduğunu söylemeyi zaid addetmesem, burada meleklerin "Neden biz değil de Adem" merakına Rabb’imizin Adem'i seçiş gerekçesini ele alan Bakara Sûresi’nin 30'lu âyetlerinin tefsirini yeniden naklederdim, fakat buna gerek duymuyorum.

Özetle arkadaşınızla akıl guruplarınız farklı. Ve akıl gurupları kan gurubu gibi değişmez değildir, değişebilir ve değiştirilebilir. Eğer yapabiliyorsanız arkadaşınıza önce Allah'ın Hâkim oluşunu anlatınız ve bu konuda onu ikna ediniz. Eğer Hâkim’in hikmetine inanırsa, her ilahî seçimin bir hikmeti, sebebi ve illeti olduğunu da anlayabilir. Aksi halde bunu anlamadan diğerini anlamasını beklemek ona taşıyamayacağı bir yük vurmak olur. Anlayamaz.

Rabb’im bize şükrü layıkıyla eda edilen bir akıl lutfetsin.

Vesselam.