Adetli Kadının İbadetleri Hakkında Ne Düşünüyor?

Adetli Kadının İbadetleri Hakkında Ne Düşünüyor?

Mustafa İslamoğlu, kadınların hayızlıyken oruç tutabileceğini, hac yapabileceğini, Kur’an okuyabileceğini belirtmiş ancak namazdan muaf olduklarını ifade etmiştir.

Mustafa İslamoğlu, kadınların hayızlıyken oruç tutabileceğini, hac yapabileceğini, Kur’an okuyabileceğini belirtmiş ancak namazdan muaf olduklarını ifade etmiştir.  

Namaz hayızlı kadından muaftır. Bunun yorumu hayızlı kadın insanlığın bekası için çektiği bu sıkıntı namaz yerine, ibadet yerine geçmektedir. 

Namazın abdestsiz kılınmamasıdır. Hayız abdeste münafidir.

Özür kanı namaza engel sayılmaz, kıyam, rüku, secde olmadan namaz da olmaz, ama özürlüyse olur...

Söz konusu eserden okuyalım, bu konuyla ilgili araştırmasını Yahudileşme Temayülü adlı eserinde anlatır:

Yahudi geleneğinde âdet hali pislik, âdetli kadın da pis olarak yer alıyordu. Dolayısıyla, âdet günlerinde kadın terk ediliyor, pişirdiği yenilmiyor, tecrit ediliyor, yanına yaklaşıl- mıyordu. Ayrıca mukaddes sayılan hiçbir şeye dokunamıyor, hiçbir ibadet yapamıyor, kitap okuyamıyordu. (Tevrat, Levililer, 15/1-33,18/19.)

Bu sakat yaklaşımı önce Kur’an temelden reddederek âdet halinin bir “rahatsızlık” olduğu hakikatini vurguladı. Yahudilerin propagandalarıyla kafası karışan insanların sorularına bir cevap olarak geldi ayet:

“Sana âdet halini soruyorlar. De ki, o bir rahatsızlıktır. Hayız esnasında kadınları kendi hallerine bırakın, temizle- ninceye kadar onlarla birleşmeyin.”( Bakara 2/222)

Ayeti ve Rasulullah’ın tepkisini iyi anlayabilmek için, Medine’de yaygın bulunan geleneksel Yahudi tavrının ve bu tavra karşı Rasulullah’ın aldığı karşı tavrın çok iyi bilinmesi gerekmektedir.

“Kocanın isteği neyse senin de dileğin o olacaktır” diyor Tevrat. Başlangıçta İsrailoğullarında evlilik, iç güveyliği de- mekti. Erkek, karısıyla birleşmek için ana-babasını terke mecburdu. Sonradan bu gelenek terk edildi. İbrani dilinde “beula” kelimesi “kadın” anlamında kullanılıyordu. Ancak bu kelimenin manası “satılmış” demekti. Bu kelime Yahudilikte kadının gerçek yerini ele veriyordu. Tevrat’tan  örnek     verecek olursak Hoşea, “karısını elli şekele almıştı”. Her ne kadar “Rab diyor: Bana artık “efendim” (baali) demeyeceksin, bana “eşim” (işi) diyeceksin” (Hoşea, 2/17.) gibi ilahi emirlerle bu kötü gelenek silinmeye çalışılmışsa da, İsrailoğulları gene bildiklerini oku- maya devam ettiler. Talmud dönemine kadar erkek karısını istediği her an boşayabilir, lakin kadın kocası ne yaparsa yapsın boşayamazdı. Fuhuş, kadınlar için ölüm sebebiyken     erkekler için adi cürüm sayılırdı.

Âdet hali hakkında geleneksel Yahudi tavrını sahabeden bize gelen sahih rivayetlerden öğreniyoruz. Buna göre âdetli kadının yemeğini yemiyorlar, onun elinden bir şey içmiyorlar, onlarla aynı evde oturmuyorlardı. Bu durum Rasulullah’a sorulunca, şu cevabı verdi:

“Birleşme dışında her şeyi yapın.” (Müslim, Hayd, 3/16; Ebu Davud, Tahare, 102 (258), Nikâh, 46; Tirmizi, Tefsir, 2/24; Nesei, Tahare, 180, Hayd, 8.)

Yahudilere Rasulullah’ın bu sözü aktarılınca şu ilginç gerçeği vurguladılar: “Bizim hükme bağladığımız hiçbir mesele yok ki bu adam ona muhalefet etmemiş olsun.” Yahudilerin bu sözü üzerine konu  hakkında tereddütlü davranan   Üseyd b. Hudayr ve Abbad b. Bişr isimli sahabiler onların görüşlerini Rasulullah’a yeniden nakledince, Rasulullah rengi atacak şekilde kızdı. Bu iki zat Hz. Peygamber’i kendisine süt ikram ederek teskin ediyordu. (Müslim, Hayz, 3; Ebu Davud, Nikâh, 46.)

Rasulullah’ın âdet gören eşleriyle cinsel birleşme dışında her tür ilişkiye girdiğini yine mü’minlerin annelerinin ağzın dan öğreniyoruz.318

Rasulullah âdet gören kadının hac farizasını da eda edebileceğini buyurmuştur. Hz. Aişe, Rasulullah ile hacca çıktığında yolda âdet görmüş, hac edemeyeceğim korkusuyla ağlamaya  başlamış,  lakin  Rasulullah  onu  “bu  şey,   Allah 

Âdem’in kızlarına yazdığı bir yazgıdır, tavaf dışında haccını tamamen  yap” buyurmuştur.319

Kâbe, mescidlerin anasıdır. Eğer, mescidlerin anasında âdetli kadının bulunması caizse, diğer mescidlerde bulun- masında ne gibi bir beis olabilir? Bu meyanda  Allah  Ra- sulü, bayramlarda hayızlı kadınların da camiye gelmelerini emretmiş, erkeklere öğüt verdikten sonra kadınlara da öğüt vermiştir.

Asrı Saadette kadınların Cum’a namazına devam etti- ğini belirten sahih rivayetler olduğu halde320 İslâm Ortaçağı boyunca kadınların camiden soğutulması da aynı geleneksel yanlışın bir devamı olsa gerek.

İbrahim en-Nehai yukarıdaki hadise dayanarak der ki: Hayızlının ayet okumasında bir sakınca yoktur. İbn Abbas da cünübün Kur’an okumasında bir sakınca görmezdi. Hz. Aişe der ki “Nebi (s) her tür halinde Allah’ı zikrediyordu.”321

Yukarıdaki hadisin şerhinde İbn Hacer şunları  söyler:
“Buhari’nin bu babın ismini “Âdetlinin tavaf haric hac- cın tamamını ifa etmesi babı” koymasından maksat hayız- lının ve onun anlam alanına giren cünüp kimsenin hiçbir ibadetten men edilemeyeceğidir. Bilakis âdet ve cünüplük haliyle birlikte zikir olsun diğerleri olsun tüm bedeni iba- detler sahihtir. Hac menasiki de bunlardandır, sadece tavaf hariç.”322

İbn Rüşt, İbn Battal ve diğerlerinin bu hadise dayanarak âdet ve cenabet halinde Kur’an okumakta da bir beis olmadığı sonucuna vardıklarını kaydeden İbn Hacer, söz konusu ulemanın bu sonuca şu istidlalle vardıklarını  aktarmaktadır: Buhari ve Müslim, kitaplarında, hayızlı ve cünübü Kur’an okumaktan men eden hiçbir rivayete itibar etmemişler, sahih bulmamışlardır. Bu konudaki bir rivayete Tirmizi yer vermiştir. “Hayızlı ve cünüp Kur’an’dan bir şey okumasın” (Tirmizi, Tâhâre, 98/131.) mealindeki bu “hadisi” oğlu, babası Ahmed b. Han bel’den sorunca, İbn Hanbel “bu sahtedir” demiştir.

Bu konuyu toparlarken, İslâm ümmetinin klasik çağlarındaki kadına bakış açısıyla, Yahudi bakış açısının çakıştığı  çok bariz bir biçimde görülmekte. Yahudiler âdet halini ba- hane ederek kadını aşağıladılar. Sonraki asırlarda yer eden

Bunu Zehebi el-Mizan, İbn Hacer et-Tehzib’inde nakletmişlerdir. A. M. Şakir, Şerh-i Tirmizi, 1/237. Hadisin ravileri arasında yer alan İsmail b. Ayaş hakkında konuşulmuştur. İbn Ebi Hatim, el-Ilel’inde bu sözün Rasulullah’a değil İbn Ömer’e ait olduğunu söyler. 1/49. no: 116.