Bu soru gargaraya getirilmeyecek kadar önemli

O soru öyle lafazanlıkla, tarizlerle, alınganlıklarla geçiştirilecek kadar basit bir soru değildir. Bu vatanı zerre kad

O soru öyle lafazanlıkla, tarizlerle, alınganlıklarla geçiştirilecek kadar basit bir soru değildir. Bu vatanı zerre kadar seviyorsa adam, bu sorunun doğru cevabını merak etmelidir. Neydi o soru:

`Egemen güçlerin koskoca Osmanlı?nın yıkılışını planlamaya güçleri yetecek, onun yerini neyin alacağını planlamaya güçleri yetmeyecek, öyle mi? Sahi, bunu sizin aklınız alıyor mu?`

İşi taşkaleye getirmeye gerek yok. Bu sorunun doğru cevabını öğrenmeden uyumayan kişi, hakiki vatanseverdir. Çünkü bugünü anlamak için dünü bilmek şart. Yarını kurmak için de öyle. Dününü yalanlar ve masallar üzerine bina eden nesillerin yarını olur mu? Olmayacağı bugünden belli. Alın, şu hale bir bakın! Daha dün sayılacak kadar yakın geçmişte olup bitenler milletten köşe bucak kaçırılıyor.

Ne adına? Ne adına olacak, bir mutlu azınlık saltanatını devam ettirsin diye.

Ne demişti Aristo, hocası Eflatun'a yaptığı itiraz kınanınca: `Hocamı severim ama, hakikati ondan daha çok severim.`  Birini hakikatten daha çok seven adam, yaramaz adamdır.

Laf olsun torba dolsun diye yazı yazanlar olabilir. Bu fakir onlardan değildir. Bu köşeler birer emanettir. Bu köşeleri okuyanların teveccühü, sevgisi, ilgisi birer emanettir. Yazar yazdığı konularda okuyucusuna bir şeyler vermiyorsa, onları ninnilerle uyutuyorsa, bence bu emanete sadakat değildir. Adını siz koyun.

Patronlar, bu köşenin hacmi kadar reklam alsa, bir dünya dolusu para eder. Eğer bu köşeleri yazarlarına tahsis ediyorlarsa, hakkını versinler diye tahsis ediyorlar. Bu da bir hak-hukuk meselesi değil mi?

Ama hepsinden öte, bu ülkenin vatandaşları olarak, hepimize döşen bir görev var: Bu topraklarda dün ne olup bitti, işin doğrusu ne?

Başbakanı bir şiirinden dolayı hapse tıktıran ve daha sonra da başbakan olmasının önünü açanların `kahraman yarattığını` söyleyenler, asıl İngilizlerin yüzyılın ilk çeyreğinde uyguladığı `kahraman yaratma` operasyonunu gözlerden saklayarak, göz boyuyorlar.

Eğer dürüstlerse, bu topraklardaki `kahraman yaratma` operasyonunu baştan almalılar. `Kurtuluş savaşı` adı verilen Türk-Yunan savaşını yeniden ele alıp, işin gerçeğin gün yüzüne çıkarmalılar. Bu ülkenin çocuklarına tarih adı altında okutulan masala karşı çıkmalılar.

Tamam, bu şu konjonktürde mümkün değil. Yasal olarak mümkün değil. `Koruma kanunu` gibi kanunlar, bu konularda konuşanın canını yakıyor. Bunu kabul ediyorum.

O zaman, `kahraman yaratmak` falan diye efelenmesinler.

Buna kahraman yaratmak mı diyorsunuz siz? Bu nasıl kahraman ki, seçmenine verdikleri sözün bir tanesini dahi tutamayacak kadar iktidarsız?

Eğer ortada yaratılmış bir `kahraman` olsaydı, bazı kellelerin gideceği tehdidiyle istediğini indirir, istediğini bindirirdi.

Eğer ortada yatılmış bir kahraman olsaydı, farklı ses çıkarana kaşını çatar, kaşını çattığı bir daha yerinden kalkamaz olur, başına türlü felaketler gelirdi.

Eğer ortada yaratılmış bir kahraman olsaydı, as deyince astırır, kes deyince kestirir, vur deyince vurdurur, kır deyince kırdırırdı.

Eğer ortada yaratılmış bir kahraman olsaydı, kızını dahi okutmak için yad ellere muhtaç olmaz, tesettür yasağı gibi dünyanın en saçma ve en rezil yasağını savunanları, kurdurduğu özel mahkemelerin eline icabına bakılmak üzere teslim ederdi.

Eğer ortada yaratılmış bir kahraman olsaydı, bu milletten ilk `kahraman yaratma` operasyonunda alınan yetkileri geri alır, millete verirdi.

Görüyorsunuz, yeni bir `kahraman yaratıldı` diye telaşa gerek yok. Buna inanmamız için, ilk operasyonun sonucunu iptal etmek gerekir. Ortada böyle bir şey gören var mı?