Kölelik ve Cariyelik Hakkında Ne Düşünüyor?

Kölelik ve Cariyelik Hakkında Ne Düşünüyor?

İslamoğlu Akabe Vakfı’nda yapmış olduğu Tefsir dersinde söz konusu Nisâ 4/24-25. Ayetler hakkında şu yorumları yapmıştır:

Vel muhsanatü minen nisai illâ ma meleket eymanüküm Meşru şekilde sahip olduklarınızın dışında bütün evli kadınlar da haramdır. Muhsanat aslında 3 anlama birden gelir. Hem evli, hem iffetli, hem de hür anlamına birden gelir, hepsi de eşit ağırlıktadır bu anlamların. Yani meşru şekilde sahip olduklarınızın dışında bütün evli kadınlar. Bu ma meleket eymanüküm ü çoğu zaman kadim müfessirler hep cariyeler olarak almışlar. Ancak bu ibarenin en doğru anlamı, meşru şekilde sahip olduklarınızdır. Ki savaş esirleri de tabii ki bunların içinde yer alır.İslam’da savaş esirliği müessesesinin İslam tarafından getirilmediği tarihi bir gerçek. İslam kucağında bulmuştur bu problemi. Tüm dünyada savaş esirliği problemi vardı zaten. İslam savaş esirliğinin alabildiğince yüksek boyutlarda yaşandığı bir çağda doğdu. Bu çağın bir problemi idi. Bu probleme İslam öyle bir çözüm getirdi ki ucu açık bir çözüm. Yani ayetlerin iniş süreci içerisinde kapanmadı bu problem. Ama uzun yüzyıllara yaydı, İslam bu problemi toplumsal bir yara haline gelmeden uzun yüzyıllar içinde bitirdi. Savaş esiri diye bir problemi koymadı İslam.O günkü uygulama şöyle gerçekleşiyordu. İslam’ın geldiğinde İslam’ın uygulaması şöyle oldu; O günün şartlarında bu hukuk kadın savaş esiri koruyucu bir aileye veriliyordu. İslam bu çerçeveyi çizmeden önce savaş esiri, esir alan kimsenin istediğine hediye olarak sunabileceği, istediğini cinsel sömürü aracı olarak sunabileceği bir meta gibi idi. Adeta evde istediğine tutabileceği bir şeker gibiydi.İslam bu kapıyı kapattı. Bir hukuk getirdi, kural getirdi ve bunun bir zina olduğunu açıkça ifade etti ve bu noktada savaş esirini doğrudan hukukun eline, otoriteye teslim ettirdi. Yani savaşta ele geçmiş bir kadın, hiçbir zaman ele geçiren insanın değildi. O otoriteye teslim edildi. Otorite ona bir koruyucu aile buldu. Koruyucu aile. Eğer savaş esiri kocasıyla birlikte esir olmuşsa kesinlikle aile bağına dokunulmadı. İslam bu şartı getirdi. Oysa o çağda kocası ile de esir olsa, çocuğu ile de esir olsa hepsini bir yere atıyorlar, yuvayı dağıtıyorlar, aile bağını koparıyorlardı.Yine o çağda eğer tek ele geçirilmişse savaş esiri cinsel ihtiyacı ya koruyucu ailenin reisi tarafından karşılanıyordu ya da evlendirilmek durumundaydı. Fakat hizmeti sürüyordu bu durumda. Bir başkası ile evlendirilse dahi koruyucu aileye olan hizmeti, bu akdi sürüyordu. Çünkü bu bir sözleşmeye dayalı idi.Çocuk doğurursa eğer savaş esiri olan kadın otomatik olarak kocası ölünce hür oluyordu. Ama hiçbir zaman çocuk doğuran savaş esiri bir kadın artık bir daha kimseye devredilemiyordu. Olduğu yerde kalıyor ve hürleşiyordu.Yine savaş esiri bir kadın onun bunun cinsel objesi olarak kullanılması yasaklanıyordu. Savaş esirinin velisi kanuna karşı onu korumakla yükümlüydü. Sorumluydu. Eğer onu cinsel bir obje gibi sağa sola verecek olursa bunu yasa zina olarak değerlendiriyordu. Yani savaş esiri ile onun teslim edildiği koruyucu aile arasında nikaha benzer bir sözleşme, kuralları olan bir sözleşme vardı.İşte bu sınırlamaları getirdikten sonra İslam hukuku, ondan sonra bu esirleri sıfırladı. Öyle kurallar getirdi ki doğuran kadın otomatikman hür oluyordu. Bir günah işlediğinde örneğin hata en adam öldüren bir kimse, bir esiri özgürlüğüne kavuşturmakla yükümlü idi. Yine bir takım günahlarda, bir takım suçların karşılığı cezası esiri ya da köle bir kimseyi azat etmek olarak öngörülmüştü Kur’an da. Yani böylece eldeki esir ve köle stokunu tüketirken, yeni esirlerin de kapısını kapatacak uygulamalar getiriyordu İslam.


ALLAH’A kulluk edin ve O’ndan başka hiçbir şeye ilâhlık yakıştırmayın; ana-babaya ve akrabaya, yetimlere ve yoksullara, kendi çevrenizden olan komşulara ve yabancı komşulara, yanınızdaki dosta,yolcuya ve meşru şekilde bihakkın sahip olduklarınıza iyilik yapın!Unutmayın ki Allah kendini beğenmiş küstahları sevmez. (Nur 24/36)

ve ma meleket eymanüküm Ve meşru şekilde sahip olduklarınıza da iyilik edin.Burada öncelikle köleler anlaşılır. Onlara yapılacak iyilik, bir köleye yapılacak iyilik nedir? Bir köleye yapılabilecek en büyük iyilik onu özgürlüğe kavuşturmaktır.


Bakara 177. ayette zekat masraf yerleri sayılırken ve fiyrrikab ve boynu kölelikten kurtarılacak olanlar da sayılır. Yani kölelikten kurtarılacak insanlar.İşte buradan yola çıkarak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Kadim kölelik kurumunu ortadan kaldırma yolunda atılmış bir adım daha. Kur’an, kadim olarak gelen kölelik müessesesini, kurumunu sosyal bir yaraya dönüştürmemek için aniden iptal etmek yerine böyle peyderpey, aşama aşama, onun kökünü kurutacak bir takım tedbirler almıştır ki bu surenin, nisa suresinin ilk sayfasını tefsir ederken orada da birkaç ayete bu meyanda değinmiştim. İşte bu ayette bu çerçevede ele alınacak ayetlerden biridi


Kur’an’ı Anlama Yöntemi adlı eserinde ise şu ifadeleri kullanmıştır:


Kölelik ve cariyelik: Kur’an o günkü hayatın bir parçası olan bu olguyu görüyor, reddetmiyor, lakin kabul de etmiyor, belli bir süreç içerisinde ortadan kaldırmayı hedefliyor.


Enfal 67, özel durumlar hariç bir peygambere insanları esir etme-nin yakışmayacağını söylüyor. Muhammed 4. ayet, savaşta esir alma konusunda hükmü belirleyici son ayettir. Alınan esirleri köleleştirmek yerine bedelli-bedelsiz bırakmayı em-reder. Ayette “ya da esir alıp köleleştirme yoluyla” (ve immâ istirkâkan/esran) diye üçüncü bir şık bulunmamaktadır. Hz. Peygamber savaş esirlerini köleleştirmemiştir. Ya Bedir esir-lerinde olduğu gibi fidye karşılığında, ya da 100 ailelik Beni Mustalık esirleri ve 600 kişilik Hevazin esirlerinde olduğu gibi karşılıksız serbest bırakmıştır. Çok ender olarak da koruyucu aile yanında muhafaza edilmelerine izin vermiştir (bkz: Nisâ 24). yoluyla hürleri köleleştirmek. 

b) Faiz borcu gibi maddî gerekçelerle borçluyu köleleştirmek.

c) Savaşlar.

d) Köle ailelerin miras ya da satın alma yoluyla ele geçen çocukları.

 Vahiy ilk ikisini yasakladı. Üçüncü kalemi bu ve benzeri ayetlerle geçersizleştirdi. Dördüncü kalemi ise azat etme yoluyla eritti. Kur’an, mevcut köle stokunu eritmek için şu üç hususta köle azadını emretti: Bozulan yeminlerde (Maide 89), hata ile öldürmede (Nisâ 92), zıhar yemininde (Mücadile 4)... Ayrıca zekâttan köle azadı için pay ayrılmasını (Tevbe 60), azatlık sözleşmesi yapılmasını (Nur 33), evlilik yoluyla köle/cariye kadınların özgürlüğüne kavuşturulmasını (Nur 32) özendirdi. Bir boynu kölelikten kurtarma çabası içinde olmayanı vahiy daha ilk yıllarda kınadı (Beled 11-12). ortadan kaldırılmasını sağlayabilirdi ve sağlamalıydı. Buna rağmen Müslümanlar yüzyıllar boyunca köle ve cariye sahibi olmaya devam ettiler. Kur’an onlara köle meselesini kökten çözmek için gidecekleri yönü göstermişti. Biz buna “teşri yönü” diyoruz. Kur’an mü’minlere “Bu istikametten gidin” dedi. Fakat onlar Kur’an’ı izlemek yerine, atalar geleneğini izlediler. Köleci ve cariyeci geleneği Kur’an’ın hedeflerine arz edecekleri yerde, bu gayr-ı insani geleneği İslam’a dâhil ettiler. SAYFA (380-381)