Korkanın Tedbiri Şaşar

`Zelûl` ile `zelîl` arasındaki farkı bilir misiniz? Zelûl `asil` olana, zelîl `cibilliyetsiz` olana denir. Birincisi Kur'anî bir kavramdır. Mülk suresinde buyurulduğu gibi, yeryüzü insana `zelûl` kılınmıştır. Yani, emre âmâde kılınmış, boyun eğdirilmiştir. İnsanoğlunu omuzlarında gezdirir, fakat bu onun için zillet değil şeref olur. Toprak da zelûl kılınmıştır; üstüne basarsınız, fakat her şeyinizle ona muhtaçsınız. Onu çiğnemekle zelîl kılamazsınız.

`Zelûl` ile `zelîl` arasındaki farkı bilir misiniz? Zelûl `asil` olana, zelîl `cibilliyetsiz` olana denir. Birincisi Kur'anî bir kavramdır. Mülk suresinde buyurulduğu gibi, yeryüzü insana `zelûl` kılınmıştır. Yani, emre âmâde kılınmış, boyun eğdirilmiştir. İnsanoğlunu omuzlarında gezdirir, fakat bu onun için zillet değil şeref olur. Toprak da zelûl kılınmıştır; üstüne basarsınız, fakat her şeyinizle ona muhtaçsınız. Onu çiğnemekle zelîl kılamazsınız.

At zelûldür, katır zelîl.

At kendi işini kendi görebilir, kendi hayatını kendisi idame ettirebilir. İnsana hizmeti, bir avuç arpa için değildir. Asildir, dostla düşmanı ayırt eder. Dosta düşman, düşmana dost muamelesi yapmaz. Dost gibi davranıp da kendisine kötülük yapanları da ayırt eder. Yeri geldiğinde de cezalandırır. Katır için fark etmez. Cibilliyetsizdir, kırk yıllık sahibini de tepebilir.

Tilki zelîldir. Kurt ne zelîldir, ne zelûl. Köpeklerin azı zelûldür, çoğu zelîl.

Köpekler başlangıçta kurt idiler. Zelîl olmazdan önce havlamazlardı. Havlamaya başladıktan sonra zelîl olmadılar, zelîl olduktan sonra havlamaya başladılar.

Bilindiği gibi köpeklerin burnu çok gelişmiştir. Bu da doğaldır, zira bir canlı en çok neresini kullanırsa orası gelişir. Köpek de burnunu kullanmıştır. Köpekler zelûl ve zelîl olmadan önce burunlarını avlarının kokusunu almak için kullanırlardı. Zelûl olduktan sonra sahiplerinin kokusunu almak için kullandılar. Zelil olduktan sonra ise kemik kokusunu almak için.

Köpeğin koku alma duyusuyla havlaması arasında doğrudan bir bağ vardır. Köpeğin korkuya oynamasının sebebi anlaşılırsa, bu bağ anlaşılmış olur.

Evet, köpekler korkuya oynarlar. Bu yönüyle cin gibi oyuncudurlar. Nasıl mı? Şöyle:

Birini fark ettiklerinde önce başlarını kaldırır ve çevirirler. Bu ilk harekettir. Bu ilk hareketle ikinci hareket arasındaki kısa zamanda tüm maharetlerini burunlarına yüklerler ve saniyeler içinde koku tahlili yaparlar. Merak ettikleri şudur: kendisinin bu ilk hareketi muhatabı korkuttu mu, korkutmadı mı?

Muhatap eğer köpekten korkuyorsa, bunu köpeği görür görmez salgıladığı hormonla belli eder. Bu hormon güçlü salgılandıysa köpek doğrudan saldırıya geçer. Eğer köpek bundan emin değilse, bu kez ikinci hareketine geçer. O da hırlamaktır.

Muhatabın korkup korkmadığı bu kez daha iyi anlaşılır. Eğer burnuna korku hormonunun kokusu gelmiyorsa, sadece hırlamakla yetinir. Hatta iş tersine döner, kendisi korkmaya başlar. Zira korku hormonu köpeğin cesaretini ve cüretini artırır. O kokuyu alamadığı zaman, zavallılaşır ve kuyruğunu kıstırıp uzaklaşır.

Yok almışsa, bu kez üçüncü aşamaya geçer ve saldırı işini blöf olmaktan çıkarıp ciddiyete bindirir. Korkan muhatabın salgıladığı korku hormonu ne kadar güçlü olursa, saldırgan köpeğin cüret ve cesareti de o oranda artar.

Korku hormonundan aldığı cesaret ve cüretle köpek, muhatabı üzerindeki hakimiyetini fark eder. Artık onun ipleri kendi elindedir. İsterse üstüne atlar, isterse kovalar, isterse elindekini bırakıp kaçmasını sağlar, isterse ısırır. Yani köpek özne, korkak muhatap nesnedir. Oyun kurucu rolü köpeğe geçmiştir ve insan köpeğe yenilmiştir.

Akıllı bir varlık olan insan bir köpeğe nasıl yenilir?

Bu sorunun tek cevabı vardır: Korku. Zira korku sadece korkanın aklını dumura uğratmakla kalmaz, korkulan karşısında sahibini nesneleştirir. Korkanın tedbiri şaşar, süngüsü düşer, azîz olduğu halde zelîl olana yenilir.

Sonuçta muhatap, kendi korkusunun cezasını çeker.

Ve böylece anlaşılır ki, köpeklerin saldırganlaşması, biraz da korkaklar yüzündendir. Hatta korkaklar, bu zaaflarıyla başkalarına da bilmeden zarar verirler. Köpeklerin cesaret ve cüretlerini artırarak, onları usluyken saldırgan hale getirirler.

O halde ne yapmalı?

Bazıları bu soruya: `Korktuğunu belli etmemeli` diye cevap verir. İşte ben bu cevabın geçersiz olduğunu izah etmek için bunları yazdım. Korkaklık, insanı içten yıkar. İçten yıkılan dıştan verilecek destekle ayakta duramaz. Dursa da işe yaramaz.

Hepsi iyi güzel de, korku insanda fıtri bir duygudur, yok edilemez ki?

Yerden göğe haklı ve doğru. Fakat bir o kadar doğru olan bir hakikat var: Korku yok edilemez, fakat terbiye edilebilir. Vahiy işte bunun için `korku terbiyesi` üzerinde çok durur. `Allah korkusu/Mehafetullah` (gerçekte Allah'ın sevgisini yitirme korkusu), bu terbiyenin direğidir. Yüreği dik tutar. Yüreği dik duran, hormonlarına sahip olur. Hormonlarına sahip olan, saldırgana cüret ve cesaret vermez.