Kur’an Dışı Vahiy Hakkında Ne Düşünüyor?
Kur’an Dışı Vahiy Hakkında Ne Düşünüyor?
27 Mayıs 2016
Kur’an dışı vahiy iddialarının temelinde, Kur’an’ın yetersizliği fikri yatar. Başta Hz. Rasul’ün sözleri ve davranışları olmak üzere Kur’an dışında herhangi bir şeyi vahiy ilan etme emareleri Hicri ilk yüzyılda görülmeye başlandı. Fakat vahyi vahy-i metluv (tilavet olunan vahiy) ve vahy-i gayr-ı metluv (tilavet olunmayan vahiy) diye ikiye ayırma bid’atı, Hz. Nebi’nin vefatından yaklaşık iki yüzyıl sonra ortaya çıkmıştı.35 Oysa Kur’an Rasul’ün kendi sözünü Allah’a nisbet edemeyeceğini, bunu yapması halinde onun şah damarının kesilip koparılacağını açıkca söylemişti (Hâkka 44-46). Bu bid’at, Kur’an’a ve Allah Rasulü’ne rağmen Hicri 3. yy’da Müslüman ilahiyatının ana akımına dönüştü. Kur’an dışında kendinden bir şey yazılmasını ısrarla yasaklayan Hz. Nebi’nin mücadelesi böylece boşa çıkarılmıştı.

Daha İbn Abbas hayattayken lâ vahye ille’l-Kur’an (Kur’an dışında vahiy yoktur) demek zorunda kalmışsa, dinin genleriyle oynayan bu iddianın tohumları hayli eskiye gidiyor demektir (Tahavi, Şerhu Muşkili’l-Âsâr, Beyrut 1415/1994, XIV, 466). Fakat Allah Rasulü döneminde hiç kimsenin Kur’an dışında vahiy olduğu iddiasını dillendirmeye cür’et edemediğinden eminiz. Zira ortada tek bir delil yok. Böyle bir iddia cüretlerin en büyüğüdür: Zira bu iddianın sahibi, bir sözün vahiy olup olmadığına karar verme yetkisini kendisinde görüyor demektir. Fesübhanallah!.. Gayr-ı metluv vahiy olduğunu iddia edenler, bu iddialarına Enfal 7, 9, 10; Fetih 15 (ki Âl-i İmran 167-168’e atıftır) ve Tahrim 3 gibi ayetleri; ayrıca namaz, abdest, zekât, humus, Cuma, Hudeybiye, Hayber, ganimet vs. gibi hususları gösterirler. Bunların hiçbiri, Kur’an dışı vahyin varlığına delil olamaz. Kur’an dışı vahyin imkânsızlığına dair mukni eserler yazılmıştır. Bunların en güzelini bir hadis allamesinin yazmış olması bu ülke Müslümanları için iftihar vesilesidir (Bkz: M. Said Hatiboğlu, Hz. Peygamber ve Kur’an Dışı Vahiy, Ankara 2009). Kur’an’ın yetersizliği fikrine dayalı “vahy-i gayr-ı metluv” iddialarına hemen her yerde getirilen ilk delillerden biri namazın kılınma şekli ve rekat sayılarıdır. Bu bir istismardır. Üstelik bu istismar üzerinden bir yığın rivayet üretilmiş, soğanın sarımsağı referans göstermesi hesabı birbirini referans göstermiştir. Buna Hz. Cebrail’e Hz. Nebi huzurunda namaz kıldıran rivayetler de dâhildir (Krş: Şâtıbi, el-Muvafakat, Kahire ty., III, 52). Oysa namazın şekli ve rekat sayısı Hz. İbrahim, Hz. Musa ve Hz. İsa üzerinden kesintisiz gelen ve nesilden nesile aktarılan bir sünnet-i ameliyyedir. Yahudiler namazı şekli, vakti, rekatı (yatsı hariç) aynen bizim namazımız gibi kılmaya halen devam etmektedirler. Buna Haham Ben Abrahamson’un yazdığı “Resimli Yahudi Namaz Hocası” adını verebileceğimiz eser şahittir: (Prayer Positions Tracing the derivation of prayer positions from Torah, to temple Times, to Modern Practice, 2010) Sünni rivayetçiler hadis ve sünneti Kur’an dışı vahiy ilan ederken, Şii rivayetçiler İmamlar yoluyla gelen rivayetleri ve onların sözlerini Kur’an dışı vahiy ilan etmiştir. Bunun da üstüne tüy diken bir de Fatıma Mushafı iddiası vardır. Şia’nın Buharisi Kuleyni, Cafer Sadık’tan şöyle bir rivayet nakleder: “Fatıma Mushafı, Allah Rasulü’nün vefatından sonra bir meleğin ona beyan ettiği ve Ali’nin yazdığı mevzulardı. Bu mushaf, Kur’an’dan başka bir şeydi.” (Kuleyni, Usul-i Kâfi, Tahran 1388, I, 298, bab: Fihi Zikru’s-Sahife ve Mushafu Fatıma, h. No: 2). İnsana saç-baş yolduran bu tür rivayetlere, yine Şia içerisinden ciddi itirazlar yönelten âlimler çıkmıştır. Tıpkı Sünniler içerisinden Kur’an dışı vahiy iddialarına itiraz eden âlimler çıktığı gibi.

Kaynak: Kur’an’ı Anlama Yöntemi/Tefsir Usulü (Sayfa: 49-51)Mustafa İSLAMOĞLU