Siretü’l Kur’an 15. Ders-“En hakiki ve yalansız siyer Kur’andır”

 

SİRETÜ’L-KUR’AN – 15. DERS

EN HAKİKİ ve YALANSIZ SİYER KUR’AN’DIR- 28.04.2019

Değerli dostlar, hepinizi selamların en güzeliyle selamlıyorum. Selamun aleyküm, sabahu’l-hayr, sabah bi hayr, rojbaş, pari rui, good morning, guten morgen, huten morgen, bonjour, bonjorna, dobro utro, cindobre, selamat pagi, ohayoou gozaimasu, boyanisdiyanis, zaoen, haberi, yoraget, şalom… İnsanlar birbirlerini neyle selamlıyorlarsa, dünyanın herhangi bir yerinde birbirlerine nasıl hoşsam edieyliyorlarsa, ben de sizleri öyle hoş geldiniz diyor ve hayırlı günler diliyorum.

Bugün şükürler olsun 15.Siretü’l Kur’an dersimizde yine birlikteyiz beraberiz. Bugün etabımız yepyeni bir etap. Kur’an’ın burçlarından birine daha birlikte tırmanacağız. Kur’an’ın her burcu her süresi bir burç, her burcu zor yokuş. Bu zor yokuşu nefesi yetenler tırmanıyor. Zor yokuşun zor oluşu bunu okumak değil ki ezberlemek hiç değil. Zor yokuşun zor oluşu, onu hayata koymak, hayatın içine koymak. Onun için zaten bugüne kadar Kur’an’ı mahrum bırakmamız, mahcup bırakmamız, öksüz bırakmamız, yetim bırakmamız ezberleyenlerin noksan olduğundan değil ki. Yani az ezberlendiği için bir Kur’an’ı mecruh bırakmadık ki, öksüz bırakmadık ki veyahut da duvarlara az azdığımız için mecruh bırakamadık, yalnız bırakmadık, öksüz bırakmadık ki… Kur’an’ın zor yokuşunu tırmanmaya gönlümüz el vermedi. Daha doğrusu gözümüz yemediği için takas ettik. Kolay olanı tercih ettik. Çünkü seslendirmek yaşamaktan daha kolaydı. O zor yokuşu tırmanmaktan daha kolay olan duvara asmaktı, suyun içine üfleyip içmekti, ezberleyip onunla yetmiş kişiyi Allah’ın elinden almaktı, haşa! Bunları yaptık hep. Aslında insan Kur’an’ın hedefleriyle Kur’an’ı alet ederek savaşır mı? Yani Kur’an’ın hayat tarzıyla Kur’an’ı alet ederek savaşır mı? Biz bunu yaptık, biz bunu çok yaptık.

Bugün dersimizin konusu en hakiki ve yalansız siyer Kur’an’dır. Evet, en hakiki, en yalansız siyer Kur’an’dır. Yani sevgili Resulün, elçimizin hayatını en doğru nereden öğrenebilirim sorunuz varsa bu sorun hiç tereddütsüz cevabı Kur’an’dır derim. Çünkü Kur’an Allah Resulünün hayatından en yalansız, sıfır yalanla bahseder. Onun için, onun dışında kalan tüm siyerler defoludur, katkılıdır, G.D.O.ludur, genetiği değiştirilmiş organizmalar içerir. Onun için yani kültür siyeridir. İçine insan yapımı birtakım şeyler karışmıştır. O insan yapımından kastım uyduruk kaydırık şeyler olduğunu biliyorsunuz.

  1. DUHA(VE ŞERH) SURESİNİN UD’E MESAJI

Duha. Aslında şerhi de bu derste işlemeyi düşündüm. Fakat şerh diyorum ben, inşirah diye biliyorsunuz sizler. Bende galat olmasına rağmen bu ismi mealimde kullandım. Yani beş kere kaldırdım beş kere koydum, beş kere kaldırdım beş kere koydum. Nasıl bir şeydir yani. Düzelt düzel bitmiyor, böyle çok fazla problem çıkarmayan galatlara da dokunmuyorum. Neden? Çünkü “Elem neşrah leke ”deki kelime inşirah değil, şerh.

Bilgini otantik olması; o bilgiye sadakat, o bilginin kaynağına sadakattir. Müminin ne mümini bırakın mümini, insanın hakikat diye bir derdi olmalı. İnsan diye, adam diye, hakikat diye bir derdi olana denir. Hakikat diye derdi olmayan insan her türlü yalanı yemeye, yutmaya hazırdır. Eğer yalanı yemeye, yutmaya hazırsa o zaman yalancılara gün doğar; hakikat eri ise taşlanır. Onun için şerh suresi yani inşirah suresiyle beraber ele alacaktım. Hz. Ömer mesela bu ikisin birlikte okumuş namazda. Allah Resulünden de bu vaki. Hatta hatta Şia bu ikisini bir sure sayar. Şia da belki istisnaları vardır onları bilmiyorum. Ama Şia’da genel ana damarın bu olduğu söylenir. Fakat iki ayrı suredir. Bu ikisi konu bütünlüğü itibariyle birbirleriyle örtüştü için bazıları bu aynı sure tek sure saymışlar. Fakat ben burada bırakın İnşirah suresiyle birlikte, Duha’yı tek başına yetiştireceğimden bile emin değilim.

Tabi surenin uydurulmuş dine mesajı var Dua suresinin, Şerh suresinin de. Uydurulmuş dine mesajı aslında çok açık. Allah Resulü’nün hayatına dairdir uydurulmuş din ve uydurulmuş dincilere mesajı. İndirilmiş din Duha’nın kendisidir. Duha’nın konusu Allah Resulü’nün geçmiş hayatı. Yani Abdullah oğlu Muhammed’ken ki hayatı.

Kur’an’da Elçi’nin elçilik öncesi hayatı

Şimdi bakalım; her insan gibi yetim kalandır Allah Resulü, yetimdir. Delalette olandır, bunu tercüme dahi etmedim. Çünkü gerçeğe dayanamayan ama kendini Müslüman diye adlandıran bir kütle var, kitle demiyorum insanlık kanseri olduğu için kütle diyorum, kütle var. Nedir sorunları? Sorunları Allah’a bile dayanamıyorlar, inandık dedikleri Kur’an’a bile dayanamıyorlar.

Diyor ki Kur’an ” Ve vecedeke dallen feheda. ” “Seni delalette bulup Allah hidayete erdirmedi mi?” Çok açık dalalet, delalettir. Dalalet, dalalettir. Ne deyim yani şimdi burada, nasıl incelttiğim, nasıl yontayım, nasıl hafifleteyim, nasıl gramajını eksilteyim, nasıl çalayım bu ayetten söyler misiniz?

Kıymete kanaat etmeyenlere kıymet yetmiyor. Allah’tan razı olmak budur. Allah’tan razı olmayandan Allah razı olmaz. Allah’tan razı olmak Allah’ın ilahi kelamdan razı olmaktır. İlahi kelamdan razı olmakta bunu böyle bilmektir. Evet, dalalette olandır Abdullah oğlu Muhammed. Her insan gibi yetim kalandır, eksilendir yani muhtaç halde birilerine yük olandır.

Evet, 8.ayet “ Ve vecedeke ‘â-ilen “ Seni birilerine yük olarak buldu .”Fe eğna” yok zengin yapmadı o demek değil servetten müstevi kıldı, dünyaya eyvallah etmez biri kıldı, geleceğiz. İçi daralan yüreği sıkışan biri inşirah bir “Ellem neşrah leke sadrak” Evet, “senin göğsünü genişletmedik mi?” Göğsünü genişletmedik mi? Göğüsüm daralıyor, içim daralıyor, içim sıkışıyor cümlesini ettiğinizde siz, içinizin santim metresinin santim metre küpünün daraldığını mı söylüyorsunuz ki göğsünüzün genişletmesini söyleyince açık kalp ameliyatı bize tarif ediyorsunuz. Bu mu yani? Dolayısıyla oraya da geleceğiz. İçi daralan biridir Abdullah oğlu Muhammed, yüreği sıkışan biridir, ağır sorumluluktan beli ikiye bükülen biridir.

” Ve vada’nâ ’anke vizrâk Elleziy enkada zahrâk. ” “Senin yükünü sırtından aldı”. O yük ki belini iki katlamıştı, ikiye katlamıştı.

Zorlanan ve onları aşmak için çaba gösteren Şerh suresi İnşirah suresi 5.ayet. Yani böyle bir çerçeve çizdim. Kur’an’da elçilik öncesi hayatına dair en sağlam veriler bunlar, elçilik öncesi hayata dair.

Peki sevgili peygamberimizin elçilik öncesi hayatına dair Kur’an daha fazla bilgiyi niye vermedi? Güzel bir soru aslında bu soru. Niye vermedi biliyor musunuz? Bize örnek olan elçi olmadan önce ki Abdullah oğlu Muhammed değil de ondan. Bilmem anlatabiliyor muyum? Yani bize örnek gösterilen Allah Resulü Muhammed, Abdullah oğlu Muhammed değil. O ancak bize ibret olarak gösterilir. Ve bakın böyleydi Allah böyle yaptı. Yani Allah Resulü’nün yetim olması örnek gösterilecek bir şey değil ki… Yani yetim olmak sünnettir diyemezsiniz ki böyle bir cümle kuramazsınız ki… Ben kurdum başıma neler geldiğini bilmiyor musunuz? Dolayısıyla yani cümle çomar yani Ehli Sünnet vel çomarin üstüme şehvetle saldırdılar anlamak bile istemediler, anlamak bile istemediler. Zira öğrenecek yerlerini elleriyle yok etmiştiler, eğitilemez bir güruh. Onun için öyle diyemezsiniz.

Yani “Allah Resulü yetim doğdu dolayısıyla yetim olmak sünnettir” diyemezsiniz ama bunu diyenler bile hatta yapanlar bile olmuş biliyor musunuz? Çok ilginç 63 yaşında öldü diye 63 yaşından itibaren mezar gibi bir yer eştirip oraya girenler var biliyor musunuz tarihte? Evet, karıştırın, araştırın kitapları ve sayfa numaralarını bulursunuz, ilginçtir. Böylede anlayanlar oluyor garip.

Mesajlar. Peygamberlik öncesine ait sizi ilgilendirmesi gerekenler bu kadar. Niye bu kadar? Yani peygamberlik öncesine ait niye bu kadar seçme ve kısa bilgi var?

  1. Peygamberlik öncesine dair sizi ilgilendiren şeyler bunlar.
  2. Bundan öte yalanlar düzüp koşmayın. Hem peygamberim diyorsunuz, Resulüm diyorsunuz hem de onun adına yalanlar uyduruyorsunuz. Yani gerçekle iktifa etmiyorsunuz peygamberi sevdiğinizi söylüyorsunuz ama sevdiğiniz kimseyi bir yalan denizi ortasına koyuyorsunuz. Onun etrafına yalandan bir hale örüyorsunuz. Nasıl yapıyorsunuz bunu? İnsan sevdiğine bunu yapar mı? İnsan sevdiğini gerçeğini yalana dönüştürür mü? İnsan sevdiğinin üzerine toz kondurmazken siz sevdiğinizin üzerine nasıl yalandan dağlar inşa ediyorsunuz?

Helak olmuş toplumlar gibi sizde elçinizi insanlıktan çıkarmayın. Bunu söylüyor aynı zamanda Duha suresinin ve İnşirah suresinin Allah Resulü’nün peygamberlik öncesi hayatından bahseden o hepi topu altı-yedi cümle.

Hakikat yalana muhtaç olmaz yalana muhtaç olanda yalandır. Öyle değil mi? Eğer bir şey yalana muhtaçsa o şey gerçek değil. Gerçek yalanla takviye edilir mi sizce? Yani gerçeğin yalana ihtiyacı olur mu? Gerçekse zaten yalandan imdat ister mi? Yardım ister mi? Yalandan imdat isteyen yalandır. Bir tip düşünü ki bir şey söylüyor size delil olarak da yalan söylüyor. Söylediği şeyin yalan olduğuna oradan inanabilirsiniz. Çünkü gerçek yalana ihtiyaç duymaz. O nedenle bir başka derste mesajda bu.

İnsan nebiyi uydurduğu sahte imaja kurban edenler gerçekte peygamber katilidirler. Evet, peygamber iki türlü öldürülür. Bir; İsrail oğullarının bazı peygamberlerine yaptıkları gibi onu bir zat öldürürsünüz. İşte Yahya peygambere yapılan, işte Zekeriya peygambere yapılan, işte İsa’ya ve Yeremiya (16.25DK ?) peygamberlere yapılan şeyler işte İsmail (?) peygambere yapılan şeyler. Yani öldürürsünüz canına kast edersiniz. Allah Resulünün de canına kast edildi başaramadılar. Ama ikinci öldürme tarzı daha vardır. Bu öldürme tarzı birinci öldürme tarzından bin kat daha beterdir. Bir peygamberin bedenine dokunmazsınız ama misyonunu öldürürsünüz. Misyonunu öldürmek aslında peygamberi öldürmektir. Cesedini bedenini öldürmek Abdullah oğlu Muhammed öldürmek olurdu ama misyonunu öldürmek peygamberi öldürmek, Resulü öldürmek, nebiyi öldürmek, elçiyi öldürmektir. Dolayısıyla sahte imaj, yalan, dolan, Allah Resulü için anlattığınız her yalan peygambere sıktığınız bir kurşundur hem de zehirli bir kurşun. Ve bunu ne kadar çok yapmışlar biliyor musunuz? On üç bin mucize uydurmuşlar. On üç bin. İnsan mucize motoru olsa bu kadar imalat yapamaz. Nasıl becerdiniz? Nasıl becerdiniz? İslam literatürüne, Müslüman literatürüne Hicri 4.yy girmiş, peygamberin vefatından 350 yıl sonra girmiş bir kelime üzerinden nasıl on üç bin tane uydurabildiniz? Kur’an’da ayet olarak geçer bu kelime hiç geçmez. Hadislerde hiç geçmez. Ne sahihinde ne zayıfında hatta ne uydurmasında mevzuunda hiç geçmez. Peki siz on üç bin taneyi nasıl ve neden ihtiyaç duydunuz? Yani peygamberinizden bu kadar mı şüphedeydiniz de açığı siz dolduruyorsunuz, boşluğu siz dolduruyorsunuz?

Hadis ve siyer kitaplarında kurgulanan peygamber. En hakiki ve yalansız siyer Kur’an’dır dedik değil mi bunu hep elde var bir olarak tutuyoruz dostlar.

Ana rahmine düşmeden peygamber olacağı müjdelendi, yalanlardan bir demet. Ana rahmine düşmeden peygamber olacağı müjdelendi. Böyle iddia ediyor bazı siyer kitapları. Gerçekten böyle mi? Böyle olabilir mi? Böyle olduysa eğer o zaman insanların kuyruğa girmesi lazımdı. Dolayısıyla böyle ise eğer neden peygamber olmadan önce El Emin diyenler peygamber olduktan sonra El Mecnun, deli dediler. Bir şey değişti, hiçbir şey değişmemesi lazımdı. Peygamber olmadan evvel baş üstünde el üstünde taşıyanlar neden peygamber olduktan sonra ayaklarının altında çiğnemeye, ezmeye, yok etmeye kalktılar. Neden? Yani bu uydurmaların gizli bir maksadı var o da nedir biliyor musunuz? Kur’an’ın inişiyle inmeyişini eşitlemek. Evet, yani Kur’an olsa da olurdu olmasa da olurdu, inse de olurdu inmese de hiçbir şey değişmezdi demenin tam bir tilkicesedir bunlar. Bilmem anlatabildim mi? Anlatabildim mi veya anladınız mı?

Evet, Kur’an ha olmuş ha olmamış dese eğer, siz bu sapıttı, bu üşüttü, bu bir şeyler oldu değip deli zümresine ilhak edip gideceksiniz. Ama öyle demiyor, uyduruyor. Ve peygamberin peygamberlik gelmesi yani vahiy inmesi ile ömründe bir milat başladığını doğum gününün vahyin indiği gün olduğunu. Bakınız bu çok önemli, altı çizilmeli bunun. Peygamberin doğum günü anasından doğduğu gün değildir. Anasından doğan Abdullah oğlu Muhammed’tir. Peygamberin doğum günü ilk vahiyi aldığı gündür. Bilmem anlatabildim mi? Peygamber o gün doğdu çünkü öbürü Abdullah oğlu Muhammed peygamber ilk vahiy aldığında doğdu. Kadir gecesi peygamberin doğum günüdür. Yeterli mi? Yeterince net mi?

Evet ne hikmetse müjdeleyende hep Yahudi hahamlar. Bir rivayet görmüştüm bir yaşıma daha girmiştim. Lat putu peygamberin geleceğini müjdeliyor, lat putu. Put müjdeliyor düşünebiliyor musunuz? Puta nur yağdı.

Anne Amine oğlunun peygamber olduğunu söylemesi, böyle bir uydurma var siyerler de.

Sünnet anne ile ilgili sayısız uydurma rivayetler.

Çocukken meleklerin kabini çıkartıp yıkaması. Düşünün sevgili Resulümüz peygamber olmadan evvel çocukken melekler kalbini çıkarıp yıkamışlar. Oraya geleceğimiz için burada ayrıntıya girmiyorum. Yani açık kalp ameliyatı yapmışlar. Ne yapmışlar? Kalbi kirliğiymiş, pismiş temizlemişler. Üç yaşında çocuğun kalbi ney ile kirlenmiş? Onun kalbi kirli değildi siz kirlisiniz, sizin kalbiniz kirli, sizin zihniniz, sizin imanınız kirli. Üç yaşındaki çocuğun kalbi ne yapmışta kirlenmiş? Siz nasıl bir türsünüz? Size demiyorum tabi ki.

Sırtında nübüvvet mührünün bulunması. Yok öyle bir şey tabi değil mi? Günümüzde kendini Mehdi zanneden bir VIP umumhane işleticisi sırtında efendim sahte mühür yaptırıyordu ya işte onun gibi.

Şam yolculuğunda bir bulut tarafından gölgelenmesi. Bu da yalan, bu da doğru değil, asla doğru değil. Çünkü bir tek kişi bu söylenenlerden dolayı sahabe içinde bir tek kişi ben de bu yüzden Müslüman oldum diyen bir tek örnek yok.

Hristiyan Rahibin onun peygamberliğini haber vermesi. Tabi ki buda yalan. Hem de püsküllü yalan, kuyruklu yalan hatta kulakları bile var bu yalanın çünkü biz onun kim olduğunu biliyoruz.

Hatice’nin peygamber olacağını bildiği için evlenmesi. Yapmayın ya yapmayın buna gerek var mı? Buna gerek var mı? O zaman Allah için, Allah’ın seçimi nerede hı? Mustafa, seçilmiş. Allah’ın seçiminden söz eden ayetleri nereye koyalım? Kur’an’dan nasıl çıkaralım? Peki seçimi nerede görüyorsunuz.

Geçtiği yerdeki ağaç ve taşların ona selam vermesi. Bu da püsküllü yalan. Gerek var mı? Bu mu yani ‘Eğer bununla bir insan iman etmeye zorlanırsa ensesine silah dayanıp ta iman etmeye zorlanmaktan farksız.’ Muhammed Hamidullah üstadın harika ifadesiyle. Anlatabiliyor muyum? Bu nedir ya? İman bu değildir ki. Bununla iman eden ne yapacak? Yani bu iman onun nesine yarayacak? Yani o zaman bunu görmeyenin iman etmemekte mazur sayılmalı değil mi? Bunu görmeyen, olağanüstü bir şey görmeyen, uçuk kaçık bir şey görmeyen iman etmemekte mazur sayılmalı.

Evet, sırf Kur’an’ı esas alarak Allah Resulünün hayatını ele alan bir siyer var mı? Yani yeni güzel siyerler yazılıyor onlara selam olsun. İsrafil Balcı’ya selam olsun. Mehmet Azimli’ye selam olsun. İbrahim Sarmış’a selam olsun ve daha burada adın sayamadığım, hatırlayamadım yiğit ilim adamlarımıza selam olsun, siyercilerimize.

Ama bu bir klasik. İzzet Derveze, Filistinli alim. Türkiye’de de sürgün kaldı. Yıllarını geçirdi Bursa’da ve tabi vefat edeli çok oldu. Hz. Muhammed’in hayatı ama Kur’an’a göre. Dolayısıyla böyle siyer var ve tavsiye ederim.

  1. VARLIK, ZAMAN, KUR’AN, İNSAN.
  2. Şahitlik Sorumluluğu ve Zaman

Varlık, zaman, Kur’an, insan; ikinci alt başlığımız. Varlık, zaman, Kur’an, insan.

Şahitlik sorumluluğu ve zaman.

Ved duha” Duha suresi bununla başlıyor. “Ved duha” yani duha’ya yemin olsun öyle mi çevireceğiz? Hayır, doğru değil. Zira Kur’an’da yemin ifadeleri var. “Uk simu” yemin ederim ki. Anlatabiliyor muyum? Peki “vav” neden müstakil olarak burada yemin anlamına gelsin ki daha başka içerikleri olamaz mı? Var tabi  “Ved duha” “Kuşluk dile gelsin, tanık olsun, şahit olsun.” Zaman parçası dile gelsin, tanık olsun, şahit olsun. Neden Duha? Duha ne? Kuşluk ne? Günün ışımaya başladığı en belirgin vakit, günün ışımaya yani günaydın denilmeyi laik olan hak eden zaman parçası “Ved Duha”. Ona geleceğimde burada virgül koyayım.

“Vel Asr” Ne demek Asr? İkindi diyeceksiniz. Hayır sadece ikindi değil. Neden ikindiye Asr denmiş dersem ne dersiniz? İkindiye şundan dolayı Asr denmiş. Yevmiye çalışan bir işçi, bir insan, o günün yevmiyesini ikindi vakti alırda onun için. Anlatabiliyor muyum? Yani insanların hak ettikleri şeyi karşılığı aldıkları ana yemin olsundur, aynı zamanda hesap gününü ifade eder.

Asr, birazcık Arapça bilenler hatta hatta üç beş aylığın da olsa Araplarla çalışanlar bilirler. Meyve suyu Asirdır. Bugün modern Arapçada da öyledir. Asir diye istersiniz aynı kök ne alaka diyeceksiniz meyve suyuyla. Yani bir meyvenin sıkıp suyunu çıkartmanız asir elde etmektir. Ne alakası var? İnsanın suyunu sıkıp çıkarır o gün ve ikindi vaktine geldiğinde insanın pili biter. Yani ücret alam vaktine geldiğinde o günün mesaisi tamam olmuştur. Anlatabiliyor muyum? Bu aynı zamanda ömürdür, ömür. Ömür ömre yemin, ömre ömür şahit olsun. Çünkü ömrünüzün ikindisi geldiğinizde suyun sıkınız ee çıkarılmıştır, sıkıp çıkarılmıştır zaten pestiliniz çıkmıştır yani. Onun için odur asr.

Oraya gelince inşallah Asr suresinde işleyeceğiz. “Vel leyl” geceye, gece şahit olsun, gece tanık olsun, gece dile gelsin. “Ved dahar” gündüz şahit olsun, gündüz tanık olsun, gündüz dile gelsin. On altı sure yemin vav’ı ile başlıyor. Yemin vav’ından kasıt aslında şahadet vav’ı, şahitlik vav’ı. Şahit olsun dile gelsin. Biri a hariç hepsi Rab ismiyle geliyor tesadüf mü? Neden? On altı sure şehadet vav’ıyla başlıyor şahit olsun, dile gelsin diyor ve biri hariç hepsi Allah’ın onlarca isminden Rab ismiyle başlıyor. O zamanla şununla şunun arasında bir irtibat kurmamız lazım.

Zamandan parçaların zamanın tanık olup şahit olup dile gelmesiyle Allah’ın terbiyesi, eğitimi arasında doğrudan bir bağ var. Allah insanı eğitiyor. Allah insanı her zaman eğitiyor. Kuşlukta eğitiyor, gündüz eğitiyor, gece eğitiyor, akşam eğitiyor, sabah eğitiyor ve asırlık eğitiyor, ömür boyu eğitiyor. O halde Allah aslında eğitirken İlahi eğitime siz tanık olmasanız, siz yalancı şahitlik yapsanız zaman tanık olacak, zaman şahit olacak, zaman dile gelecek. Yani mi? Yani şu: Ey insan Allah’tan bilgi kaçıramazsın, bir. iki, Allah’tan kaçamazsın. Üç, ey insan yalancı şahit çıkaramazsın yani torpilci bulamazsın, yırtamazsın. Çünkü zaman şahit. Dört, ey insan eğer Rabbinle ilişkini bozup da Allah’sız bir kendine dünya kuracaksan gel şunu yap varsa, yapabiliyorsan; onun yarattığı gece kullanma, onun yarattığı gündüzü kullanma, onun yarattığı sabahı kullanma, onun yarattığı akşamı kullanma, onun yarattığı zamanı kullanma. Ne yap? Basit. Kendi zamanını yarat, onda ne yaparsan yap. Ne yaparsan yap ne işlersen işle. Ama Allah’ın yarattığı zamanı kullanarak Allah’a isyan etme. Allah’ın yarattığı zamanı Allah’a karşı silah olarak kullanma.

  1. Kasem vavları: şahitlik vavları

Evet, kasem vav’ları, şahitlik vav’ları dedim. Çok olup da değeri bilinmeyen bir zaman olarak, bir nimet olarak zaman. Yani “Ved duha” da ki vav var ya kasem vav’ı deniliyor klasik Arapçada ve ben şehadet vav’ı dedim ona, ben koydum bu ismi yakıştı-yakışmadı bilmiyorum. Zaten önce itiraz ediyorlar sonra mırın kırın ediyorlar arada bir elli yıl geçiyor ondan sonra o ismi olabiliyor yani, olabiliyor, değişebiliyor yani.  Onun için ben böyle bir isim koyayım da ilerdekiler bu ismi yakıştırırlar, yakıştırmazlar ayrı bir şey. Ama asıl şu bunun anlamı nedir? Bu bize ne ne diyor? Ne demek istiyor? Bu vav’ları bu kasem vav’ları bize ne diyor diyorsanız eğer. Bir; çok olup da değeri bilinmeyen bir nimet olan zamana atıf yapıyor. Ne demek bu? Zaman çok gibi görünüyor değil mi? Çok harcıyoruz çünkü. Yani hatta hatta bana sorarsanız insanoğlunun en çok israf ettiği nimet nedir diye? Ne ekmektir ne paradır dostlar, bana sorarsanız zamandır. Zaman daha çok israf ettiğimiz bir nimet yok o nedenle buna bir atıf. Yani zaman parçaları üzerine yemin edilmesi Kur’an’da zamanın değerine bir atıf. İkincisi, zamana yemin, zaman ve zamanın değeri üzerine düşün, kafa yor. Zaman üzerinde düşündün mü? Zaman ne demek? Mesela bir zaman tanımınız var mı? Zaman nasıl bir şeydir diye iç düşündünüz oldu mu? Ya bu zaman gerçekten çok ilginç hatta hatta Allah’ın en ilginç yaratığı dediğiniz oldu mu? Benim oldu mesela. Ben zamanı bir türlü anlayamadım. Aranızda anlayan varsa onu tebrik ve teşekkür etmek isterim. Ama zamanı bir türlü anlayamadım cümlesini kurmak için zamanın üzerinde çok yoğunlaşmanız lazım. Bu cümleyi kurmak bile bir emek istiyor. Dolayısıyla inanın ben çok uğraştım, zaman üzerinde çok durdum, zaman teorilerini çok okudum. Gerçekten kaç kitap okuduğumu bilmiyorum. Ama yani bu zaman konusunda eski Yunan filozoflarından tutunda İslam düşünürlerine, ondan sonra batılı düşünürlere ve en son zamanın gerçekten de üzerinde hayli emek sarf etmiş ve bir yasayı keşif etmiş ve onu da artık insanlığın evrensel dağarcığına armağan etmiş olan Einstein’ının teorilerini, gerek genel görelilik teorisini gerek özel görelilik üzerine çok şey okudum ama ben zamanın ne olduğu konusunda son noktayı koydum diyemem. Böyle bir şey yok. Bu aslında neyi artırıyor biliyor musunuz? Farkındalığı artırıyor bir, şükrünüzü artırıyor iki, üçüncüsü de zamanın kıymetini anlıyorsunuz. Bir günü, bir saati, bir dakikayı boş getirmemek için o anda ne yapabilirim diye düşünüyor, çırpınıyorsunuz, bu önemli. O nedenle zamana yemin zamanın değeri üzerine düşünmeyi bize öğütlüyor.

Bu emirin insanlık tarihinde hakkını en iyi veren Albert Einstein’dır. Evet, “Vel Asr” “Ved duha” “Ven Nehar” “Vel leyl” gibi zamana yemin eden zaman tanık olsun diyen ayetlerin hakkını en iyi veren insan Albert Einstein’dır. Niye? Onun zamana verdiği değeri hiçbirimiz vermedik. Onun zaman üzerinde durduğu kadar hiçbirimiz durmadık. Allah’ta ona nasip etti genel görelilik kanunu bulmayı. Anlatabiliyor muyum? Ve insanlık tarihinde bir dönüm noktası oldu ve ondan sonrası, ondan öncesi diye bileceğimiz bir bilimsel devrime imza attı. Muhteşem. Bu devrim aslında keşif ettiği bir şeydi. Keşif edilen şeyler keşfedilen tarafından yaratılmazlar biliyorsunuz. Kâşif yaratıcı değildir. Kâşif yaratanın, yaratığını keşfedendir. Dolayısıyla bir ayeti keşif etmiştir, hem de büyük bir ayeti. Onun için gerçekten de Müslümanlara ibret olmalı, örnek olmalı. Neden, neden Müslümanlar merak etmezler? Neden keşfetmezler? Neden Müslümanlar varlığın yasaları üzerinde durmazlar? Neden hala sakız orucu bozar mı dayız? Neden neden neden? Bu sizin zorunuza gitmiyor mu? Şu tartıştığımız meselelere bakar mısınız? Dönün bir bakın bu şark neden böyle? Evet, neden kütle halindeyiz? Bir insanlık uruna döndük? Cevabını siz bulun, siz verin. Ama Allah’ın ayetlerine değerini vermiyoruz dostlar. Verenleri de anlamıyoruz, okumuyoruz, bilmiyoruz hatta çemkiriyoruz. Müslüman şark iyilerini taşalar, öldürür; bazılarının tepesine türbe dikip, tapar; bazılarını da yakar. Müslüman şark vasatın üstüne dayanamaz, kaliteye dayanamaz. Müslüman şark kalitesizliği ödüllendirir, kaliteyi cezalandırır. Bu neden? Bunun üzerinde durmadığımız ve bu sorunu çözmediğimiz sürece iyilerimizi azaltmaya, kötülerimizi çoğaltmaya devam edeceğiz.

Newton’un mutlak zamanından Einstein’ın görece zamanına. Evet Newton’u biliyorsunuz 17. yy. cins kafası ve bir mekanik kuramına sahipti. Kendisiyle birçok şey değişti. Özellikle grafiti kuramı. Yani kanunu, yasasını keşfetti. Oluşturdu değil, yer çekim yasası Allah’ın bir yasası. Her çocuk, aslında bebek bir Newton’dur. Ne yapar? Biraz büyüğünce aklı ermeye başlayınca masanın üstündeki şeyi daha day duruyordu ha ayakta duramıyordur. Böyle çeker, çeker düşürür. Annesi yavrum yapma der(?)40.36dk). O bir daha çeker. Aslında yer çekimi yasasını keşfetti. Anlatabiliyor muyum? Yani sizin ilgilendiğiniz şeyle ilgilenmiyor, bardağın kırılmasıyla falan ilgilenmiyor. Ama maalesef sizde onun ilgilendiği şey ile ilgilenmiyorsunuz. Onun ilgilendiği şeyle bir ilgilenseniz yani onun yaşına gidin diyeceğim ama o yaşı hatırlayamıyorsunuz. Ama o aslında büyük bir keşif yapıyor o anda müthiş bir keşif yapıyor. Bu bardak niye düşüyor? Sahi o bardak niye aşağı düşüyor? Yukarı kalkamaz mı? Yani niye aşağıya düşüyor? Ben bunu bıraktım mı düşüyor. Ama bu şartlarda düşüyor. Anlatabiliyor muyum? Atmosferin dışına çıktığımızda şartlar değişiyor. Ya bu yasa bu şartlarda geçerli. Ama niye düşüyor? Tamamda yani herkesin kafasına elma düşer de her elma düşen Einstein gibi farkına varır affedersin Newton gibi farkına varmaz. Onun için mesele elmanın düşmesi değil mesele o düşen elmanın hangi yasaya düştüğünü merak etmeniz. Görüyorsunuz değil mi? Düştüğünü merak etmeniz. Görüyorsunuz değil mi? Merak meselesi ne kadar önemli bir mesele. Kaybettiğinizde kaybediyorsunuz. Hangi yasaya.

Eğer ilahi yasalar olmasaydı insan akşam insan yatınca, sabah insan kalkacağının garantisi olmazdı. Düşünsenize çok fantastik gelecek ama böyle bir yasa yok. Akşam yatınca sabah ne kalkacağınız belli değil. Şimdi düşünüyorsunuz ya peder yılan mı kalktı, tilki mi kalktı? Veya yanınızda eşiniz var. Şimdi sabah ne olacak? Neye dönüşecek. Şimdi siz, o da sizin için düşünüyor. Ya bizim adam akşam adam gibi yattı da, sabah ne olacak? Anlatabiliyor muyum? Ben en iyisi şuraya bir mesafe koyayım. Şimdi böyle bir yasa olmasa bu hayat yaşanılır mıydı? Bakınız ben adım atıyorum. Bir yasa gereği adım atınca ilerliyor. Bu bir yasa gereğidir. Eğer adım atınca ilerleyeceğinizin garantisi olmasa o zaman yol almak için ne yapardınız? Ne yapardınız, nasıl ederdiniz? Dolayısıyla hayat eğer planlanabilirse planlanabilen bir şeyse yasalar sayesindedir. Öngörülen her şey yasalar sayesindedir. Tedbir diye bir şey varsa yasalar var olduğu için vardır. Yasanın olmadığı bir yerde tedbir olmaz ki neye tedbir alacaksınız. Projeksiyon yapamazsınız, geleceğe dair herhangi bir öngörüde bulunamazsınız. Bir tahmin de yürütemezsiniz. Plan, proje yapamazsınız. Hiçbir şey yapamazsınız. Dolayısıyla yasalar için hiç Allah’a teşekkür ettiniz mi? Hı? Değmez mi? Ya Rabbi iyi ki prens bizim. İyi ki kafanı esene yazı yapmadın. Ya Rabbi bize bu kadarcık akıl irade verdin biz kafamıza eseni yapıyoruz(43.50dk). Ama sen külli akla sahipsin, mutlak irade sahibisin, mutlak akıl sahibisin, sonsuz hayat sahibisin. Ama sen sonsuz güç sahibisin ama sen gücüne yenilmedin ya Rabbi gücüne hakimsin. Gücünün mahkumu değilsin. Gücünün hakimisin ya Rabbi. Evet şimdi anlaşıldı mı? “İnne rabbi ala sıratın müstekim.” Benim Rabbim sırati müstakim üzeredir” Hud 56. Şimdi anlaşıldı mı? Evet.

Newton “mutlak zaman” diyordu. “Sonsuz uzay, mutlak zaman.” Fakat Einstein’a geldiğinde böyle olmadığı anlaşıldı. Ne oldu? Uzay sonsuz değil, sonlu. Ve üstelik genişliyor. Ama hareketli de yani durağan da değil. Newton mekaniğinde durağandı ama durağan da değil. Zaman da mutlak değil. Einstein bunu fark etti. Özellikle hem gözlem hem empirik gözlemler sayesinde hem de denklemler, matematik sayesinde fark etti ki zaman sabit değil. Zaman değişken, zaman görece, zaman rölatif. Zaman. Varlık üç boyutlu. Uzunluk, genişlik, derinlik. Zamansa dördüncü boyut. Yani zaman maddeden bağımsız değil. Zaman maddenin dördüncü boyutu. Madde var olunca var oluyor, zaman. Madde var olmayınca olmuyor. Allah için zaman geçmez onun için. Aslında oradan çıkardım bir numaralı yasa.

Allah olacağı bilir mi? Sorunu al git. Niye? Olacak. Cak ne? Cak ne? O senin için geçerli. Dün bugün ve yarın senin için geçerli -ki o da rölatif o da nispi o da görece.

Hız arttı mı zaman düşüyor. Anlatabiliyor muyum? Hatta uçaktaki bir insanın zamanı yerdeki bir insanın zamanından daha yavaş. Ama bu mikrosaniyeler ölçeğinde. Siz bu uçağı 900 km hızla değil de bu uçağın 9 milyon km hızla gittiğini düşünün o zaman iş bambaşka oluyor. Veya bu uçağın şimdi ışık hızına madde olarak erişmek mümkün değil fiziki yasalar gereği. Ama ışık hızının bir eşik altına erişmek mümkün. Işık hızı bir ışığın saniyede aldığı yol 300 bin yaklaşık tabi. 299 virgül, ooo o rakam bitmez. O rakamın sonu yok. 3 milyar rakam yazabilirsiniz yuvarlayamazsınız ama öyle yuvarlayalım biz. 300 bin kilometre bir saniyede ışığın aldığı yol. Şimdi bunun biraz altına kadar hızlanabilen bir araç yapsanız ne olur? Ne olur biliyor musunuz? Öh. Çocuğunuzun, torununuzun hatta torununuzun torununun cenazesini kılarsınız. Siz bu yaşta o ise bembeyaz ağırmış saçı sakalı anlatabiliyor muyum? Yani torununuz dedeniz haline gelir. Dedesi olan siz de torunu gibi görünürsünüz. Çok kafanız karıştı mı? Anlamanız için bir film tavsiye edeceğim sonunda görsel. Evet. Dolayısıyla Allah zamanı böyle yaratmış. Müthiş.

Zamanı tanık tutmak zımnen nedir? Ey insan Allah’a karşı delil karartamazsın. “Vedduha.” “Kuşluğa yemin olsun.” Yani kuşluk şahit olsun, kuşluk dile gelsin. Allah’a karşı delil karartamazsın. Delil karartmaya yeltenme. Delili karartırım sanma. Hangi kuşluk? Duha.. Leylin zıttı olarak Duha. Evet gecenin zıttı olarak Duha. Duha ne demek yani oradayız. Gecenin zıttı. Niye? Duha’nın özelliği ne? Güneşin tam olarak ışığını yaydığı zaman. Kuşluk diyoruz ya işte o vakit. Yani güneşin doğumundan bir saat sonrasından başlıyor. İyice ışığını yaydığı zaman. Işığını tam olarak gördüğünüz, eşyayı aydınlattığı zaman. Aslında eşyayı görünür kılan nedir dostlar? Eşyayı görünür kılan göz değil dostlar. Eşyayı görünür kılan eşyanın olması da değil. Eşyayı görünür kılan ışıktır. Ne yapıyor? Işık eşyaya çarpıyor ve size geri yansıyor. Yani bu bir dalga. Dalga boyları, ışığın dalga boyları. Renk dediğiniz bir şey gerçekte yok. Renk diye bir şey yok. Ne var ışığın dalga boyları var. Sadece ışığın dalga boyları var. Bu dalga boyları değişiyor, siz o değişimleri renk olarak algılıyorsunuz. Beyniniz daha doğrusu. Beyninizin karanlık odasının arkasında bu görme yani bölümü gören bölümü. Dolayısıyla öyle algılıyorsunuz.

Karanlığın zıttı olarak aydınlık. Burada manevi bir anlam var. O da nedir? Vedduha. Kuşluğa yemin olsun. Karanlık da mecazi kuşluk da mecazi. Eğer manevi olana taşarsak bunu karanlık nedir? Cehalettir. Karanlık nedir? Şirktir. Karanlık nedir? Önyargıdır. Karanlık nedir? Sığlıktır. Karanlık nedir? Öğrenememektir. Karanlık nedir? İşte budur. Dolayısıyla aydınlık nedir? Aydınlık ilimdir. İlim ışıktır. Bilgi ışıktır. Onun için cehalet karanlığını bilgi ışığıyla aydınlatırsınız. Vedduha aynı zamanda bilginin ışığına şahit olsun, dile gelsin demektir. Vedduha aynı zamanda, vahyin yokluğu karanlıktı vahyin varlığı aydınlık olarak nitelenmiştir. Vahyin varlığı. Onun için vahyin ışığı dile gelsin. Vahyin ışığı, insanın akleden kalbini aydınlattığı zaman, o zaman işte gecenin sonu olmuş olur ona yemin olsun. Allah Resulünün kararmış olan akleden kalbine vahyin ışığı düşünce ak oldu. Duha oldu. Kuşluk oldu. Dostlar iki güneş vardır. Biri dışardadır. Biri içeridedir. Dışarıdaki güneş eşyayı aydınlatır. Ve siz eşyayı görürsünüz. İçerideki güneş sizi aydınlatır. Kendinizi aydınlatır. Kendinizi görürsünüz. Kendinizi bilirsiniz. Kendimizi biliriz. Kişinin kendisini fark etmesi asıl güneş hangisi derseniz ve demezsiniz değil mi? Asıl güneş odur. Ve şunu söyleyeyim gözü görmeyenler de o güneş, o güneşi görürler. İnsan görme özürlü olabilir. Görme engelli olabilir. Hepimiz engelli adayıyız biliyorsunuz. Buradan eve giderken buraya geldiğimiz organlarımızla dönemeyebiliriz. Bunun garantisi var mı? İnanın bunu hep cebinizde tutun ne olur. Ben bir görme, ben bir engelli adayayım. Ben bir özürlü adayıyım. Adayım yani. Eve giderken buraya gelirken ki organlarımla döneceğime dair hiçbir garantim yok. Dolayısıyla bu engellik değildir dostlar. Engel, gerçek engel bu değildir. Gerçek özürlülük bu değildir. Gerçek özürlülük içerideki ışığın görünmemesidir. İçinizdeki güneşi kaybetmektir. Kendinizi görememektir. Kendimizi görememektir. Onun için eğer özürlülükten söz edilecekse asıl bu özürlülerden söz edilmeli ve bu özürlüler rehabilite edilmeli.

Cehaletin zıttı olarak bilgi onu söyledim.

Rabbi insanı bırakır mı? Evet. Rabbi insanı bırakır mı? Bu çok önemli 3-5. Ayetler arası. “Ma vedde’ake rabbuke vema kala.” “Rabbin seni ne terk etti ne de darıldı.”

Elçi özelinde terk edilme ve darılmanın anlamı nedir? Bize siyerciler şöyle bir şey aktarıyorlar. Bir ara vahiy kesildi hem de vahyin başlangıcında oldu bu. Buna fetreti vahiy adını vermişler. Vahiy fetreti. Bir ara kesildi. Vahiy kesilince Allah Resulü telaşa düştü. Zannetti ki Rabbim bana darıldı ve beni terk etti. Şimdi biz siyercilerden ne kadar kesildi ayrıntı istiyoruz, ne kadar kesildi. Bazı siyerciler diyor ki 3 gün. Bazı siyerciler diyor ki 1 hafta. Bazı siyerciler diyor ki 15 gün. Bazı siyerciler diyor ki 3 yıl. İş karıştı. 3 gün tamam da 3 yılı 3 günle yan yana koyduğunuzda tüm orantıları çöpe döküyorsunuz. Bir izah kalmıyor ortada. Çünkü 3 gün ve 3 yılın olduğu bir yerde bir orantı yok. “Siz şaka mı yapıyorsunuz?” dememiz lazım. Yani öyle bir şey göster ki bana öyle alternatifler göster ki üç, bir hafta, üç gün, bir hafta, on beş gün birbirine yakındır. Biz bunlar arasından seçim yaparız. Bir yıl, iki yıl, üç yıl da birbirine yakındır biz bunlar arasında da seçim yaparız. Ama şunu yapamayız. Bana önüme rakam seriyorsun üç gün, bir hafta, üç yıl diyorsun. İşte ben burada dururum. Böyle bir kıyas yok. O zaman bir yanlışlık var. Bir şeyleri yanlış anlamışsınız. Bir şeyleri yanlış aktarıyorsunuz. Burada bir ya yalan var ya cehalet var ya uydurma var ya var var var. O zaman ne yapacağız. Aslında gerçek bir vahiy kesintisinden söz edilemez. Çünkü 6236 ayetlik bir metin, bir hitap diyelim daha doğru ifadesiyle 23 yılda iniyor. 6236 ayette, ayet ayet inmiyor. Birçoğu sure olarak iniyor. Bazı sureler uzun surelerde pasajlar halinde iniyor. Siz pasajları tek tek, müstakil olarak indiğini varsaysanız dahi normalde 23 yıla böldüğünüzde bile ortalama 15 günlük bir süre zaten önünüze geliyor. 15 günlük bir vahiy kesintisi fetret midir ya? Böyle olur mu? Ha diyeceksiniz ki ya hocam bunu sen mi yaptın? Senden önce biri yapmış mı bu kıyaslamayı? Bu rakamları yan yana koymayı, bu rakamlar arasında mantıksal tutarlılık var mı diye sormayı? Vallahi görmedim. Görsem çok sevinecektim. Niye? Ümmet olarak bizim rakamlarla aramız hoş değil. Ümmet olarak biz mantıksal düşünme yeteneğini yitirdik. Yitirdik. Ümmet olarak bizim en büyük problemimiz sebeplerle sonuçlar arasında ilişki kurma konusundaki sıkıntımız. Sebep-sonuç ilişkisini kaçırdık. Kaçırdığımız günden bu tarafa biz topluca tımarhanedeyiz dostlar. Özür dilerim. Tımarhanedeyiz. Onun için niye böyle dellendiğimizi görmüyor musunuz? Sebep-sonuç ilişkisini kuramıyor, kurmuyor. Kuramayınca da eşyayı algılayamıyor. Ona tedbir geliştiremiyor. Hiçbir şey yapamıyor. Doğru davranamıyor. Evet bu. Bu doğru değil. Vahiy kesintisi gerçek bir vahiy kesintisi yok. Ama bir müddet 15 gün gibi bir müddet belki bunu 1 aya da çıkarabiliriz Allah Resulüne bir eğitim, nasıl bir eğitim olabilir bu? Şu. Vahyin gelişi senin yükünü arttırdı bu gerçek. Niye? “İnna se nulki aleyke kavlen sekila” “Biz senin sırtına, omzuna ağır bir söz yükleyeceğiz.” Yani akleden kalbine bu senin yükünü ağırlaştırdı. Bu bir kesin. Hepimizin yükünü ağırlaştırmıyor mu? Kur’an’la muhatap olmaya başladığınızda keyfiniz kaçıyor. Keyfimiz kaçıyor. Şahsen benim keyfim kaçtı, sizinki kaçmadı mı? Zaten keyfinizi kaçırıyorlar. Niye? Siz uyduruk kaydırık bir dini yaşadığınızda sizin etrafınızda pervane olanlar Allah’ın ayetlerine göre davranmaya başladığınızda dönüp sizi suçlayan birer taş atıcı haline geliyorlar. Yani siz habibine car oluyorsunuz ondan onlar da Antakyalı taşlayıcılar oluyor. Çok ilginç bir durum bu. Bu hiçte garip bir durum değil. Kur’an’ın özelliği böyle bir şey. Vahyin özelliği böyle bir şey. Ama asıl şu. Allah Resulü’ne böyle yaklaşık 15-20 günlük bir aylık bir vahiy kesintisiyle verilmek istenen mesaj şu. Sen vahiyden şikayet ediyorsun ya vahyin yokluğunu hiç görmedin. Bir de vahyin şöyle geçici bir yokluğunu gör. Kıyasla anla bakalım. Onun için vahyin tamamen kesilmesine dayanamazsın. O zaman vahyin ağırlığına kurban ol. Ama vahyin yokluğunu düşünme bile. Harika bir öğüt değil mi?

Mesaj vahiysiz hayat, Rab ile araya mesafe koymaktır. Evet, vahiy yoksa Rabbinle arandaki ilişki de yok. Önceden ula daha hayırlı bir sonra. “Ve lel’ahıretü hayrün leke minel’ula.” Vedduhadayız unutmayalım. Ve lel’ahıretü hayrün. Ahiret daha hayırlıdır. Leke senin için. Minel ula önceden.

Şimdi şöyle bir genel hata var. Tüm müfessirlerimiz hemen hemen bu hatayı tekrar ediyorlar düşüyorlar değil. Çünkü önceki otoritenin otorite olması en büyük zaaftır. Niye? O otoritenin lafını sen ayetin yerine geçiriyorsun yorumunu, o yorumu ayetin yerine geçirdiğinde yorumcuya Allah muamelesi yapıyorsun. Problem burada. Bu da nedir? Ahiret gördüğümüz yere eskatolojik olarak ölümden sonrasının damgasını basmak. Oysa Kur’an’da her ahiret bu anlama gelmiyor. Hatta çoğu ahiret bu anlama gelmiyor. Ama böyle yaklaşılmamış ki. Dincilik bir hastalıktır. Ve dincilik hastalığını insanlara bulaştıran toplumlar vardır. Mesela Uzakdoğu toplumları pagan toplumlardır ama dinci toplumlardır. Çok ilginç. Budist toplumlar, Hinduist toplumlar Pagan toplumlar. Yani öyle tanrı anlayışları yoktur. Böyle bir tanrı. Yani 30 milyon tanrı var diyordu bana bir Budist. Anlatabiliyor muyum? 30 milyon. Yani sürüsüne bereket demek lazım. Adam hangisine tapacağını şaşırır. Bu kadar çok tanrının olduğu yerde aslında tanrı kuldan daha çok. Efendim. Bir de bunu bilmem kaçla çarpıyorlar o daha da artıyor vesaire. Ama burada asıl şu, problem şu: Ahiret gördüğünüz her yerde, ahirete mütallik anlarsanız dünyayı mamur etmekten vazgeçiyorsunuz. O zaman ne oluyor biliyor musunuz? Ben buna ahiretçilik diyorum. Ahirete imanla mükellefiz ve tüm kalbimizle ben şahsen tüm kalbimle inanıyorum. Ahirete iman adalete imanınım bir gereği aynı zamanda. Onu da söyleyeyim. Yani ahiret adaletin doğal bir uzantısı yoksa ne olurdu? İnsan nasıl yaşardı? Hele zulme uğrayan insan nasıl teselli olur? O ayrı. Ama ahiretçilik ayrı bir şey. Ahiretçilik reddedilmiştir. Mümin ahiretçi olamaz. Ahirete iman eder. Ahiretçilik. Ahiretçilik nasıl bir şey biliyor musunuz? Yeryüzünde şimdi şöyle bir şey efendim. Arkasından gelen sürüye ahiret vadederek kendisi dünyayı cennete çevirmiş kendisine. Görüyorsunuz değil mi? Görüyorsunuz değil mi vaizleri, şeyhleri. Hiçbir şey üretmiyor. Hiçbir şey. Üretim sıfır. Ama Karun olmuş, Firavun olmuş. Neyle Firavun olmuş? Nasıl Firavun gibi yaşıyor? Ahiret vadettikleri sayesinde. Onlara saadet ahirette, kendine saadet dünyada. Onlara refah ahirette, kendine refah dünyada. Onlara Burak ahirette, kendisine son model Mercedes, son model araba dünyada. Onlara köşkler ahirette, beyimizin köşkü dünyada. Ona şöyle demek lazım ver şu kaşığı da biraz da biz ölelim. Hani Nasreddin Hafız çorba içiyorlarmış. Oda kenarda dervişler böyle toplanmışlar sininin etrafında yer yok. Hocaya yer açmıyorlar. Efendim bir de hepsi ağzına atıyormuş löp öldüm, öldüm, öldüm diyormuş. Atıyormuş öldüm, öldüm, öldüm. Dayanamamış hoca ver şu kaşığı da demiş biraz da biz ölelim. Yani bu şeyhler müritlerine kaşığı versinler de biraz da müritler ölsünler ya. Ama böyle tencerenin böyle kapağı. Evet. Bu vaizler. Görüyorsunuz Karun gibi yaşıyorlar, Harun pozu satıyorlar. Her türlü iblisliği yapıyorlar ama iblis pozu veriyorlar. Onun için yok böyle bir şey. Bu oyunu bozmazsak eğer ne olur biliyor musunuz? Allah üzerimizden elini çeker. Elini çeker. Çekti bile. Çekti bile. Allah’ın dinini maskaraya sokarsınız da Allah elini çekmez mi? Evet buraya bu saati koyana teşekkür ediyorum.

Evet. Her ahireti ölüm sonrası sanmak hayatı öldürmektir. Tamam “Yu’tıyke rabbüke”nin eğitim eksenli anlamı nedir? Evet. Yu’tıyke rabbüke. Rabbin sana verdi. Evet verecek veya fiili muzari. Rabbin sana verecek sen de razı olacaksın. Niye Rabbin? O Rab yerine başka bir isim olamaz mıydı onlarca Allah’ın ismi var. Evet, yine biliyorsunuz eğitim. Rab gördüğünüz yerde eğitimi hatırlayın. Allah’ın eğitiminden bahsediyor. Rabbin sana nasıl verecek? Eğitecek seni. Eğitecek. Rabbin seni eğitecek, Feterda sen de razı olacaksın. Rabbinin eğitiminden razı olacaksın. Adamı Allah eğitirse ne olur? Böyle eder. Ne diyordu Seyranimiz. “Allah’a” diyor “seni seven niçin bu hale düşer?” Ne diyordu sevgili Resul seni seviyorum Ya Rasulallah gerçekten gerçekten ya Rasulallah. O halde belalara hazır ol. Eyvallah. Yu’tıyke rabbüke’nin eğitim eksenli anlamı bu. Feterda gerçek motivasyon. Allah’tan razı olacaksın. Şimdi anladık mı Allah senden razı olsun demeden önce Allah’tan sen razı ol demek.

Yani şunu hepimiz soralım dostlar. Allah’ın Mustafa kulu başta sorsun. Sen Allah’tan razı mısın? Sen Allah’tan razı mısın? Sen Allah’tan razı değilsen Allah senden niye razı olsun? Senin Allah’tan razı olman ne anlama geliyor peki? Onun üzerinde de siz düşünün.

Varı sayarsan yok, yok olur. Duha suresinin bir mesajı daha. Varı sayarsan yok, yok olur. Şu telefonların en güzel işe yaradığı yerlerden biri de bu oldu biliyor musunuz? Ama korkum şu ki şimdi çekiyorsunuz efendim tam notları ama bu çektiğiniz yerde kalacak diye korkuyorum. Ne olur orada kalmasın çalışın üstünde, göz gezdirin. Varı sayarsan yok, yok olur. İnsanoğlu çok uyanık biliyorsunuz değil mi? Uyanık olması akıllı olması anlamına gelmiyor. Ama zeki olması anlamına geliyor. Zeka şeytanda da var. Ama akıl yok.

Peki uyanıklığın bir şeyi de nedir göstergesi şudur. Varı saysa baş edemeyeceği için yoku sayıyor. Bence her yoku saydığınızda aklınıza hemen bu bura gelsin Allah’ın Mustafa kulu gelsin kendinize şöyle bir self telkin yapın. Hadi yiğitsen varı say. Say bakalım. Say bakalım varı, varı. Allah’ın verdiklerini bir say. “İn teuddu ni’metallahi la tuhsuha.” “Eğer Allah’ın üzerinizdeki nimetini saymaya kalksanız asla baş edemezsiniz” bir varı sayın bakalım. Onun için göreceksiniz eğer varı sayarsanız yokta var olacak. Yoku sayarsanız tersi var yok olacak. Varı yok etmeyin dostlar. Niye biliyor musunuz? Aslında varlıkla yokluk sizin dışınızdaki nesneden veya sizin dışınızdaki şeyden kaynaklanmaz, sizin ona bakışınızdan kaynaklanır. Yani göremediğiniz şey orada var olmuş hiçbir şeydir.

Peki bir şeyi görmenin ölçüsü nedir? O şeye şükretmektir. Şükrettiğiniz nimeti görmüş sayılıyorsunuz. Şükretmediğiniz nimeti görmemiş sayılıyorsunuz. Allah’ın görme ölçüsü bu. Şükretmediğiniz nimeti görmemiş.

O seni yetim buldu. Evet. Evet. Evet o seni yetim buldu. Ne oldu? Sığınak oldu. “Elem yecidke yetiymen feava.” “Seni yetim olarak bulup da sığınak olmadı mı?” tam meal bu. Elem yecidke yetiymen feava. Sen direk hitap zamiri var “ke” yecidke o seni bulmadı mı? Sığınak olmadı mı? Oldu mu? Oldu. Nasıl oldu? Allah Resulüne yetim buldu. Ama dikkat çekin kiplemeye dikkat çekin. Cümledeki kiplemeye o seni yetim etti değil. Bu çok ince yetim etti değil. Yetim buldu. Ya oysaki Allah’tan bağımsız yeryüzünde olan bir şey mi var? Hayır. Bu da yasalara bağlı olarak, ölüm de yasalara bağlı olarak gerçekleşiyor. Peki hiçbir çocuğa babasızlığı göstermese olmaz mıydı? Efendim. Yani böyle bir dünya istiyor musunuz? Böyle bir dünya olur muydu? Böyle bir dünya imtihan dünyası olur muydu? Eyvallah. Düşünün üzerinde.

Sığınak oldu. Ama burada kip değişti. O seni yetim etti değil yetim buldu, sığınak oldu. Ama burada fiilin faili Allah. Eylemin sahibi Allah. Sığınak olan o. Yetim bulan ama sığınak olan. O seni yolunu kaybetmiş buldu. Evet. “Ve vecedeke dallen” Yani dalalette buldu. Bunu yolunu kaybetmiş en hafifleştirilmiş şekli, seyreltilmiş şekli. Aslında sapmış buldu diye de çevrilebilir, yoldan çıkmış diye de çevrilebilir hiçbir sakıncası yok. Allah Resulünün peygamberlik öncesinin bir hakaret falan diyorsa bir densiz Allah’a mahkeme açsın dava açsın Kur’an’a mahkeme açsın dava açsın. Yani Allah’ın Mustafa kuluna sövmek kolay. Allah’ın Mustafa kuluna saldırmak kolay. Kur’an’a saldır. Onun sahibi korur kendini. Evet. Sapmış buldu. Rehber oldu. “Feheda.” Yani hidayete erdirdi. Doğru yola yöneltti. Hidayete nasıl erdirdi dostlar? Salona soruyorum. Efendim? Allah Resulü’nü sapmış olarak bulup da hidayete nasıl erdirdi? Bir tek cevabı var. O kadar net, o kadar basit, o kadar kolay bir cevap ki, “Kur’an hidayetin kendisidir.” Kur’an hidayettir. Çok basit cevap. Çok basit. Kur’an’ı göndererek Resulünü hidayete erdirdi, rehberlik yaptı.

O seni bakıma muhtaç buldu. “Ve vecedeke ’ailen feağna.” Müstağni kıldı. Biraz önce de değinmiştim. Bakıma muhtaç idi gerçekten. Peki yetim bulup sığınak olunca Allah, Allah mı eledi beledi, yedirdi, içirdi, baktı, büyüttü? Gece üstü açık kalınca örttü, üşütünce ona ilaç verdi, tedavi etti, acıkınca ona yemek yaptı. Yani Allah mı yaptı bunları? Yok. Peki kim yaptı? Önce dede yaptı. Abdulmuttalib. O ona sığınak oldu. Ondan sonra amca yaptı. Ebu Talib. Ondan sonra Hatice yaptı. Peki ama sığınak oldu Allah. Neye? Niye böyle? Esasen Allah iyidir. Hayırdır. Allah güzelliklerin tamamını temsil eder. Allah nedir deyince iyi ne varsa Allah kaynağıdır. Dolayısıyla biz iyilikleri Allah’a atfederiz. Allah’a nispet ederiz. Neden biliyor musunuz? Bir, insana dayanma yıkılır da ondan. İki, dün eğer iyiliği insana atfedersen o insanı iyi edene şükrü unutmuş olursun. Üç, eğer iyiliğin kaynağı olarak Allah’ı bilmez de iyiliğin aracı olan insanı bilirsen, aracı amaç yerine koyarsın. Aracı amaç yerine koyarsan amacı nereye koyacaksın? Siz ekmek yersiniz fakat ekmeğe ekmeğin kendisine teşekkür eder misiniz? Yok. Ekmek teşekkürü bilmez ki. Ekmeğin sahibine teşekkür edersiniz. Sofraya oturursunuz önünüze harika bir tatlı geldi. Tatlıyı yersiniz, dönüp de tatlıya teşekkür ederim der misiniz? Demezsiniz. Hatta bunu diyeni hafif bir tahtası eksik sayarlar. Ne yaparsınız ya? Dönersiniz ev sahibine eline sağlık, çok teşekkür ederim, güzel olmuş dersiniz değil mi? Güzellikleri gerçek sahibine nispet etmek. Bunu gösteriyor bu.

O seni yolunu kaybetmiş buldu. O seni bakıma muhtaç buldu. Müstağni kıldı. Müstağni kılmak; zengin kılmak değil. Müstağni kılmak servete eyvallah etmemek.

  • YETİM OLMAK, YOLUNU KAYBETMEK, MUHTAÇ OLMAK

Yetim olmak, yolunu kaybetmek, muhtaç olmak. Yetim kim? Babasını kaybettiği için korunmaya muhtaç olan. Anasını kaybettiği için korunmaya muhtaç olan. Her ikisini kaybettiği için korunmaya muhtaç olan. Dolaylı yetim eşini kaybettiği için korunmaya muhtaç olan. Yine dolaylı yetim bakıp çekeni olmayan, yaşlı özetle bakıma ve korunmaya muhtaç olan herkes yetimdir. Yetimin anlamı budur. Kim neye muhtaçsa o onun yetimidir. Beklediği insanlığı bulamayanlar insanlık yetimidir. Akıl, mantığa muhtaç olanlar akıl mantık yetimidir. Yalan bombardımanına maruz kalanlar hakikat yetimidir. Şefkat, merhamete muhtaç olanlar şefkat ve merhamet yetimidir. İradesi çalınan halklar irade yetimidir. Zulüm altında inleyenler adalet yetimidir. Liyakatli yönetimden mahrum olanlar liyakat yetimidir. Yetimin değeri nedir? Dört etaplı akabenin üçüncü etabı biliyorsunuz değil mi? Beled suresinde ne diyordu; “Fekkürekabeh ev ıt’amün fiy yevmin ziy mesğabeh yetiymen za makrebeh.” “Fekkürekabeh” bir. Bir boynu özgürlüğe kavuşturmak. Birinci etap. “Ev ıt’amün fiy yevmin ziy mesğabeh” Açı doyurmak iki. “Yetiymen za makrebeh” Bir yetimi yakınınızdaki akrabanın yetimi diye de anlaşılabilir ama yakınınızdaki elinizin uzanacağı bir yetimi demek gözetmek. Eyvallah. Yetimin hakkını vermek. Tüyü bitmemiş yetimin hakkından bahseden bir kültürümüz var. Ama nedense bu coğrafyada yüzyıllardır bin yılı aşkındır yetimlerin mirastan payına amcalar konar. Doğu ve Güneydoğuda o kadar çok olur ki. Batıda da olur. Batıda da olur. Gidin batının batısına oralarda da çok bulursunuz. Gidin Arnavutluk’a gidin Balkanlar’a orada da bulursunuz. Rast geldiğiniz oldu mu hiç? Örnekler biliyor musunuz? Ben çok örnek biliyorum. Çok örnek. Baba öldü ya kon üstüne. Ve buna da bir Kur’an’dan delil getirmesinler mi? Saçınızı, başınızı yolun. Neymiş delil? Nisa suresinin 11.ayetinin konusu mirasta oranlardan bahseder. Miras oranları. Meğer bu miras oranlarını sayan ayetin içinde geçen sınıfın içinde babası ölmüş çocuklar yokmuş. İyi mi? Yani dededen miras kalıyor. Dededen kalan mirası sadece yaşayan evlatlar paylaşıyor. Ama dedenin çocuklarından biri dede hayattayken ölmüş, o da yetimler bırakmışsa onlar kocaman bir avuç yalama alıyorlar affedersiniz. Buna da dede mahrumu adı verilmiş. Bunun adı var biliyor musunuz fıkıhta? Fıkıh bu, fıkıh. Tefakkuhsus fıkhı. Zalim fıkhı. Ve Allah’ın ayetini bir de alet etmiyorlar mı? Siz Kur’an’ın genel ilkeleri içinde adaleti görmediniz mi? Kur’an adaleti emrediyor görmediniz mi? Hadi görmediniz Allah’ın ismi efendim Allah’ın kartvizitinde onlarca isminden Rahman, Rahim yazıyor. Şefkat ve merhameti görmediniz mi? Hadi onu da görmediniz. Nisa 11.ayeti gördünüz de Nisa 8.ayette yetimlere orantısız olarak mirastan vermeyi söyleyen Nisa 8’i görmediniz mi? 8’den 11’e varmaya daha iki tane üç tane adımınız var. 8-9-10-11. Niye üstekileri görmediniz? Yoksa Allah namaza yaklaşmayın diyor mu diyorsunuz? “La takrabus salah.” Salata yaklaşmayın. Yani “ve entüm sükara” geliyor arkasından. İyi ama o kadar da değil ben hafız değilim mi diyorsunuz yoksa. Anlatabiliyor muyum? Yani sarhoşken namaza yaklaşmayın. Ben hafız değilim. Ben o kadarını biliyorum. ya Allah’ın emrini tutuyorum sâlata yaklaşmıyorum. Böyle mi diyorsunuz? Peki Bektaşi’yi niye kınadınız gözüm ha? Siz Bektaşiliği o kınadığınız Bektaşi’nin kınadığınız tavrını getirmişsiniz 1200 yıl evvel fıkıh yapmışsınız ve ondan sonra da İslam dünyası felah bulacak öyle mi? Yani yetimlerinizin hakkını yiyerek, siz adalet toplumu kuracaktınız öyle mi? Fıkhınızı düzeltin, fıkhınızı. Fıkhınızı. Bir de Allah’ı alet ediyorsunuz. Kur’an’ı. Ha ben şimdi bunları söyledim ya bakın siz bu yayınlanır yayınlanmaz çomarlar sürüsü bakın siz aşağıya nasıl hakaret küfür efendim tahkir tezyif aklınıza ne geliyorsa benim cici çomarım öğren. Öğren. Öğren. Teşekkür et. Niye biliyor musun? Hakikati söylemek bedel ister. Kalbur gibi ciğer ister. Ay kadar yürek ister. Bu da yok. Onun için ben kendimi feda ettim. Evet. Bir beklentim yok. Hiçbir beklentim yok. Beklentisi olan böyle yapar mı ya? Beklentisi olan düşünsenize sövülmedik hiçbir yakınım kalmadı, ölmüş annem de dahil. 56 sene önce ölmüş annem de dahil sövülmedik hiçbir yakınım kalmadı. Küfür, tekfir, ölüm tehditleri. Ölüm tehditlerini aşan fiili durumlar, hiçbirini bilmiyorsunuz. Bilmiyorsunuz. Ve aranızdan bile konuşanlar var. Çok ucuz konuşuyorlar. Çok ucuz. Siz güce tapan bir toplumun üyesisiniz. Ben güç biriktirirsem beni daha çok seversiniz. Ben hakikati söylersem gücüm azalır. Asıl hakikati söylersem daha çok tutmalıydınız. Niye? Gücüm azalır. Hakikati söyleyenin etrafından kitleler gider. Güç sahipleri gider. Servet sahipleri gider. Onlar güce yanaşırlar. Onlar televizyon vaizlerine yanaşırlar. Çünkü onların etrafında kitle daha büyür. Biliyorsunuz kütle çekim gücü diye bir şey var. Evet, çekim orayadır. Onun için, oysa siz hakşinaslar hak ehli hakikati söyleyip gücü azalanların yanında olmalısınız.

Kur’an’ın amacı hak ve adaleti Kur’an’ın lafsıyla iptal etmek olabilir mi? Kaldı ki 11. ayetteki velet torunu da kapsar. Buda ilgilisine bir gönderme olsun.

Yetime sığınak ve barınak olmak. Yetim Muhammed’e sığınak ve barınak olanlar. Saydım. Savaşlar ve yetim sorunu. Oraya girmeyim. Savaşlar yetim üretiyor. Onun için savaşları ben hiç sevmiyorum. Çünkü Allah resulü sevmedi, çünkü Allah sevmedi savaşları.

Allah resulünün değiştirdiği iki tür isim vardır: Bir içinde put olan isimler. Allah resulünün büyükleri dedeleri arasında da put olan isim koyan vardı çocuklarına daha önce işledim ilgili yerde. Ama ikici değiştirdiği isim neydi biliyor musunuz? Harp. Allah resulü harp ismi, savaş ismini nerde gördü onu değiştirirdi. Evet. Salonda savaş olan var mı ismi? Yok mu? Evet olsaydı burada değiştirelim diyecektim, kendisine soracaktım.

Vakıflar ve yetimhaneler, darul eytamlar. Gerçekten de darul eytamlara karşı benim özel bir zaafım var belki öksüz büyümemden dolayıdır. Ben öksüz hem yetim büyüdüm. Anam ölmüştü, babamda anam öldüğü gün öldü. Onun için yetimliğe karşı özel bir şeyim var. Onun içinde hani şu televizyon vaizleri, vaiz olmaktan Allaha sığınırım, vaiz Allah’tır. Ama televizyon vaizleri, onların yaptıkları tek şey o çünkü televizyon vaizleri herkese her şeyi buyuruyorlar kendileri yapmıyorlar. Ama herkese yapın diyorlar kendileri yapmıyorlar. Ben onlardan değilim. Onlardan olmaktan Allah’a sığınırım. Teşvik olsun diye size bazı fotoğraflar gösterirsem, dün ya söylüyorsun söylüyorsun sende yapmıyorsun diyen çomarlar şimdi de amelini niye gösteriyorsun bize reklam mı yapıyorsun derler mi? Derler. Onlar her şeyi der. Ama desinler.

Burası Banda Aceh. Yıl 2004 ün Aralık ayı. Ve Banda Aceh’de bir felaket oldu. 300 metre içerde ama 3000 kişi, gözlerimle gördüğüm için söylüyorum efendim, oradaydık. Bir yetimlerin bol olduğu bir okul yıkılmıştı ve onu yaptırmayı üstlendik Banda Aceh’de. Hamdolsun Darul İhsan Koleji üç dille; İngilizce, Arapça ve Endonezya diliyle eğitim yapıyor. Şu an da hala eğitime devam ediyor. Şu an da onun imza törenindeyiz. Onun şeyini o levhasını imzalıyoruz. Evet buda sınıflardan bir görüntü. Kafamdaki Endonezya külahını görüyorsunuz değil mi? Evet. Yakışmamış diyebilirsiniz, doğrudur. Evet.

Burası Keşmir, Pakistan. Keşmir bir mazlum ülke biliyorsunuz ikiye bölünmüş durumda. Bir kısmı Hindistan’ın ilhak ettiği bir bölge. Ve orada bir deprem felaketi yaşandı. 2008 Ocak’ında biz ordaydık, 2007 de deprem oldu. Efendim, depremden sonra bir yetimhane yaptırma sözü verdik. Yine bir yardım kuruluşuyla ortaklaşa orada bir yetimhane yaptırdık. Ve oradaydık elhamdulillah. O bir eser olarak orada duruyor, hamdolsun. Burası Sudan Hartum. Yardımeli derneğimizin şemsiyesi altında Akabe yetim külliyesi kampüsü yapıldı burada. 2013 yılında açtık burayı. Şu an da hale faaliyette. Her şeyi var ama. Bura bir kampüs gerçekten. Atölyelerine, bahçelerine, uygulama yerlerine, kliniğine, camisine, tabi ki okuluna, yatakhanesine, yurduna varana kadar var. Gidenler görmüştür. Sudan Hartum Akabe Yetimler Kampüsü bu devam ediyor ve kampüsün tamamı böyle. Bu efendim kâğıttan değil. Şu gördüğünüz bilfiil fotoğraf. Evet. Bangladeş kokfazar(1.29.35dk?).

Myanmar mülteci sorunu üzerine Bangladeş’te bir okul kararı almıştık. Ama yatılı bir okul, 1000 kişilik. 2017 yılında açılışını yaptık Beyyül Hikme Yetim Kampüsü. Ve gördüğünüz şu okul yatılı olarak orada hala faaliyette ve devam ediyor. Peki bunları biz başına buradan gönderdiğimiz müdürleri mi koyduk? Hayır, hayır. Bunları kendimize bağlayıp burada bize cemaat olacak holigan mı yetiştirmek için fidelik olarak mı olarak kullandık? Asla, Allah’a sığınırım. Bunu bir hakaret olarak görürüm. Hiç öyle bir şey düşünmedik. Öyle bir şeyi kendime hakaret görürüm. Hayır, hayırdır. Hayrın, hayrını koymamak istiyorsanız beklenti için yapın. O beklenti ne olursa olsun, daha önce işledim. Evet.

Dalalet ve hidayetin anlamı.

Sen Kur’an’dan önce kitap nedir iman nedir bilmezdin. Şura 52.

Hidayet rehberlik Kur’an’dır. Söylediğim için geçiyorum.

A’na nedir? Onunda söyledim, zenginlik değil mala tamah etmemektir.

  1. ÜÇ EMİR

Üç emir.

Birinci emir: yetimi ezme.

Kahhar Allah’tır, kimsenin Allah’ı olmaya kalkma.

Evet. “Fe emmel yetime fela tekher”. Duha suresindeyiz unutmayın. Yetime kahretme, yetimin kahharı olma. Yetimim kahharı olmak Allah olmaya kalkmaktır. Ezme. Peki Allah ezer mi? Hayır ezmez. Peki Kahhar ismi nedir ya? Aslında şu: Allah ezenlerin boynunu ezer.

Yetime sahip çık ama onu mülk edinme. Bu çok önemliydi, geçmeyelim. Yetime sahip çıkmak ayrı, sahip çıktığını mülk edinmek ayrı. Evlatlarınızın mülkiyeti sizin değildir. Evladını malı gibi gören aslında evlatsızdır. Niye? Malınız var sizin evladınız yok. Evladınız olsaydı onu mülkiyetinize geçirmeye kalkmazdınız. Ona bir insan olarak davranırdınız. Tabi salondaki hasuruna demiyorum. Öyle olan üstlensin, alınsın lütfen.

Evet merhamet, iyilik ve yardım ezmek için kullanma. Yardımı ezmek için kullanan insan yardıma muhtaç insandır. Evet o yardıma muhtaçtır çünkü hastadır o. Önce onu bir tedavi ettirmek lazım.

Sonuç: İnsanı ezmek haramdır. Söylediği bu.

İkinci emir: İsteyeni, soranı azarlama. İstemek, her isteyene vermek zorunda değilsin ama azarlamamak zorundasın. Azarlamak tenher, nehir aynı kökten gelir. Defol, yallah, yıkıl, yürü Allah versin. Allah vereceğini bilmiyor mu? Allah senin elinle veriyor. Allah böyle çalışıyor. Ne demiş çocuk: “Ben tanrıdan bisiklet istedim çok istedim çok istedim çok istedim ama vermedi. Babanın verdiği harçlıklardan para biriktirdim bisiklet aldım ve döndüm tanrıya dedim ki seni şimdi anlıyorum, sen böyle veriyormuşsun.” Böyle.

Tabi tabi Bir buçuk saat oldu biliyorum, teşekkür ederim.

Soru sormak.  İbrahim nebinin sorusu.

Bir: Benim Rabbim kim? Evet. Bu Rabbim mi diyordu ya. Enam 76 78. Benim Rabbim kim? Aslında bu bir ateistin sorusu biliyor musunuz? Rabbim var mı? Bir yaratıcı var mı? Kur’an bu soruyu da almış.

İki: Nasıl yaratır ve diriltirsin? Bu da ateistin sorusu. Hazreti İbrahim dilinden dile gelmiş. Bakara 260. Nasıl yaratır ve diriltirsin?

Meleklerin sorusu. Kan dökmekte ve fesat çıkarmakta olan birini mi atayacaksın. Bakara 30. Yani birini halife atıyorsun ama kan döküyor, döküyor yani o anda oluyor, görüyorlar. Ve fesat çıkarıyor sen böyle birini mi halife, yeryüzüne kalfa atayacaksın.

Sana soruyorlar, fetva istiyorlar ayetleri 16 adettir. Yeseluneke, yeseluneke, yeseluneke… Sana soruyorlar, sana soruyorlar… Bu soruların bir kısmı müminlerin sorusu, bir kısmı münafıkların sorusu, bir kısmı ehli kitabın sorusu, bir kısmı müşriklerin sorusu. Yani Allah hiçbir soruyu araya vermiyor.

Soru soranı azarlama. Femmes saile fela tenher. Soru soranı azarlama. Evet üstat Abduha selam yollayalım. O, tefsirinde bu ayeti isteyeni azarlama değil soru soranı azarlama şeklinde anlar.

Sonuç: Soru sormayı teşvik et asla azarlama. Ben bu ayeti anladıktan ve bu ayet hayatıma indikten sonra hiçbir soruya garip bir şey muamelesi yapmadım, hiçbir soru sahibini azarlamamaya çalıştım. Başardım mı bilmiyorum.

İndirilmiş din soruyu teşvike eder, uydurulmuş din sorunu tahrif eder. Örnek. İsrailoğları’nın sorunu ineği tahrif etmektir. Bakara suresi 67-72 arasında sahte dindarlıkla ne diyorlardı? İsrail oğullarından bir inek kesin dedi değil mi? Çünkü kaşındılar. Niye inek kesin dedi? Sebebi belli. Buzağıya taptılar ya. Buzağının ben size anasını kestiririm. Anlatabiliyor muyum? Yani putunuzu bir kesin. Hem de baba putun, ana putu kesin. Putunuzu kesin dedi. Peki, aslında anlamadılar mı yoksa anladılar da hinlik ve cinlik mi yapıyorlar bilmiyorum. Bana ikincisi gibi geldi. Ne dediler? Rengi nasıl olsun? Çifte koşulmuş olsun mu, olmasın mı?  Yaşı kaç olsun? İşe bakar mısınız? Oysa bir inek kesin diyor. Bir inek bulup kesseniz bitecek. Neredeyse yapamayacaklardı diyor. Savsaklama, savsaklama, bir emri, bir doğruyu yapmamak için detaylara boğulma tamda oradan geliyor işte. İsrailoğullarından geliyor. Nedir? Ya yapacaksın işte bir ya yapman gerekiyor. Niye hala şunu da bunu da onu da şöyle mi olsun, böyle mi olsun niye İsrail oğullarının ineğine çeviriyorsun? Bu.

Sahte dindarlık ve yoz detaycılıkla amacın üstünü örtmek. Bisküvideki yağı sorun edenler, yüzbinlerce insanın hakkını yemeyi sorun etmediler. Öyle değil mi? Üniversite imtihanlarını çalmayı, cevaplarını çalmayı sorun etmediler. Ama bisküvideki yağı konuşuyordunuz. Yapmayın böle.

Tırnak kesmek adabından söz edenler şeyhleri put edindiler. Sağ elle yemekte titizlenenler deveyi hamuduyla götürdüler. Pire kanını namaza mani görenler, Hüseyin’in kanını helal saydılar. Bu vaki bir olmuş bir olayda onun için söylüyorum Hasan Basri aktarır bunu. Kolayı protesto edenler İsraliyata hayır diyenleri sapık ilan etti şekilde görüldüğü gibi. Yılbaşında çerez yiyeni gavur sayanlar İsa’nın gökten ineceğine iman ettiler. Nasıl bir şey? Haç’a but diyenler sakarı şerife perestiş ettiler. Noel babaya hayır diyenler oruç babadan yardım istediler. Kipayı takke diye başına koyanlar kipa giyenlere Yahudi dediler. İyiymiş değil mi?

Evet. Üçüncü emir: Nimeti dile getir. Ve emma bi ni’meti rabbike fe haddis.

Nimet nedir? Nimeti tanımak için akıl şarttır. Akıl ilk nimettir. O zaman akıl olmadan nimeti tanıyamazsınız. Her nimetin teşekkürü kendi cinsindendir nimeti anmak nimet, nimeti unutmak beladır. Nimeti anmak şükür, nimeti unutmak nankörlüktür.

İnsan insanın Duha suresi olur mu? El cevap. İnsan insanın Duha suresi olur.

Yusuf nebinin duhasızından arkadaşlarıydı. Musa nebinin duhası Şuayip nebinin kızlarıydı. “Hani senden gelecek her yardıma o kadar muhtacım ki” demişti ya. “Bittim yarabbi” dediği noktadır o Musa nebinin. Ve ne oldu? Çeşmenin başında Şuayip’in kızlarıyla karşılaştı. Hanne’nin duhası Meryem idi. Meryem’in duhası İsa ve Zekeriya idi. Yetim Muhammed’in duhası Ebu Talip idi. Dalaletteki Muhammed’in duhası vahiy idi. Sıkıntıdaki Muhammed’in duhası Hatice idi. Allah resulü Muhammed’in duası Mutin bin Cübeyrin oğulları idi. Taiften kovuldu, doğduğu şehre giremedi, olanca genişliğine rağmen yeryüzü ona dar geldi. Alemlere rahmetti ama bir metre karelik yeri yoktu. Ellerini kaldırdı ve yarabbi dedi “ilahi, ilahi inni eşku vessgu, inni eşku eşku eşku dağveti kuvveti”. “Kuvvetimin zaafa ulaştığını, zaaflaştığını sana şikayet ediyorum”. “Ve gıllete hayleti.” “Ve gücümün tükendiğini sana şikayet ediyorum. ““Ve haveni annin nas.” “Ve insanlardan bezdiğimi sana şikayet ediyorum.” “İlahi ve liman tekuluni”. “Beni kimlerin eline bıraktın Allah’ım. Beni acımasız bir düşmanın insafına mı bıraktın”. Ve arkasından öyle bir söz geldi ki. Tam yürek yakan cinsten. Biraz önce beni kimin eline bıraktın diye Allah’a sitem eden Rasül, birkaç saniye sonra “levlem teğdapni fela ubali”. Eğer bana gazap etmedinse çektiğim bu acıların hiçbirine aldırmıyorum Allah’ım. Dedi ve, ve beni bir göz açıp kapayıncaya kadar kendi nefsimle baş başa bırakma. “Vela tekuluni ila nefsi terfata ayn” dedi. Dedi. Ve ne oldu? Orada değişti. Orada değişti. Bunu demesi gerekiyordu. Ya Rabbi bittim demesi gerekiyordu. Herkesin bir bittim noktası vardır. Hepimizin bir bittim noktası olacaktır. Herkes kendine sormalı; sen hiçbirine Duha suresi oldun mu?

Hakkı söyleyen parhasteslere duha olmak. Ve onlara ben sana onuncu köyüm Medine’yim diye bilmek. Seni dokuz köyden kovdularsa gel bana ben onuncu köyünüm diye bilmek. Kuyulara düşmüş zamane Yusuflarına duha olmak. Çağın zulmüne eyvallah etmeyen Asiyelerine duha olmak. Yetime, yoksula, kimsesize, yurtsuz- yuvasıza duha olmak. Günleri sayılı hastaya duha olmak. Artık çaresiz, günleri sayılı sen ona duha olabilirsin, oldun mu? Acı çekene duha olmak. Allah bizi birbirimize duha etsin. Allah bizi bu insanlığa duha etsin inşallah. Evet.

(Görsel)Bu Türkiye gazetesinin bir organıymış. Bir organı da hangi organı bilmiyorum. Kafiler ile modernist İslamcıların benzer özellikleri. Resimlerden tanıyorsunuz değil mi? Bu Muhammed Hamidullah. Bu Afgani. Bu Mevdudi. Bu Musa Carullah. Yaşayanları saymıyorum ki biliyorsunuz zaten. Kafirler ile biz. Yani kafirsiniz demiyor, evet. Biz sizin kafiriniziz. Biz sizin inandığınız dini inkar ediyoruz. Biz sizin şirkinizi yerlere çalıyor ve Allah şirkinizin belasını versin diyoruz. Onun için siz bizimle aynı Allah’a inanmıyorsunuz. Siz bizimle aynı İslam’a inanmıyorsunuz. Bunu sizde biliyorsunuz. Fakat ben Musa Carullah ve Muhammed Hamidullah ile aynı listede yer almak benim için şereftir. Yalnız şunu söyleyeceğim. Bu hepsini normal fotoğraf kılmışlar, en çirkin fotoğrafımı böyle bulmuşlar. Bir adinin uydurulmuş dinci olduğunu eğer öğrenmek istiyorsanız sinekten yağ çıkar mı? Görüntünün içinde en çirkin fotoğrafı seçeyim, koyayım belki buradan bir şey çıkarırım diyen bir adi görürseniz bilin ki o alçak bir uydurulmuş dincidir.

Onun için soru şu: Kimsiniz siz ve derdiniz ne?

Amerika’nın mücahidine hiç girmedim. İhlaslı soyguna hiç girmedim. 120 bin kişinin hakkının, parasının üzerine oturup da keyif satıp(1.45.05dk) sürüp, saltanat sürmeye hiç girmedim. Ondan bundan topladığınız infak ve bilezikleri götürüp de falanın filanın koluna takmanıza hiç girmedim. Nasıl erbabının malum sahtekarlık ürünü olan kitapları bir casusun anıları diye baştan sona sahtekarlık ürünü olan, hiç aslı olmayan kitapları kedi azıtır gibi kapıların önüne dağıtmanıza hiç girmedim. Siz ne olduğunuzu çok iyi bilirsiniz ama sizi tanımak, sizin içinizden çıkmış birinin, sizi sizin aranızdan yıllarını geçirmiş en üst düzey yöneticilik yapmış birinden tanımak istiyorsanız buyurun. Bu adam sizin ciğeriniz gördü. Bu kitabı okuyun. Bunlar kim tanırsınız. Takkeli firavunlar.

Evet. Yeryüzünde gezin, görün, inceleyin. Yeni geldim. Hafta içinde Avrupa’daydım Frankfurt’taydım. Öncelikle Frankfurt’ta bizleri nezaketle ağırlayan değerli Davut kardeşime, talebeme ve çok değerli Bayram ailesine buradan gönlümü, selamlarımı sunuyorum. Sonra Goethe üniversitesinin değerli hocalarına ve değerli lisansüstü talebelerine bizleri ağırladıkları için buradan selamlarımı yolluyorum. Burası Goethe House. Goethe evi. Frankfurt’ta. Gezerken hiç bilmediğim birkaç şey öğrendim. Bu kırmızı şey içinde olan Nas suresi Goethe’nin eliyle yazdığı hat. Goethe’nin. Anlatabiliyor muyum? 18. yy. bir Batı aydını yani şiirleri var şair, romanı var özellikle Faust muhteşem bir roman, roman tarihinin klasiklerinden. Efendim, aynı zamanda çok yönlü bir bilim adamı simyacı, kimyacı, fizikçi. Bizim evde Goethe’nin duvarımızda, mutfağımızın duvarında efendim laboratuvar şişesi asılıdır. Anlatabiliyor muyum? Hemen karşımda böyle. Dolayısıyla Nas suresine hayran eden neydi Goethe’yi. Evet. Bu soruyu sizin de sormanızı isterim. Kur’an deyince kuduran Müslümanımsılara kapak olsun diyelim.

Evet. Kitabının kapağına Bakara 142. ayeti ilke olarak koyan Jozef von Fon öyle okuyorlar değil mi Jozef Fon Hammer. Ayetin mesajı şu: Sahibi Allah olan doğu batı üzerinden kimlik savaşı yapmayın. Doğruculuk yapmayın, Batıcılık yapmayın. Veyahutta Batıcılık yapıp Doğuyu Doğuyu sömürmeyin, Doğuculuk yapıp batıya küfretmeyin. Doğularda Batılarda Allah’ındır. Bitti mi? Ama çok ilginç. Şu ayet, şu ayet, şu ayet. Evet. Çok ilginç değil mi? “kul lillahil meşruku vel mağrip yehti menyeşau ila sıratin müştekim.” Deki Doğuda Batıda Allah’ındır, dileyen kimseyi Allah sıratil mustegime yerleştirir. İşte Hammer. Hammer tarihi. Osmanlı tarihi yazdı bu adam. Hem de batının tüm merkezdeki arşivleri karıştırarak. Bu adamın da yanlışları var. Bu adamında hataları var. Ama bizim tarihçilerin hata, yanlış ve kasıtlarıyla bu adamın hata, yanlış ve kasıtlarını kıyaslamaya kalkışsanız inanın bire on bile değil. Onun için bunu tavsiye ediyorum.

Bu ne? Hammer’in Viyana’daki kabri. Kabrin üstünde Yusuf, Hammer bin Yusuf yazıyor. Yusuf oğlu Hammer. Buda kabri. Müslümanların kabir taşıyla kıyaslayın. “Huvel bagi.” Baki olan sadece Allah’tır. “Kullu nefsun zaigetul mevt.” Ayet. Her can ölümü her an tatmaktadır. “İnna lillah ve inna ilayhi raciun.” Ayet. Müslümanların kabir taşında ayetten başka her şeyi bulursunuz. Kaldı ki kabir taşına ayet yazmak değil kitabının ilkesini ayetin üstüne kurmuş. Siz kaç tarihçi gördünüz Kur’an’ın içinden seçilebilecek en ideal ayeti kitabının başına koyabilen.

Evet. Oryantalistlere küfretmeye devam. Kendinizi rahat hissedersiniz. Çok rahat hissedersiniz.

Uydurulmuş din uydurulmuş dinciyi maskaraya çeviren limbik sistem Müslümanlığı nasıl bir şey? Çeviri yapacağım size kusura bakmayın. (video)

Diyor ki, sen diyor Arapça, Farsça, Urduca dili konuşulsa birbirinden ayıracak bir bilgiye sahip misin? Yok diyor. Ben üç dili de bilmediğim için birbirinden ayıracak şeye sahip değilim. Evet. Şimdi sana diyor iki cümle grubu söyleyeceğim sen ikisinin arasındaki farkı ne hissediyorsun onu bana söyle diyor. Meryem suresinden ayetler okuyor gördüğünüz, duyduğunuz gibi. Gencin üzerinde Kur’an’ın etkisinin diğer sözlerin etkisinden fazla olduğunu göstermeye çalışıyor. Şimdi de goy goy yapıyor. Şimdi biz burada toplanıldık. Bu mekânda oturuyoruz. Seninle birlikte buluştuk. Seninle birlikte oturduk. Yani orada işte şey yapıyor goygoyunu yapıyor oranın. Şimdi soruyor gence. Bunlardan hangisi seni etkiledi diyor. İkincisi etkilemiş. Şimdi sorun şu dostlar. Kafanızda kendi kendinize bir şeyin delil olduğunu kurguluyorsunuz. Mantığınız yok. Yalnız kurguladığınız o kafanın korteksi çalışmıyor. Frontal lobuda çalışmıyor. Yani son yedi milyon yıl boşa gitmiş. Dolayısıyla yedi milyon yılı sıfırlamışsınız. Arkaya gelmişsiniz apalerle aynı döneme. Limbik sistem çalışıyor. Alt beyin çalışıyor. Alt beyinde hep hormonlarla çalıştığı için, duygularla çalıştığı için zannediyorsunuz ki herkes duygularıyla çalışıyor. Ve karşınızdakine delil olarak zannettiğiniz Kur’an’ın mucizeliğine siz bir delil gösterdiğini zannediyorsunuz. Sahneye çıkarıyorsunuz bir sürü insanın karşısında ona Kur’an’dan bir parça okuyorsunuz ondan sonrada oturduğunuz salonda işte burada bulunduk, burada toplandık, burada kavuştuk, burada efendim ayrıldık falan diye normal cümleler kullanıyorsunuz. Ve hangisi seni etkiledi diyorsunuz. Gençte rahat rahat ikincisi diyor. Ve bizim mollanın yüzü kızarmıyor. Devamı da var. Hiç kızarmıyor, hiç utanmıyor. Böyle bir şeyi delil zannediyor. Asıl yani nerede delirdik? Biz bu toprakları ne zaman tımarhaneye çevirdik? Soru bu. Yoksa bu bir şey değil yani bu arkadaşı tanımıyorum. Bunun şahsına hiçbir şeyim yok. Çok güzel bir insan olma ihtimali çok yüksektir. Efendim. Ben bir zihniyeti eleştiriyorum. Benim yaptığım bir zihniyet eleştirisi. Zaten kişi eleştirisi hiç yapmam. Kişilerle derdim yok. Zihniyet eleştirisi. Zaten kişilerle derdi olanlar yüzünden zihniyetleri eleştiremiyoruz. Bu bir zihniyet. Bu bir cins isim yani özel ismini bilmiyorum bile. Ama problem çok derin. Problem gerçekten derin.

Efendim. Ekranı tamam sen atlat. Değiştir. Ha büyük ekranda. Eyvallah. Tamam. (1.56.01dk)

Tavsiye görselim. Ama onu geçti herhalde.

Tabiat Kur’an’ından ayetler. Geçtiğimiz hafta bir olağan üstü bir olay yaşandı. Gördüğünüz insanlık tarihinde ilk defa bir kara deliğin radyo teleskop yoluyla bizatihi yani bilimsel gözlem yoluyla çekilmiş fotoğrafı. Aslında fotoğraf değil bu. Çünkü radyo teleskop fotoğraf çekmez. Bu bir teleskop değil. Bu radyo teleskop. Gelen sinyalleri bir efendim bilgisayar programı yardımıyla bize görüntüye çevirir. Bu o. Mesafe 53 milyon ışık yılı. Konum M87 galaksisinin merkezinde. Bu bir galaksinin merkezi karadeliği. Kurum Amerika Birleşik Devletleri Uluslar Bilim Vakfı. Görüntüleme Event Horizon Telescope. Yayın tarihi 10 Nisan 2019. Evet. Kara delikler Newton mekaniğinden sonra keşfedildi. Yani Newton’ın yer çekimi yasasını formüle edişinden sonra tahmin edildi. Ama kara deliklerin matematik olarak ispat edilmesi Einstein’ın denklemler sonucunda kara deliklerin var olması gerektiğini söyledi. Hatta hatta hayaletimsi falan diyordu ama yine de var olması gerektiğin denklem gösterdi. Çünkü olağanüstü çekim gücünün olduğu yerler olmalıydı. Zira uzay zaman eğiliyordu. Uzay zaman bükülüyordu. Uzay zamanı büken çok yüksek çekim güçlü merkezler olmalıydı. Onlar neydi? Daha sonra kara delik diye adlandırıldı. Çünkü görünen bir şey yok. Kara delik görülemez. Uzayda ışık saçan bir cisim görülür. Kara delik ışık saçmıyor. Aksine ışığı soğuruyor, çekiyor. Işığı bile çekecek kadar çekim gücü yüksek. Mesela kara delik nasıl oluşuyor? Güneşimizin kat kat kat kat daha büyük olan yıldızlar içine çöktüğünde kara deliğe dönüşüyorlar. Ama güneşimiz öldüğünde kara delik olmayacak niye? Küçük oluyor. Mesela şöyle bir şey mümkün olsaydı; Güneşimizi bir santimetre kare kadar küçültseydik bir santimetre karelik kara delik elde ederdik. Ama güneşimiz buna yetmiyor. Fakat galaksinin merkezinde bir kara delik var. Tüm galaksilerin merkezinde bir karadelik var. Peki bunu nereden anlıyoruz? Zira galaksinin etrafındaki yıldızlar onun çevresinde tavaf ediyorlar. O kabesi. Her galaksinin bir kabesi var her kabenin etrafında tavaf eden yıldızlardan bir hacılar ordusu var. Onlar tavaf ediyorlar. Zaten yedi kolludur bizim samanyolu galaksisinin kolları biliyorsunuz. Neden kollar şeklinde? Şöyle papatya yaprağı gibi kollara sahip. Neden öyle? Çünkü bir merkezin etrafında dönüyorlar. O merkezin etrafında dev yıldızların dönmesi için orada o kadar yüksek bir çekim gücü olmalı ki onları döndürebilmeli. Olay ufku dedikleri karadeliğin içinde bir tekillik var. Ne demek tekillik? Fizik kanunlarının bittiği bir yer. Şu anda orda ne olup bittiğini bilmiyoruz. Ama farzı muhal kara deliğin içine siz düşseniz orada zaman duracak. Zaman çünkü ışığı bile çekiyor ve büküyor. Dolayısıyla bu zamanın göreceliğinin de bir başka ifadesi. Zamanın göreceliğini biz Kur’an’da ayetlerde de görüyoruz. Ha şunu demiyorum bunula: Ya bu Kur’an’da vardı falan. Bu şaklabanlığı  ben zaten başından beri karşıyım. Anlatabiliyor muyum? Kur’an bize hidayet kitabıdır fizik kitabı değil. Astrofizik kitabı değil. Eğer fiziği öğrenmek istiyorsan, astrofiziği öğrenmek istiyorsan, astronomi öğrenmek istiyorsan Kur’an’dan öğrenemezsin. Göklere bak. Kur’an bunu diyor. Evet göklere bak. “Ve izes semai keyfe rufiat.” Dolayısıyla göklere bakmamız. Ama bu gerçekten de insanlık tarihinde bir dönüm noktasıydı. Bundan sonra daha farklı olacak. Ama böyle bir fotoğrafı çekebilmeleri için bu içine kaç tane güneş sığdığını biliyor musunuz? 6 buçuk milyar güneş sığıyor bu karadeliğin içine. Milyon değil. 6 buçuk milyar. Peki kendi güneşimizin içine kaç tane dünya sığdığını biliyor musunuz? Yaklaşık 3 milyon. Yanlış hatırlamıyorsam öyle. Yani düşünün büyüklüğünü. 6 buçuk milyar güneş sığıyor bu karadeliğin içine. Bu karadelik 53 milyon ışık yılı uzakta. Bu kara deliği çekmek için dünya kadar bir teleskop, radyo teleskop lazım. Fakat bunu yapmak mümkün değil. Ne yaptılar? Dünyanın etrafına altı tane farklı yerlere uydular üzerinden altı tane radyo teleskop koydular. Bunları birbiriyle eş güdümlü hale getirdiler. Bunlardan gelen görüntüyü, radyo görüntülerini işlediler, onları görüntüye çevirdiler, aralarındaki boşlukları da simülasyonla doldurdular. İşte bu görüntü çıktı. Müthiş bir şey. Gerçekten de Allah’ın kainat kitabından, Kur’an’ından bir ayet olarak karşınıza çıkardım. Böyle şeylere ihtiyacımız yok diyen var mı aranızda? Evet. (02.02.10dk)Şey mi oldu? Yok. Evet. Görüntü. Bu evet.

Tavsiye görsel. İnterstellar. Aslında e si düşmüş. Yıldızlar arası. Bu filmi hepinize tavsiye ediyorum. Ben iki kere izledim. Hatta sinemada izledim. Hocam sen sinemaya da mı gidiyorsun? He ya. Evet ben sinemaya da gidiyorum. Evet.  (2.2.40dk)((burada ne diyor anlamadım) Fensiz ilahiyat olmaz. Matematik, fizik, kimya, biyoloji, astronomi olmadan teoloji olmaz. Bilimsiz ilim olmaz. Olursa Kur’an, iman, İslam, hadis adına bir sürü saçmalık ve safsata ortaya yayılır. Uzayı aydınlatmayan güneş dünyayı nasıl aydınlatıyor sorusunun cevabını Kur’an’dan verme garabeti bizzat Kur’an’ın emrine aykırıdır. Göğe bakıp incelemezler mi diyen Gaşiye suresinin 18. ayetidir. Fen bilimleri öğrenmenin dini bilgisine asla itibar edilmez. Fen bilimleri bilmiyorsa dini bilgisine itibar edilmez o adamın. Temel bilimler bilmiyorsa yani Allah’ın kainat ayetlerinden haberi olmayan Kur’an ayetlerini bana nasıl anlatacak. Kur’an bir parmak onu gösteriyor kainatı. Kur’an bir parmak hayatı gösteriyor, tabiatı gösteriyor. Siz Kur’an’ın gösterdiği yeri görmezden geleceksiniz bana Kur’an’ı anlatacaksınız. Nasıl olacak bu iş? Olmaz. Onun için vaiz olur ama alim olmaz. Allah’ın kainat, tabiat ve insan ayetlerine sırt dönerek Kur’an ayetleri asla anlaşılmaz.

Benim kahramanlarım ve son. Transtech. Bunu diyorlar. Şimdi böyle bir trend var. Başlangıcı bu, sonu bu. Başı bu, sonu bu. İnsanlar çöp toplamayı, tabiattaki çöpleri toplamayı bir trend haline dönüştürmüşler. Aslında bu bizim imanımızın bir gereği. Bunun trend olmasına gerek mi var? Fakat biz çöplükleri çoğaltıyoruz, başkaları çöplüklerini topluyor. Hatta bizim çöplüğümüz topluyor. Bir yabacı görmüştüm çekmiş bu ülke cennet gibi bir ülke ama üstünde yaşayanlar cehenneme çevirmiş diyordu. Ve çöp topluyordu. Yabancı biri yabancı. Ne diyeceğiz? Yani bari utanalım. Onun için ben diyorum ki böyle bir şeyi de Kur’an talebeleri yapsın. Yapsın ve örnek olarak koysunlar. İbret alsın, örnek alsın insanlar.

Sosyal medya hesaplarımız huzurunuzda. Hepinize teşekkür ediyorum. Allah’a emanet olun. Bir Siretü’l Kur’an dersinde buluşmak üzere. Ki iki dersimiz kaldı. Bundan sonraki derslerimiz Ramazana denk geliyor. Ramazanımız şimdiden mübarektir zaten de bizi mübarek bulsun. Bizi mübarek kılsın. Ve hoş gelsin bizi hoş bulsun. Allah’a emanet olun. Sağlıcakla kalın.

Yorum Yaz