Siretü’l Kur’an 17. Ders -“1. Yıl Dönem Sonu Dersi”

SİRETÜ’L-KUR’AN – 17. DERS – ARKA KAPAK- 26.05.2019

Değerli dostlar, hepinizi selamların en güzeliyle selamlıyorum.

Selamun aleyküm, sabahu’l-hayr, sabah bi hayr, roj baş, pari rui, good morming, guten morgen, huten morgen, bonjour, bonjorna, dobro utro, cindobre, selamat pagi, ohayoou gozaimasu, zaoen, haberi, şalom. Dünyanın neresinde insanlar birbirlerini nasıl selamlıyorlarsa, ben de tüm insan kardeşlerimizi öyle selamlıyorum. Zira selam barış parolasıdır ve İslam barıştır. Barış olan İslam’ı savaşa dönüştürmeyi becerdik, başardık! Bu bir başarı değil! Aslında bu yüz kızartıcı bir davranış! Bunu nasıl telafi edebiliriz diye düşünmesi lazım, İslam’a borçlu olduğunu söyleyen, düşünen her müminin, imanında samimi, imanın güven olduğunu bilen her müminin. Biz de bunu düşündük ve dedik ki bir katkı da bizden olsun. Siretü’l-Kur’an derslerine işte onun üzerine başladık.

Kur’an’ın hayat yolculuğu: Kur’an 23 yıllık hayat yolculuğunda bize ne öğretti ve biz ne öğrendik? Bize öğrettiklerinin üstünü nelerle örttük? Kur’an’a karşı nasıl devrim yaptık? Kur’an cahiliyeye, cahiliyelere, tüm cehaletlere karşı nasıl devrim yaptı? Kur’an’ın devrimlerine ne yaptık? Cahiliyenin Kur’an’ın arkasına dolandırarak nasıl yeniden ortaya çıkardık? Truva atları kullanarak İslam’ın göbeğine cahiliyeyi nasıl taşıdık? Bütün bunları burada işlemek için geçen yılın ekim ayından beri buradayız. Ve bugün sezonun dönemin son dersine eriştik hamdolsun.

  1. ders: Arka Kapak. Bu kapak lafının hikâyesi biraz garipmiş. Ben doğrusu okumadım da. Ama arka kapak olarak kullandığım şey tamamen işte şu arka kapak gibi, birinci cildin arka kapağı. Bunun daha çok ciltleri var. Devam edeceğiz. Maraton devam ediyor. Bilmem kaç yıl sürer, kaç cilt tutacak. Siretü’l-Kur’an; Kur’an’ın hayat yolu, hayat yolculuğu derslerimiz kaç yıl tutacak bilmiyorum. Ama ömrümüz yeterse, nefesimiz yeterse, Allah bize ömür verdiyse inşallah tamamına ermesi için duacıyız, tamamına erdireceğiz.

Hatta hatta Allah nasip ederse, olursa gönlümden şöyle bir şey geçiyor: Kur’an’ın hayat yolculuğu tamamlanınca o günden alıp bugüne kadar tarih yolculuğuna devam edelim istiyorum. Yani birçok şeyi bilmiyorsunuz, bilmiyoruz, birçok şeyi. Yani halifeler döneminde birçok şey oldu. Bir kısmını anlatıyorlar bir kısmını anlatmıyorlar. Anlattıklarının arka planı nedir, anlatmadıklarının sebebi nedir, niye anlatmıyorlar? Tarih niye gizlenir? Tarihi gizleyince gerçek de gizlenmiş olur mu? Yok olur mu? Tarihi gizlemek doğru bir şey midir? Kur’an tarihi gizler mi mesela? Peygamberler tarihinden bazı kareleri Kur’an böyle karartır mı, keser mi, montaj yapar mı? Emeviler neyi temsil ederler? Ne yaptılar bu dine? Ve bizim, Emevilerin uzun vuran gölgesi üzerimize düşüyor. O gölge bizi neye dönüştürdü?

Abbasiler. Ebu Hanife niye öldürüldü? Ebu Hanife’yi kim öldürdü? Ebu Hanife’yi öldüren Sünniler daha sonra nasıl becerdiler de Ebu Hanife’yi Sünniliğin imamı yaptılar? Şiilik neydi, nasıl çıktı? Siyasi bir mezhep olarak ortaya çıkan Şiilik nasıl oldu da bir dine dönüştü, bir akaide dönüştü? Ve Sünnilik ve Şiilik birbirlerinin karşıt dinlerine; tıpkı Protestanlık ve Katoliklik gibi nasıl dönüştü? Ve bunun bize faturası ne oldu? Hala hala 1300 yıllık faturasını ödemeye devam ediyor muyuz?

Haricilik neydi? Gerçekte Hariciler kimdi? Hariciler gerçekten hep kötü insanlar mıydı? Mesela bu ümmette diğerlerinin hiç üstünde durmadığı Kur’ani ilkelerden bazılarını sadece Haricilerin savunuyor olması. Mesela liyakat ve ehliyetin yöneticilikte tek şart olduğu savunuyor olmaları. Kureyş’in şart olmadığını, kabilenin şart olmadığını, ayrıcalığının şart olmadığını, kan bağının şart olmadığını ama liyakat ve ehliyetinin şart olduğunu söyleyen Haricileri biz hiç duymadık. Rüstemliler diye bir devlet kurmuşlar ve iddia ettikleri o kaliteyi de katmışlar. Ama bize kimse anlatmadı bunu ve sair… Öyle yapalım mı? İnşallah ömrümüz olursa tabii. Ömrümüz olursa. Yani ölmemeye ihtiyaç var. Bilgi iyidir cehalet kötüdür. Her durumda bunun istisnası yoktur. Her durumda bilgi iyidir cehalet kötüdür. Onun için bilgiyi iyi olarak kodlayan ben değilim. Bilginin kaynağının sahibi olan, el-Alim olan her şeyi bilen Allah’tır.

Bu ders arka kapak birinci yıl dönem sonu dersi. Sezon sonunu filmciler aldığı için bize dönem sonu kaldı. Biz de böyle adlandırdık.

  1. 2018-2019 DERS YILININ ÖZETİ

2018-2019 dert yılının, ders yılının özeti. Önce bir özet vereyim. Yani alt başlıklarımızdan bir tanesi, birincisi özet. Peki bir hatırlayalım. Hatırlamak iyidir. Unutmak kötüdür. Ama istisnası var. Eğer bazı unutma türleri iyi olmasaydı Allah insanı unutan bir varlık olarak yaratmazdı. Unutmasak bazen yaşayamazdık. Çünkü acıyı ilk andaki gibi sürekli hissedecek olsaydık o acıyla yaşayamazdık. Onun için bazı şeyleri unutmak iyidir. Ama çoğu zaman unutmak kötüdür. Size yapılan kötülükleri unutmanız beklenmez. Unuttuğunuzda tekrar yaparsınız, tekrar düşersiniz o tongaya. Yani o yılan sizi tekrar sokar. Peki ne beklenir? Affetmeniz beklenir. Evet o zaman erdem; size yapılan bize yapılan kötülükleri unutmak değil affetmektir. Unutmak ahmaklıktır, affetmemek vicdansızlıktır. Onun için affedilmek istiyorsanız affedeceksiniz ama unutmayacaksınız. Unuttuğunuz an o tongaya tekrar düşersiniz. Aynı delikten bir kez daha sokulursunuz. “Lâ yuldeğu’l mu’minu min cuhrin merrateyn: Bir mümin bir delikten iki kez sokulmaz.”

Bu anlamda hatırlamak her zaman ama her zaman güzeldir. Zikir hatırlamakla hatırlatmaktır. Kur’an’ın bir adı da “Zikr”dir. Neyi hatırlatıyor Kur’an bize? Aslında bizi hatırlatıyor. Fıtratı hatırlatıyor. Zira biz boş bir levha olarak doğmuyoruz. John Locke’nun iddia ettiği “tabula rasa: boş levha” değiliz. Tabula rasa değiliz. Yüklüyüz. Çipimiz yüklü olarak geliyoruz. Onun için buna “hudûri” bilgi deniyor. Yani doğuştan yüklenmiş bilgi. Limbik sistemimiz, talamusumuz, hipotalamusumuz fındık kadardır. Yüklü olarak geliyor. O yüklü bilgi bizim bilincimiz olmadan da çalışıyor. Bebeklerin akciğerleri, karaciğerleri, kalpleri, kan dolaşımı, solunum sistemi, sindirim sistemi, bebeklerin aklına ve bilincine bağlı olarak çalışmaz. Büyüdüğünde ne kadar iyi çalışacaksa bebekken de o kadar iyi çalışır. Niye? O doğuştan yüklenmiştir. Yani yüklü olarak gelir. Hele ki öyledir hatta hatta eğer aklınızı kalbinize takarsanız kalbiniz tekler. Hele ki takmıyoruz. Hele ki bize bırakılmamış.

Bu anlamda hatırlamak iyidir, Kur’an hatırlatır. Fıtratı hatırlatır. Yani niçin geldiğimizi, niçin var olduğumuzu, bir sebebinin olması gerektiğini hatırlatır. Biz de buradan bugüne kadarki derslerimizi bir şöyle hatırlayalım:

22 yıllık zor yokuş maratonu: Akabe zor yokuş demek. Yokuş zaten zor, bir de zor yokuş. Akabe aslında Kur’ani bir kavram. Evet. “Felâqtehame’l-’akabe: Zor yokuşu çıkmaya gayret etmedi. Tüm çabasını harcamadı.” “Wemâ edrâke me’l-’akabe” Sen ‘akabe’nin ne olduğunu bilir misin? İdrak edebilir misin? Zor yokuşu nereden bileceksin sen? Nereden bileceksin? Bu anlamı da verebiliriz. Birkaç anlam verebiliriz. Gerçekten zor yokuşu idrak edebilir misin? “Fekkü rakabe.” Ondan sonra devam ediyor. 4 etaplı:

  • Bir boynu özgürlüğe kavuşturmak. Özgürlük. Özgürlüğe kavuşturmak bir numarasıdır zor yokuşun, birinci etabı.
  • Ew it’âmun fî yewmin zî mesğabe.” Açı doyurmak iki numarasıdır. Özgürlük neden bir numara? Düşünmeyi size bırakıyorum. Açlıktan bile önce özgürlük. Çünkü özgürlük yoksa iman yoktur. Özgürlük yoksa insan yoktur. Özgürlük yoksa irade yoktur. İrade yoksa insan yoktur. İkincisi açı doyurmak.
  • Yetîmen zâ makrabe: Yetimi gözetmek”.
  • Ew miskînen zâ metrabe” ya da düşmüşü kaldırmak.

Evet. “Sümme kâne minellezîne âmenû.” Bütün bunları yaptıktan sonra iman edenlerden olmak. Evet. Önce insan ol diyor Kur’an, sonra Mümin ol. Önce insan ol. Sonra iman edenlerden ol. Nasıl, nasıl buldunuz?

Evet, ey ulu hocalar, bunu bize öğretmediniz. Bunu bize hiç söylemediniz. Hiç söylemediniz. Zira siz de bilmiyordunuz. Ama şimdi biliyorsunuz, şimdi bile bile söylemiyorsunuz. Bile bile söylemiyorsanız eğer, insan olmadan Müslüman olanların ekmeğini yiyorsunuz. Demek ki insan olsalar tezgâhınız gidecek, onun için söylemiyorsunuz!

“İllallah” derken gül atanlar “la ilahe” deyince taşlarlar. Neden? “Yürek Devleti”ne övgü dizenler, “insan olun”a çemkirirler. “Adayış Risalesi”ne romantik takılanlar “Kader Risalesi”ne burun kıvırırlar. Neden? Neden mi? İnsanoğlu biraz böyledir. Risksiz ve emeksiz ister. Cenneti risk almadan ve emek vermeden ister. Serveti risk almadan ve emek vermeden ister. Rant olsun ister. Faiz de bir ranttır, unutmayın. Onun için haramdır. Zira emek yoktur, risk yoktur. Ne ki içinde emek yoktur, risk yoktur o faizdir. Eğer elde ettiğiniz bir sevgi risksiz ve emeksiz elde edilmişse gönül faizidir. Almayın. Başınıza iş açacaktır. O sevgi bir gün tersine dönecektir. Buna inanın. İsterseniz deneyin. Elde ettiğiniz ilgi, eğer emek vermeden, risk almadan elde ettiğiniz bir ilgiyse onu kabul etmeyin. O ilgi sonunda başınıza iş açacaktır.

Onun için bakıyorum insanlar farklı farklı, söven de var, öven de var. Hele benim sövenlerim… Allah yokluklarını vermesin. Efendim, maşallah. Övenlerim de var. Övgüden korkuyorum. Övenlerden korkuyorum. Ama birinin övgüsünden korkmuyorum. Benden istifade ettiği kadar övüyorsa ondan korkmuyorum. İstifade etmemiş, istifade etmek için emek vermemiş, ter dökmemişse ondan korkuyorum. Yani şeytanım olabileceğini düşünüyorum. Onun için Allah’a onun fitnesinden sığınıyorum. Zira insanı yoldan çıkarabilme ihtimali ve potansiyeli var. “Yüzüne toprak saçın” diyordu ya Allah Resulü. O şu demek değil: Yerden yüzüne toprak al da saç. Öyle yapan sahabiler olmuş. Hayır, öyle değil. “Bu övgü ile eğer bir beklentisi varsa, beklentisinden mahrum edin onu”. Yani överek beklentisine kavuşturmayın onu. Sizi överek beklentisine kavuşuyorsa bilin ki, arkasından sizi yoldan çıkaracak cebinde daha fazla övgüler de vardır. Siz mehdi olursunuz, siz mesih olursunuz, o da yetmez peygamber de olursunuz! Olanlar nasıl oluyor, baksanıza! Sahte mehdiler nereden çıktı, sahte peygamberler nereden çıktı? Başımıza nasıl bela oldu bunca insan? Bunlar iyi insanlardı…

Onun için bu anlamda evet insanoğlu emeksiz ve zahmetsiz elde etmek ister. Cenneti öyle elde etmek ister. Onun için illallah derken gül atanlar la ilahe derken taş atarlar. Tıpkı Abdullah oğlu Muhammed’i el-Emin ilan edenler, el üstünde tutanların Muhammed Rasulullah’ı taşlamaya başlamaları gibi, iftiraya tutmaları gibi. Fark ne? Fark şu: Parrhesiastes olmaları. Yani kitleyi rahatsız eden doğruları söylemeye başlamaları. Bakınız, doğru söylemek değil, doğru söylemek değil; yıkılmış bir gücün üstünde tepinmek doğruyu söylemek değildir. Yıkılmış bir muktedirin, ölmüş bir güç sahibinin üstünde tepinmek doğruyu söylemek değildir. Eğer doğruyu söyleyeceksen o ayaktayken, o güç sahibiyken, o muktedirken söyleyeceksin. O doğruyu söylediğinde başına iş almayı göze alarak söyleyeceksin.

Peki doğruyu söylemek nedir? O anın muktedirinin yanlışını söyleyebilmektir. Odur doğruyu söyleyebilmek. Parrhesiastes olmak budur. İnsanların Şark kurnazlığı burada da geçerli. Bakarsınız, gününün muktedirine övgü dizenler, methiye dizenler eskinin yıkılmış muktedirine sövgü yarışına girişirler. Niye? Bunlar ne yapacak biliyor musunuz? Şundan adınız gibi emin olun; bugünün muktediri de yıkılınca bugün övme yarışına girdikleri muktedire yarın sövme yarışına girecekler, bundan emin olun. Onun için parrhesiastes olmak budur. Parrhesia kitleyi rahatsız edeceğini bildiğiniz doğruları söyleyebilmektir.

Allah Resulü; “Hubel, Lat, Menat’a kulluktan ayrılın, bunlara tapmayın. Allah’a bunları ortak koşmayın. Allah’a şirk koşmayın. La ilahe illallah kula kul olmayacağım, hiçbir şeye kul olmayacağım, kula kul olma demektir.” dediğinde risk almıştır. Risk almıştı, çünkü kitlenin hıncını üstüne çekmişti. Yoksa o gün de bazıları; “dürüst olun, mert olun, hak yemeyin, başkalarının hakkını yemeyin, kestiğiniz kurbanları haram paradan/maldan kesmeyin” diyordu. Bu öğütler kimindi biliyor musunuz? Mekke’nin vaizi Velid bin Muğire’nin öğütleriydi. İlginç gelmiyor mu size de? Yani hani şu Kur’an’ın Müddessir suresinin; “ölçtü, biçti kahrolası nasıl da yamuk ölçtü biçti, nasıl da sığ ölçtü biçti” dediği, kahrolası dediği adam var ya o Muğire işte. Kestiğiniz kurbanları haram paradan kesmeyin diye Mekke’ye vaaz veriyordu. Mekke’ye bu vaazları vermek onu kahrolası olmaktan çıkarmıyordu. Sorunu neydi peki? Büyük taşa dokunmuyordu. Büyük taşa dokunmuyordu. Onun için büyük taşa dokunmadan doğruyu söyleyemiyorsunuz. Büyük taşa dokununca da başınıza büyük taşlar geliyor. Ne yapacaksınız? Elbette katlanacaksınız.

Tefsir dersleri: 16 yıl sürdü. Esma dersleri 5 yıl sürdü. 21 yıl eder fiilen. Elhamdülillah. Beraber başladık. Simsiyah sakalım vardı. Simsiyah saçım vardı. Böyle saçım vardı hatta. Yani simsiyahı bırakın saçım vardı yani. Benim de bir saçım vardı ama gitti. Görüyorsunuz karşınızda saçı dökülmüş, sakalı bembeyaz olmuş bir yaşlı, bir ihtiyar -ama köhne değil- olarak karşınızdayım. Onun için elhamdülillah beraber yaşlandık, bu da güzel bir şey. Ve her saç bir değirmende ağarır. Saçını Kur’an’la ağartanlara selam olsun dedik.

Siretü’l-Kur’an; işte 3. etaptı, zor yokuşun 3. etabı. Ve elhamdülillah birinci yılı böyle bitirdik. 17. derste beraberiz.

16 dersi hatırlayalım:

  1. Ders: İlkeler. İlkesiz bir toplum neye benzer? Ne için, neden, neden bu dersler, amacımız ne, bunu işledik.
  2. Ders: Kur’an’ın doğduğu coğrafya. Tabiat Kur’an’ını okumaktan söz ettik ve tabiat Kur’an’ını okumak, Kur’an’ın gösterdiği yerdi. Kur’an’ın ayetleri bir parmaktı. Bu parmağın gösterdiği şeye bakmaktı asıl olan. Onun için tabiat Kur’an’ı bu parmağın gösterdiği şeydi. Kur’an’dan değil Kur’an’ı tabiattan okumak. İşte bunu da işlemiştik o derste.
  3. Ders: Cahiliye kültürü. Şeytanın dini kabileciliği işledik ki çok önemli bir dersti. Lütfen, bu dersleri tekrar başa dönüp izlemenizi tavsiye ediyorum. Yani burada izleyen arkadaşlar için de geçerli bu. Bakınız ramazan geldi geçiyor. 30 ramazan gününde çok haydi haydi 16 dersi bir daha şöyle baştan geçebilirsiniz. Bu dersler o kadar büyük emekle hazırlanıyor ki… Zaten bunu söylemeye gerek yok. Görüyorsunuz derslere nasıl emek verildiğini, nasıl inci gibi dizildiğini, gergef gergef dokunduğunu. Onun için bu derslerde sadece biz burada tefsir falan yapmıyoruz dedim zaten, tefsir yapmayacağız, tefsir dersi verdim. Burada hayatı konuşuyoruz biz. Hayat var. Dolu dolu hayat. İnsan var içinde; iyiliğiyle kötülüğüyle. Ve bu derslerin içerisinde matematik var, fizik var, kimya var, sosyoloji var, antropoloji var, jeoloji var, gökbilimi var, var var var… Yani görmüyor musunuz zaten onu da söyledim derste.

Yani bir teoloji jeoloji olmadan biyoloji olmadan matematik olmadan fizik olmadan olmaz. Eğer bir alim sadece Kur’an’ı biliyor ama fiziği bilmiyor, matematiği bilmiyor, biyolojiyi bilmiyor, yani asgari düzeyde temel bilimleri bilmiyorsa Kur’an’a dair söyleyeceği bir şey yoktur. Zira Kur’an işaret parmağıdır. Tabiatı gösterir, yeri gösterir, göğü gösterir, insanı gösterir, hayvanı gösterir, bitkiyi gösterir. Yani bunları gösterir. Siz parmağa bakacaksınız ama parmağın gösterdiği yere bakmayacaksınız! Camdan bakacaksınız cama değil. Kur’an cama bakın demiyor camdan bakın diyor. Parmağın gösterdiği yere bakın. Onun için buydu konu, cahiliye kültürü şeytanın dini kabilecilik dedik.

Devrim ve karşı devrim. Ehliyet ve “imamlar Kureyşten’dir”; devrim ve karşı devrim. Kur’an ehliyeti getirdi. Kur’an’a karşı devrim yapanlar kabileciliği geri getirdiler ama bu kabileyi Kureyş olarak kodladılar. Hadis uydurdular. Onu da Buhari’ye koydular, Buhari’ye… En iyisinden bahsediyorum. Gerisini… Hani demiş ya Bektaşi iki tane şarap getirmişler. Üstat sen üstatsın bu işte, iç bakalım hangisi daha güzel bir tanesinden tatmış, tatmadığına kesinlikle bu güzeldir demiş. Ama demişler tatmadın ki! Bundan daha kötüsü olamaz, demiş. Onun için ben böyle Kur’an’a paralel olarak çıkardıkları kitaptan söylüyorum ki gerisini siz düşünün. Gerisi ne halde, ne halde acaba? “İmamlar Kureyş’tendir”i koydular.

Niye? Kur’an’la aslında ip çekişiyorlardı. Kur’an’a karşı meydan okumadır bu, meydan! “İnnallâhe yemurukum en tueddû’l-emânâti ilâ ehlihâ: Allah emanetleri ehline vermenizi emreder.” diyecek Kur’an. Sense “İmamlar Kureyş’tendir”i onun karşısına koyacaksın! Helal olsun be size! Haram olsun be size! Ve bu ümmete yedireceksiniz bunu! 1300 yıl bunun kavgasını yapacak ümmet iyi mi? İmamlar Kureyş’ten mi? değil mi? Kureyş’ten olsun, ne oldu? Kureşy’ten olsun. Kral Abdullah Kureyş’ten. Bugünkü Ürdün kralı değil, dedesinden bahsediyorum. 1 milyon Filistinlinin kanına girdi! Ne olacak? Ne olacak? Kureyş’ten, hem de Haşimi, Haşimi. Ürdün Krallığı’nın resmî ismi Haşimi Ürdün Krallığı’dır. Evet doğrudur. Kan olarak Allah Resulü’ne dayanır. Ne kazandırır?

Babanız peygamber olsa ne olur? Siz adam olmadıktan sonra. Kenan örneği bunun için verilir Kur’an’da. Oğlunuz peygamber olsa ne olur? Siz adam olmadıktan sonra. İbrahim örneği bunun için verilir Kur’an’da. Kocanız peygamber olsa ne olur? Siz insan olmadıktan sonra. Lut örneği bunun için verilir Kur’an’da. Amcanız, yeğeniniz peygamber olsa ne olur? Sen adam olmadıktan, sen tercih etmedikten sonra. Ebu Leheb’in eli onun için kurusun işte.

  1. Ders: Cahiliyede ahlak. Kula kulluk varsa ahlak yoktur. Kula kulluk varsa ahlak yoktur, 4. derste bunu işledik. Devrim ve karşı devrim. Ahlak temel kat idi. Devrim bu. Kur’an, yaptığı devrimde ahlakı temel kata koydu. Bakınız bu çok önemli dostlar, biraz önce Beled suresini okudum. Ne diyordu? Önce bir boynu özgürlüğe kavuştur. Açı doyur, düşmüşü kaldır, yetimi gözet. Ondan sonra iman edenlerden ol. Bu nedir? Ahlakı zemine oturttu mu? Ama ne yaptı bizim ilim adamlarımız, bizim teolojimiz ne yaptı? Allah’ın zemine koyduğu ahlakı zeminden kazıdı onun yerine akideyi koydu, inancı koydu. Değildi. Değildi. Dinin temel katı ahlaktı. Ahlaksız bir mümin tipini böyle elde ettik! Tesadüf yok. İman binasını, İslam binasını bozduk, Allah’ın mimarisini beğenmedik. Allah’ın insan mimarisini beğenmedik! İnsan mimarisinin projesi Kur’an’daydı. Kur’an’daysa zeminde ahlak vardı. Akidenin de zemininde ahlak vardı. Önce adam ol, önce insan ol, sonra Müslüman ol diyordu. Ama biz önce Müslüman ol dedik. Müslüman olunmadan iyi insan olunmaz diyenler görüyorum. Kendisi insan olmadan Müslüman olduğu için insan olmaya gönlü yok. İnsan olmaya gönlüm yok diyemediği için böyle diyor. İnsan değil. İnsanlık testine tâbi tutun isterseniz. Vicdan testine tâbi tutun. Merhamet testine tâbi tutun. Adalet testine tâbi tutun. Akıl testine tâbi tutun. İrade testine tâbi tutun. Tâbi tutun. Bir bakın bakalım. Nasıl kendisinden olmayana vicdansız. Nasıl kendisinden olmayanın firavunu oluveriyor? Nasıl kendisinden olmayanın yılan gibi sokuyor? Bir bakın bakalım. Kendisinden olmayana karşı adalet koklatmıyor. Adalet iyidir. Ama nereye kadar iyidir? Benden olana, bize iyidir! Bizden değilse; “Welâ yecrimennekum şeneânu kavmin ‘alâ ellâ ta’dilû: Bir kavme olan kininiz size o kavme karşı aşırılığa, adaletsizliğe götürmesin.” diyen Kur’an’ı nereye koyacaksın? Sen hangi kitaba iman ettin? Görüyorsunuz, bir bütün…
  2. Ders: Cahiliye ekonomisi; servete tapıcılık. Böyle bir şey, göreceğiz inşallah Kureyş suresinde, gelecek. Devrim ve karşı devrim orada da var. “Müslümanların hazinesi” diyordu Ebuzer. Ebuzer adam, tek kelimeyle. Müslümanların hazinesi. Devlet hazinesine, Müslümanların hazinesine Muaviye diyordu ki; “hayır, Allah’ın hazinesi”. Şöyle düşüneceksiniz değil mi? İlk aklınıza gelince; Yav bu adam bayağı dindar bir adam! Ya Ebuzer? Müslümanların hazinesi diyor yani “beytü’l-mâli’l-müslimîn”. O ise “mâlullah” diyor Allah’ın malı. Ama hinliği, Şark kurnazlığını dikkatli bakınca anlıyorsunuz. Ne yapıyor sonra bu malı, bu parayı adamlarına peşkeş çekiyor. Niye? Ee, o zulüm nasıl yürüyecek? O zulmün yürümesi için teker olarak kullanman lazım insanları. Onun için peşkeş çekiyor. Peşkeş çektikten sonra, “Müslümanların malını sen kendi iktidarın için nasıl peşkeş çekersin?” diyenlere ne diyor peki? Bu mal Allah’ındı, Allah bize verdi dolayısıyla itiraz ederseniz Allah’a itiraz etmiş olursunuz! Nasıl? İşte bizim hikâyemiz böyle saf, böyle temiz. Dinlersiniz, güzel bir şarkıdır.
  3. Ders: Cahiliye şirk dini. Müşrik toplum dinci toplumdu. Evet. Bunu bazıları garip karşılıyor. Gerçekten de dinci toplumdu. Yani tırnak içinde “dindar” bir toplumdu cahiliye müşrikleri. Onun için öyle gırla gidiyor baksanıza. Hacerü’l-Esved’i yerine koymak için adam birbiriyle savaşmaya kalkar mı ya? Kılıçları çekip gelirler mi ya? Nedir yani? Dindar adamlar dindar, arkadaş. Hacerü’l-Esved Hz. İbrahim’den kalan tek parça. İbrahim ise büyük önder. Lider. Kavmin büyük lideri, büyük önderi. Dolayısıyla ondan kalan hatırayı bizim kabile yerine koymalı, yok bizim kabile, yok bizim kabile… Dindar adamlar. Hacıları sulayacağız diye yarışa giriyorlar. Yok büyük bir masraf bu. Yok ben sulayacağım yok sen sulayacaksın. Hacıları sulama işi o kadar zahmetli bir iş ki. Kuyudan su çekiyorsunuz. Binlerce insana su yetiştiriyorsunuz. Bu bazen çok aşırı bir sıcakta oluyor. Kolay bir iş değil. Ama bunun için cahiliye müşrikleri yarışıyorlar. Doyurmak hele bin beter bir iş. Düşünsenize. Düşünsenize, bugünkü gibi değil ki. Yani tırları göndereceksin, yani frigofirik tırlar, bu soğutucu tırlar gelecekler, içleri et dolu, gıda dolu falan böyle bir şey yok ki. O gün bir yerden bir yere hayvan sevk etmek 6 aylık bir iş. Ama bunu yapıyorlar. Hem de fisebilillah yapmıyorlardı. Ya fisebilillat yapıyorlar. Yani Lat yoluna yapıyorlar. Uzza yoluna yapıyorlar. Ama bunun için birbirlerini üzüyorlar, eziyorlar. Dindar toplum.

Fakat devrim ve karşı devrim. Ne var? Kula kulluk. Bunun karşılığında kula kulluk istiyorlar. Yani o ikram ettikleri insanların kulluğunu istiyorlar: Kula kul ol ya da kulu kul et. Başka bir şık yok. La ilahe illallah diyemiyorlar. “La ilahe illallah. Qûlû la ilahe illallah tuflihû.” Allah Resulü çıktığında çağrısının tek sloganı buydu: “La ilahe illallah deyin kurtulun”. Niye diyemediler? Akıllı insanlar vardı içlerinde. Aslında bildikleri için diyemediler, bilmedikleri için değil. Bizimkiler la ilahe illallah diyor, anlamını bilmiyor. Onlar la ilahe illallah demiyor, anlamını çok iyi biliyorlar. Yani niye demediklerini çok iyi biliyorlar. La ilahe illallah demek ne demek aslında? Kula kulluğa hayır, demek. Kula kulluğa hayır denen bir düzende onların arabası yürümez ki.

  1. Ders: Cahiliye siyaseti. Yalan, talan, zulüm, acımasızlık, despotluk. Cahiliye siyaseti bu. Devrim ve karşı devrimi orada da görüyoruz. Nedir devrim? Hakikat, adalet, merhamet, meşveret, liyakat. Kur’an’da bunların beşini de görüyoruz dostlar. Beşli bir devrim. Hakikat, yalan karşısında. Adalet, adaletsizlik karşısında. Merhamet, merhametsizlik karşısında. Adalet, zulüm karşısında. Merhamet, merhametsizlik karşısında, acımasızlık karşısında. Meşveret, despotluk karşısında. Liyakat, ehliyet kavim-kabilecilik, şu bu yandaşlık karşısında. Böyle bir devrim getiriyor Kur’an.
  2. Ders: Araplar, Kureyş kabilesi, Haşimiler. Bunu da gördük ders olarak. Gerçekten ayrıntılarla dolu bir dersti. Başka bir yerde rastlamayacağınız ayrıntılar vardı orada.
  3. Ders: Nebi’nin Kur’an öncesi hayatı. İnsan elçi yerine insanüstü peygamber kurgulamak!
  4. Ders: Kur’an’ın indiği dünya.
  5. Ders: Oku. Bilginin inşası, ilk Kur’an pasajı ve mesajı. Yani Alak suresi. İkra: Oku. Birinci konuya 11. dersle başladık. İlk 10 ders usul dersi yaptık, metodoloji dersi yaptık, yöntem dersi yaptık. 11. dersten itibaren ana derslere geçtik. Evet, bilginin inşası, ilk inen vahiy, Alak suresi. İlk Kur’an pasajı ve mesajı.
  6. Ders: Kendini dirilt. Oku, kendini dirilt. İç dünyanın inşası. Devrim ve karşı devrim. Tertile karşı devrim tecvit. Tertil yani anlamını kavrayarak oku. Yani sindirerek oku. Anlayarak oku. Bunun karşısında tecvit karşı devrimini görüyoruz. Ne, anlamak da neymiş ya. Anlamak da neymiş? Teberrüken oku. Seslendir yani okuma! Niye okuyacaksın ki? Okumak zaten anlamak demektir. İçinde anlam olmayan şeye okumak denmiyor. Dilin konuluşu gereği. Peki tecvit ne? Tecvit seslendirirken harflerin mahreçlerini iyi çıkar, iyi kaf çatlat, “kabak” de, de canımı ye! Evet. Ne nasıl geldik buraya?
  7. Ders: Başkalarını dirilt. Misyon ve vizyonun inşası. Misyon ve vizyonun inşası. Yani Müddessir. Pasif iyiden aktif iyiye. Orada işledik bunu. Devrim ve karşı devrim orada da var. Uyarı ve müjde yerine korku ve umut nasıl geldi? Uyarı ve müjde Kur’an’ındı. Anlatabiliyor muyum? Beşir ve nezir. Harika. Peki bunun yerini havf ve reca nasıl aldı? Kim getirdi? Bu karşı devrimi kim yaptı, neyin üstünü örtüyordu? Neydi maksatları? Kur’an’ın nesini beğenmediniz de Kur’an’ın kavramlarıyla, kamusuyla, namusuyla oynadınız? Bunu her zaman soracaksınız: Bu kavramı Kur’an kullanıyor mu? Dinin içinde bir kavram gördüğümüzde şunu soracağız; bu kavramı Kur’an kullanıyor mu? Kullanmadıysa bu işte bir bit yeniği var. Bu işte bir bit yeniği var, kim getirdi bu kavramı dinin içine soktu? Yani vahyi biliyoruz arkadaş, nas da ne ya? Nas da ne? Nas da ne? Kim soktu bunu? “Vahiy” dersen vahiy olmayanları içine almayacak çünkü. “Nas” dersen öyle bir çuval açıyorsun ki içine hadisi atıyorsun, uydurmayı atıyorsun, efsaneyi atıyorsun, hurafeyi atıyorsun, yalanı dolanı atıyorsun, efendim israiliyatı atıyorsun, mesihiyatı atıyorsun, efendim zerdüştlüğü atıyorsun, Budizmi atıyorsun, çuvalı bağlıyorsun üstüne “nas” yazıyorsun! Nasıl? Süper değil mi? Şeytanın eğer bir planı olsaydı böyle olurdu. Caiz, ne ya caiz? Caiz ne? Caizdir, caiz değildir. Haram var, helal var Kur’an’ın kavramı. Anlatabiliyor muyum? Bunu biliyoruz. Caizi nereden çıkardınız? Niye böyle maymuncuk kavramlar kullanıyorsunuz, niye soktunuz dinin içine? Anlatabiliyor muyum? Niye? Haram ve helali Allah koyar. Allah’ın yetkisini kullanmak için bunu uydurdunuz, getirdiniz dinin içine koydunuz. Daha neler koydunuz, geldikçe göreceğiz. Göreceğiz. Neden rahatsız oluyorlar biliyor musunuz? Bakınız: Benim yoldaşlarıma dahi açık olan kanallar bana niye kapalı? Ekranlar bana niye kapalı? Bundan. Bu yüzden kapalı işte. Anlatabiliyor muyum? Bildiğim doğruları sizinle paylaşmayı bir namus borcu bildiğim için. Bu konuda hiç taviz vermediğim için, kitleyi rahatsız edip etmediğine bakmaksızın, hakikatleri eğmeden bükmeden aktardığım için ekranlar bana kapalı. Eyvallah.
  8. Ders: Eleştirel akıl farzdır. Övgü problemi. Devrim ve karşı devrim. İnsan eden Kur’an, insanlıktan çıkartan uydurulmuş din. Evet. Biraz önce ayetler okudum. Ubudiyet dininden ibadet dinine bir çözülmeye doğru gittik. Yani Kur’an ubudiyet dini koymuştu. Çok önemli bir mevzu, sık sık tekrar ediyorum. Ubudiyet kulluk demektir. Hayatın her alanını içerir. İbadet ise ayin dinidir ayin! Ritüel dini. Hristiyanlık ibadet dinidir, ubudiyet dini değildir. Anlatabiliyor muyum? Hristiyanlığı kiliseye girince giyinirsin gömlek gibi, kiliseden çıkarırken çıkarabilirsin. Çok kolaydır. Hristiyanlığı yapmak için mutlaka ve mutlaka özel mekân lazım, özel insan lazım. Papaz yapar ayini. Papaz yoksa ayin yapılamaz. Anlatabiliyor muyum? Papaz değilseniz ayinden mahrumsunuz. Onun için yani Allah’tan daha fazla papaza muhtaçsınız, Hahama muhtaçsınız! O olmazsa olmaz. Dolayısıyla kilise olmazsa ayin olmaz.

Yeryüzü mescit kılınmıştır, neden? Neden o ayin, o ayin sadece kilisede yapılır ama senin ubudiyet dininde ibadet için yeryüzü mescit kılınmıştır. Papaza gerek yok. Herkes kendi namazını asaleten kılar. Namaz kimseye vekaleten verilmez, imama da verilmez. Namaz devredilmez bir şeydir. Bakmayın siz daha sonra imamlığı papazlığa dönüştürdüklerine! Aslında imam arkasındaki cemaatin namazını vekaleten alan değildir. Hiçbir fonksiyonu yoktur o manada. Herkesin namazı kendinedir, herkes kendi namazını kılar. İmamın abdesti sizin abdestiniz olmadığı gibi imamın abdestsizliği sizin abdestsizliğiniz olmaz. Yani imam gelse de abdestsiz namaz kıldırsa sizin için hiçbir şeydir. Ama nasıl bir fıkıh uydurdular ki imamın abdestinden, adetsizliğinden siz sorumlu oluyorsunuz. Ne çok şey var değil mi konuşacak. Evet.

  1. Ders: En hakiki ve yalansız siyer Kur’an’dır. Kıymete kanaat etmemek. Kurgu peygamber. Evet. Kıymete kanaat etmemek ne? Allah’ımız Resulü’ne bir kıymet vermiş öyle değil mi? Bu kıymetin aslında;

1) “Qul innemâ enâ beşerun mislukum: De ki ben de sizin gibi bir insanım”. İnsanlık var.

2) “We inneke le’alâ huluqin azîm: Sen muhteşem bir ahlaka sahipsin.” ve “Wemâ erselnâke illâ rahmeten li’l-‘âlemîn: Biz seni alemlere rahmet olarak gönderdik.” Bu kıymete kanaat etmiyor musun arkadaş? Niye melek bir peygamber istiyorsun? Neden tanrılaştırılmış bir peygamber istiyorsun? Sen Allah’ın kıymetine kanaat etmiyorsun. İşte burada o söyleniyor.

Yetim kim? Sen hiçbirinin Duha suresi oldun mu? Duha suresinin tefsiriydi bu aslında.

  1. Ders: İnşirah suresi bir motivasyon dersi. Yani bir önceki ders. Emredilen salavat değil salattır demiştik, değil mi? Göğüs genişletmenin nasıl açık kalp ameliyatına dönüştürüldüğünün tarihsel bilgilerini buraya dökmüştüm, böyle sıra sıra. Umarım dikkatinizi çekmiştir. Elhamdülillah. Dalga dalga yayılıyor. Biz burada dersi işliyoruz. Dersi işte on-yirmi bin kişi arasında bir başlangıç kitlesi izliyor Youtube’da. Ondan sonra ders altmış bin yetmiş bine çıkıyor, her gün bin-iki bin katlanıyor. Dalga dalga yayılıyor şükürler olsun. Bunda sizlerin emeğinizi istiyorum. Buraya gelirken bilet almıyorsunuz. Beş kuruş vermiyorsunuz. Burada muazzam bir emekle karşılaşıyorsunuz. Ve ben de beş kuruş almıyorum. Ne 16 yıllık tefsir dersimden, ne 5 yıllık esma dersimden, ne bu derslerden. O zaman bir borcunuz var. Bu dersleri insanlara ulaştırmak. Yani şikâyetçisiniz. Benim şikâyet ettiklerimden sizde şikâyetçisiniz. Nasıl dönüşecek bu toplum söyler misiniz? Hiçbir yük almıyorsunuz. Hiçbir sorumluluk almıyorsunuz. Nasıl düzelecek bu iş? Onun için alın, hazır. Lütfen ulaştırın. Bu dersleri ulaştırın. Hatta hali vakti yerinde olan arkadaşlar ne olursunuz iş adamı arkadaşlar, üç yüz lira beş yüz lira giderken deyin ki: Ben fon ayırdım beş yüz liralık. Beş yüz liralık Youtube reklamı verin. Bakın, bir katkı ya. Hanımlar, yüz liralık Youtube reklamı verin deyin gidin. O yirmi bin kişiye otuz bin kişiye ulaşacaktır. Bunu yapın arkadaşlar. Çok zor bir şey değil. Ben ne yapabilirim? Bunu yapabilirsiniz. Evet. Bu dersi yapamazsınız ama bunu yaparsınız. Eyvallah.

Hocam niye, niye kızıyorsun ya? Gül de, çiçek de, böcek de, seviyorum de, aşkım de, efendim böyle şeyler de. Sevelim, sevilelim, dünya kimseye kalmaz de. Hocam niye bunlardan söz ediyorsun? Niye geriyorsun bizi? Peygamberler germek için gönderilmiş. Ben onların kutlu yolunda, kutlu izinde cirmim kadar yer yakan ve sorumluluğumu şu dar dünyada göstererek Rabbinin huzuruna alnının akıyla çıkmak isteyen aciz bir Mustafa kulum. Tek isteğim de bu. Onun için kusura bakmayın. İyi şeyler görürsem onları da paylaşıyorum. Ama durum bu. Eğer bir hekim kangren olan ayağınızı kesmezse, size şefkat göstermiş olmaz. Sizden nefret eden bir hekim kangren olan ayağınızı kesmez. Çünkü gerisini yaşamanız için o ayağınızın kesilmesi lazım. O ayak kesilmezse o bacak gider. O bacak kesilmezse o beden gider. O beden giderse siz de gidersiniz. Peki dışarıdan bakan biri bunu nasıl görür? Allah Allah adama bak ya, adamın ayağını kesiyor. Vay vahşi vay! Böyle görür. Ama hekim bunu yapmak zorunda. Sorumluluğu gereği bunu yapmak zorunda. Acı haberi vermek zorunda. Kansersiniz, demek zorunda. Anlatabiliyor muyum? Zira tedaviye başlayacak, başka çaresi yok. Tedavi etmek için bunu kabullenmesi lazım. Tedavinin ilk şartı hastalığını kabullenmektir. Dolayısıyla hastalığımızı kabullenmiyorsak tedavi olmayacağız demektir.

 

  1. BU COĞRAFYADA TÜM SORUNLAR UYDURULMUŞ DİNDEN BESLENİRLER

Bu coğrafyada tüm sorunlar teolojiktir. Bu coğrafyada tüm sorunlar teolojiktir yani dinidir. İster ekonomik, ister beşerî ister siyasi, ister bilimsel, ister sanatsal, ister sportif, ister sosyolojik ister, psikososyolojik ister hayatın başka herhangi bir alanında hangi alanı derseniz deyin bu coğrafyada tüm sorunlar gelir teolojiye dayanır. Teolojik problemleri teolojik diye söylemek yumuşatılmış bir kavram. Hele hele teolojiyi çok da fazla anlamıyorlarsa insanlar çok da irrite olmazlar. Ama benim gibi “uydurulmuş dinden beslenir” deyince irrite olurlar. Deme hocam, deme ya… Be hey Yunus sözü söyleme derler, ya ben öleyim mi söylemeyim de? Ya ben öleyim mi söylemeyim de? Kim söyleyecek size? Kim söyleyecek kanser olduğumuzu, imanımızın kanser olduğunu? Kim söyleyecek imanımızın yaralandığını? Kim söyleyecek imanımızın enfeksiyon kaptığını? Enfeksiyonlu imanla ne kadar, nereye kadar yaşarsın? Hadi burada yaşadın, yarın iman getirdim diye huzur-ı ilahiye çıktığında, hesap gününde ben iman getirdim dediğinde imanına baktıklarında, Allah’ın ölçüsüyle baktıklarında; “Atın, bu iman değil ki! Bitmiş bu, ölmüş. Sen yüreğini kabre çevirmişsin. İmana saray olması gereken yüreğini imanın kabrine çevirmişsin, iman içinde ölü, leş olmuş!”… Böyle bir sürprizle karşılaşmayalım.

Sağlık çalışanları. Hasta yakınlarının şiddet uygulamasından mı şikâyetçisiniz? Sorunun kaynağı uydurulmuş dindir. Dayak cennetten çıkmadır safsatasıyla büyütüldüler. Niye garip karşılıyorsunuz? Oraya gidin, o kültürü düzeltin. Cennetten çıkan dayak mı? Dayak cennete ne zaman girdi de ne zaman çıkmış? Cennetten kovulmuştur olsa olsa. Sevgili kardiyolog hekim, şunu paylaşmışsın. Sitedeki güvenlikçilerden birine anjiyo yaptım, bir komşuya söylemiş çok rahatladım diye. Halbuki damarını filan açmadık. Şimdi de komşu bana da anjiyo yapar mısın, çok iyi geliyormuş diye beni arıyor. Dedim, anjiyo kampanyası bitti. Rahatlatmak için anjiyo yapmıyoruz. Yerden göğe haklısın. Ama biliyor musun? Ey hekim! Bunun temelinde de uydurulmuş din yatıyor. Bunlar hurafeyi, yalan rivayeti, sahte dini en güçlü plasebo etkisi olarak kullanan insanlar. Birine hurma çiğnetip onu yiyince şifa bulacağını sanan tipler bunların içinden çıkıyor yahu. Sen bunu tedavi etmeden onu nasıl tedavi edeceksin? Onun için alın buyurun:

(Video)

Allah’ın güzel hurmasından tiksindirir mi insan? Şu nimetten tiksindik ya. Nedir bu? Bunun dinle değil insanlıkla ilgisi nedir? Bu bunu din olarak yapıyor, onu söyleyeyim. Yani onun eline veren, şu hurmayı ağzına al çiğne de bana ver diyen, bunun aslını ta hadis kitaplarında buluyorlar. Ee şimdi o peygamber diyeceksiniz. Ee bu ne? Aşağı kalır mı? Dolayısıyla ruhban sınıfından hurma kutsama sahnesi bu. Dolayısıyla bu orada kalmıyor, bu orada durduğu gibi durmuyor. Yani şişede durduğu gibi durmuyor. Hurafe, yalan şişede durduğu gibi durmaz. Evet.

Çalışanlar. Hakkınızı vermeyen alnı secdeli hacı patrondan mı şikâyetçisiniz? Hakkını veren patronların eli de öpülür ayakları da öpülür. Allah onlardan razı olsun. Çok güzel iş adamlarımız var. Aranızda da var. Ben onları görüyorum. Kendisi de işçisi gibi çalışıyor. Hatta hatta işçi sekiz saat çalışıyor, kendisi on saat çalışıyor. Ben onları görüyorum. Dolayısıyla onlar eli öpülesi insanlar. İstihdam açanlar. Ailelerin evlerine ekmek götürmelerine vesile olanlar. Üreten Allah’ın sevgilisidir. “El-kâsibu habîbullah.” Bunu yazdılar, duvarlara astılar. “Kâsib” kazanan demek. Fakat bu sözün söylendiği zaman kazanç üretimden geliyordu. Anlatabiliyor muyum? Ranttan gelmiyordu. Ama şimdi ne oldu? Kazan da nereden kazanırsan kazan… Dolayısıyla haram da kazansan, “kazanıyorsan Allah’ın sevgilisisin”e geldi bu iş. Bu doğru değil tabii.

Çalışanlar. Hakkınız vermeyen alnı secdeli patronlardan mı şikâyetçisiniz? Sorunun kaynağı uydurulmuş dindir. Patronunuz namazlarının her günaha kefaret olduğuna inanıyor. Arafat’a vakfeye durunca günahlarının sıfırlanacağına inanıyor. Kadir bekleyince anasından doğmuş gibi pirupak olacağına inanıyor. Bunlara inanan bir adam niye hak yemesin yahu? Niye işçinin hakkını yemesin? Niye zayıfın hakkını yemesin? Niye zulmetmesin? Niye haram yemesin? Niye yetim hakkı yemesin, söyler misiniz? Yani yetim hakkını şimdi yedi, biraz sonra namaz kılacak. Tamam, eli kirlendi yıkar atar canım! Tamam biraz sonra namaz kılacak. Namaz da iki namaz arasındaki tüm günahlara kefaret olduğuna göre işle günahı kıl namazı! Nasıl formül? İşte bu. İşte bizim hikâyemiz, bakın, görüyorsunuz.

Saf okuyucular. Yazarınızın sizi yazdığı kitaplarla yalan yanlış bilgi verdiği için yaşadığınız mahcubiyetten şikâyetçi misiniz? Sorun yine aynıdır; uydurulmuş din. Zira bir dolu yalan yanlışı, aslını araştırmayıp din diye inanan birinin yalansız kitap yazması muhaldir. Hz. Fatıma ve Hz. Hasan Kerbela’daymış. Vallahi ben demiyorum, bu kitap diyor. Nasıl? Kerbela’da Hz. Fatıma hortlatmanız lazım. Başka çaresi yok. Sevgili Resulümüzden altı ay sonra vefat etti sevgili Fatıma’sı, ciğer paresi. Kur’an’ın kızıydı. Kur’an’la doğdu Kur’an’la sahneden çekildi. Evet, Fatıma Kur’an’ın kızıdır. Dolayısıyla Kur’an’la geldi, Kur’an’la gitti tabiri caizse. Nasıl oldu da Kerbela’ya getirdi? Hz. Hasan’ı Muaviye zehirletti. Zehirlenerek öldürüldü. Peki Kerbela’ya nasıl getirdin? Bu adam Türkiye’de tarih öğretiyor. İşte böyle bir şey.

Koca şiddeti gören eşler. Sorunun kaynağı uydurulmuş dindir. Zira ona Allah’ın kadını dövün dediği yalanı ayet diye öğretildi. Allah kadını dövün dedi mi? Demedi. Nereden biliyoruz bunu? Nüşüz nedir? Şiddetli geçimsizlik. Şiddetli geçimsizlikte kadını dövün dedi mi Allah? Hıı? “Fadribûhunne” bu anlama mı geliyor? Hayır. Bu anlama gelmediğini bizzat Kur’an’ın ilk yaşayıcısı ve ilk müfessiri olan Allah Resulü’nün hayatının tâ göbeğinde görüyoruz. Allah Resulü eşleriyle şiddetli geçimsizlik yaşadı mı? Yaşadı. Bu Kur’an’a girdi mi? Girdi. Dilerseniz size geçimliğinizi vereyim ve sizi güzellikle ayırayım dedi mi, demesi istendi mi Rabbi tarafından? İstendi, ayet orada. Yani boşanma arifesine gelmiş Allah Resulü. Bir ay evinin damında kurduğu çardağın altında yatmış. Yani yatakları ayırmış. Peki bir fiske vurdu mu? Vurmadı. Allah Resulü’nün uygulamadığı Allah emrinden mi bahsediyorsunuz burada? Dövün. Dövmemiş. Demek ki dövün değil. Üçüncüde de olmuyorsa güzellikle ayrılın. Evet. Idrıb der şimdi Sudanlılar, Sudan Arapçasında kullanılır. Yani git, ayrıl demektir.

Dizilerde neden eşek kelimesi biplenir, sigara mozaiklenirken çatır çatır adam vurma, kelle uçurma, baş koparmanın gırla gittiği, Allah sadaları eşliğinde oluk oluk kan döken sahnelere dokunulmuyor diyen arkadaş. Sorunun kaynağı uydurulmuş dindir. Zira indirilmiş dinin yaşat diniyken, uydurulmuş din öldür dinidir. Dinden döneni öldür. Namaz kılmayanı öldür. Kara köpekleri öldür. Kertenkeleyi bir vuruşta öldür, kap yüz sevabı! Bunların hepsi hakkında hadis var.

Yalandan şikâyet eden mürid. Pensilvanya’daki bir vaiz 10.03.2019  tarihli bam telinde bak ne diyor: “Tepesi mepesi yok. Bu daire içinde herkes düz seviyede, herkes aynı seviyede.” Kendi tarikatı kendi cemaati içindeki herkesin hiç birbirinden farklı olmadığını, düz seviyede olduğunu söylüyor. Doğru mu bu? Buna kim inanır? Buna inanacak bir Allah’ın kulu var mı? Kendi cemaatinde var mı? Kendi tarikatında var mı? Yok. Ya şuna ne demeli? “Hayatımda bilerek yalan söylediğimi hatırlamıyorum. Yalanın yarısını bile söylediğimi hatırlamıyorum.” İlk cümlenin yalan oluşundan daha bedihi olan yalanı; Kur’an Müslümanlığı diye bir sapıklık çıktı lafıydı.

Dini yalan olan yalana bağımlıdır. Çünkü yalan imanlarının temelindedir. Peygamberin ağzına konulmuş bir buçuk milyona iman eden insanın yalansız yaşaması mümkün değildir. Cem Yılmaz olsaydı burada değil mi? Kimlerin kimlerle yan yana olduğunu görün. En güzeli buydu değil mi? Harika. Gerçekten bayılıyorum ben. Ama ilginç değil mi? İlginç değil mi? Fethullah Gülen’e Feto diye söveceksiniz ağzınızı doldura doldura. Ama siz de aynı düşünecek, aynı inanacaksınız. Dininiz aynı, imanınız aynı, aynı şeyleri söyleyecek ve hedefiniz aynı, düşmanınız da aynı. Düşman göstereceksiniz Kur’an ve Kur’an ehlini.

Peki siz niye farklısınız? Siz niye farklısınız ki? Siz aynı dinin aynı yolun insanlarısınız. Sizin dostluğunuz da aynı düşmanlığınız da aynı. Yani sizin kavganız şu mu: Ver şu kaşığı da biraz da biz ölelim. Hani Nasrettin Hafız yapıyormuş ya. Sofraya gelmiş. Efendim, dervişler oturmuşlar sofrada kimseye yer bırakmamışlar. Her kaşığı alışta öldüm öldüm diyorlarmış. Şimdi bir alıyorlarmış hüüp öldüm hüüp öldüm. Şimdi hoca orada köşede gariban gariban duruyor, gel buyur otur biraz da sen öl diyen yok. Almış kaşığı elinden, ver şu kaşığı da biraz da biz ölelim demiş. Şimdi kavga bu mu? Ver şu kaşığı da biraz da… Evet o, o. Yani sen o makamda ne yapıyorsun? İn biraz da biz oraya binelim. Demiştim ya. Ebu Leheb’e düşman olmak yetmez, Ebu Leheb’liğe düşman olacaksın. Firavun’a düşman olmakla firavunluğa düşman olmak ayrı şeylerdir. Bazıları Firavun’a düşmandır ama firavunluğa dosttur. Niye? Firavun’un yerinde niye ben yokum diye düşmandır. Aslında firavunluğu yıkmak istemez. Firavunluğu ben kullanayım ister.

Kur’an ehline neden bu kadar düşmansınız? Maskenizi sıyıracak değil mi? Maskenizi sıyıracak. Kur’an’a dönünce insanlar, tezgâhta size yer kalmayacak, pazarda size yer kalmayacak. Satamayacaksınız bitli baklanızı, çünkü kör alıcı olmayacak. İnsanların gözü açılacak. Çünkü Kur’an diyor ki akletmez misiniz? Aklederse eğer sen ne geziyorsun orada diye soracak, değil mi?

Liyakatsiz yöneticiden şikâyet eden vatandaş. Sorunun kaynağı uydurulmuş dindir. Zira uydurulmuş dinci “emaneti ehline verin” diyen Kur’an yerine “imamlar Kureyş’tendir” diye bir dine inandırıldı. Uydurulmuş dinin pagan, animist, Hindu, Zerdüşt, Budist, Yahudi, Hristiyan, Müslüman versiyonları arasında mahiyet farkı yoktur dostlar. Derece farkı vardır. Mesela şu cümle: “Akıllı telefonlar deccalın aracıdır.” Bunun altına tüm uydurulmuş dincilerin ruhban sınıfını yazabilirsiniz. Ama cümlenin gerçek sahibi kim biliyor musunuz? Rus Ortodoks Kilisesi patriği Kirill. Fark etmiyor yani. Ha bu arada Katolik kilisesi lideri papa Francisco internetten sanal dua hizmeti başlattı. Akıllı telefonlar şeytandır diyen bir papa orada ve sanal dua tıkla ve duaya katıl diyen papa da burada. Seç beğen al. Onu beğenmezsen oraya gidersin. Görüyorsunuz değil mi?

Velinin sorumsuzluğundan şikâyet eden öğretmen. Sorunun kaynağı uydurulmuş dindir. Zira bilginin değeri yerine “şeytan da âlimdi” türü ancak şeytanların söyleyeceği zırvalara inanan bir geleneğin ürününden başkasını bekleyemezsiniz. Vallahi kim çıkardı bunu? Şeytan da alimdi zırvası kimden çıktı? Kur’an’da böyle bir şey yok. Şeytanın âlim olduğunu bilen adam şeytandan daha âlimdir. Şeytanın âlim olduğunu kim söyledi ya? İlme küfretmek, ilmi rezil etmek, cehaleti övmek, cahiliyeyi göklere çıkarmak için bir slogan bul diye sipariş verseniz vallahi “şeytan da âlimdi” sloganı olur. Siz neye hizmet ediyorsunuz? Şeytan da âlimdi diye lafa başlayan bir adama “şeytan sensin” deyin lütfen. Şu anda şeytan sensin. Çünkü Kur’an’da geçen şeytan ifadelerinin yarısından fazlası o gün yaşayan insanlardı. Yeri geldikçe hepsini; bu şuydu, burada geçen şeytanın ismi şudur diyeceğim, göreceksiniz.

Evet. Aldatılmış ve kandırılmış bilumum hacı abiler. Bu ülkenin sığır bankları bitmez. Eğer aldanıyorsanız unutmayın ki bunun temel sebebi uydurulmuş din ile zehirlenmiş bir kafa taşımanızdır. Zira siz dininizi, “sakın aldatıcı sizi Allah ile aldatmasın” diyen Kur’an değil, siz dininizi “biri beni aldatacaksa varsın Allah desin de aldatsın” diye Kur’an’a meydan okuyan zihniyetten öğrendiniz. Evet. “Welâ yeğurrannekum  billâhi’l-ğarûr.” Sakın aldatıcı sizi Allah ile aldatmasın. Ben Kur’an’ın Allah’ın kitabı olduğunu işte bu tür ayetlerden anladım. Düşününki bir kul yazsa yazarın adını vererek, onun adını yücelterek, onun adını onun şanını kullanarak aldatanlara bir torpil geçirir. Ne de olsa onun reytingi yükseliyor. Ama Kur’an bizi en önce buna karşı uyarıyor. Sakın aldatıcı sizi Allah ile aldatmasın: ‘Ben Allah’ım. Bu kitabı gönderen benim. Ve ben diyorum ki benimle kimse sizi aldatmasın’. Nasıl? Dostlar nasıl? Ne muhteşem bir şey. Onun için Kur’an’a hayran olmaz mısınız?

Şunu da şuraya selamlarımızı yollayarak yerleştirelim. Evet. (Görsel)

Tüm dünyada araba yayaya yol verirken neden Türkiye’de yayanın arabaya yol vermesi adı konmamış bir kurala dönüşmüş diyen sosyolog arkadaş. Sebebi uydurulmuş dindir. Evet. Yav bunu da mı uydurulmuş dine bağladın diyecekler olabilir. Onu da bağladım ya. Daha neleri bağlarım bir görseniz siz. Zira bu coğrafyada tüm problemlerin kaynağı teolojiktir. Sosyologlar, sosyal bilimciler, bu coğrafyayı incelemek istiyorsanız eğer tüm sorunların kaynağındaki teolojiyi görün. Uydurulmuş din güce tapar, adını Allah koyar. Araba güçlüdür, insan zayıftır, güçsüzdür. Arabanın cüssesi büyüktür, insanın cüssesi küçüktür. Araba çarptı mı öldürür, insan çarptı mı öldürmez. Araba pahalıdır, insan ucuzdur bu coğrafyada. Onun için uydurulmuş dinin zihniyeti budur.

Devlet hem kumar sitelerini yasaklıyor hem de yılbaşı gecesi 390 milyon lira Milli Piyango ikramiyesi dağıtıyor. Ertesi gün de “piyango haramdır” fetvası veren Diyanet’e, imamından Diyanet İşleri başkanına, müftüsünden piyangonun haram olduğunu söyleyen vaizine kadar hepsinin maaşını içeren 10,5 milyar liralık 2019 ödeneğini gönderiyor. Bu ne yaman çelişki diyen saf vatandaş, sebebi uydurulmuş dindir. Ve bunun gibi sayısız çelişkilerle ağzına kadar doludur.

Politikacının yalanından şikâyet eden vatandaş, sorunun kaynağı uydurulmuş dindir. Yalanı dinin temeline koyan yalanı politikasının temeline koymaz mı? Bir yönetici şunları paylaşmış, bir yönetici, iş yöneticisi bu: İş yerindeki arkadaşlar kırılan ahşap paletleri ufalayıp evlerinde yakacak olarak kullanmak istediklerini söylemişlerdi. İzin verdim. Bir ay sonra hafta sonu bir gün fabrikaya gittiğimde sağlam paletleri parçalarken yakaladım. İptal ettim. Onlarca böyle tweet paylaşmış bu arkadaş. Bulun okuyun derim. Özellikle iş adamı olan kardeşler. Müthiş tecrübe efendim.

Yemekhanede artan yemekleri kaplara doldurup eve götürmek istediler. Ne masum istek değil mi? İsraf olmasın işçi eve götürsün. Şarkta yaşıyorsunuz yalnız unutmayın. Şarkta yaşadığınızı unutmayacaksınız bu tip şeyler yaparken. İzin verdim. Merhametten mazarrat doğar mı dersiniz? Bu arada bu talep yokluktan değil. Yani bu talebi yapanlar yokluğundan falan değil. Ama istiyorlar işte. Gece vardiyasında çalışanların yemeklerinin bir kısmını da alıp götürdükleri için gececiler aç kalıyordu. Uyardım olmadı, iptal ettim. Nasıl? Yani dökerken görürseniz aklınıza gelen tek şey ‘ne vicdansız israfçı bir adam’ olmasın. Ne yaşadı acaba diye de düşünün. Ne yaşadı acaba? Evet.

Müslüman Şark’ın her yerinde bu böyledir. En temelde sebep uydurulmuş dindir. Bir anlamı da standart ve ölçü olan kadere inandığını söyler. Fakat hayatının tümü standartsız ve ölçüsüzdür. Kader standart demektir. Standardı yok işçinizin. Ne yapacaksınız? Ahlak standardı da yok. Götürüyorsunuz, yirmi parça çıkarıyor on sekizini takıyor, iki tanesi dışarıda. Yav orijinaline onu takan süs olsun diye mi taktı? Niye? Bundan bir şey çıkmaz ki diyor. Boş ver hacı abi diyor, bundan bir şey olmaz. Onu oraya çıkan takan imalatçı firma boşuna mı taktı? Öyle değil mi? Bir çivi bir nalı kurtarır. Bir nal bir atı kurtarır. Bir at bir orduyu kurtarır. Bir ordu bir savaşı kurtarır. Bir savaş bir ülkeyi kurtarır. Bir çivi, bir bijon, bir pul hatta pul, öyle değil mi? Onun için o pulu yerine koy. Ee, dinini yerine koymamış, pulu nasıl koysun.

“Bu topraklarda akıl tatile çıkmıştır” diyen düşünür. Sebebi uydurulmuş dindir. Hristiyan ilahiyatçı ve papaz Thomas Aquinas’ın ruhu Müslüman Şark’ın üstüne çökmüştür. Şunu dinler misiniz? Şakacı rahipler, Thomas Aquinas yani, dışarıda uçan bir eşek… 12. yüzyılda yaşamış ve felsefeyle Hristiyan ilahiyatını birleştirmiş olan kişidir, Thomas Aquinas, papazdır. Dışarıda uçan bir eşek olduğunu söylediler rahipler. Thomas rahiplerin yalan söylediğine inanmaktansa uçan bir eşek olduğuna inanmanın daha mantıklı olduğunu söyleyerek bakmak için dışarı çıktı. Nasıl? Yani yalan bizden sadır olmuşsa doğru sayılmalıdır! Anlatabiliyor muyum? Yalan bizden sadır oldu, doğru sayılmalıdır. Çünkü değil midir ki biz söyledik yalanı, o zaman doğru sayılmalıdır!

Dervişin kibrinden şikâyet eden sıradan mümin. Sorunun kaynağı uydurulmuş dindir. Zira onun bir şeyhi var ve o cenneti garanti görüyor! Seni de cehennemlik görüyor, var mı diyeceğin?

Bir ceza evi açılışını bir fabrika açıyormuş gibi müjdeleyip “Bayburt açık cezaevine kavuşuyor” diye pankart asmanın temelinde de uydurulmuş din vardır. Zira uydurulmuş din sevgili Nebimizi övmek için namaz kılarken önünden geçen çocuğa beddua edip onu kötürüm ettiğini anlatır! Bunu da onun mucizesi olarak nakleder iyi mi? İnanmayan Şifa’yı açsın, inanmayan Said Nursi’nin Risalelerini açsın baksın.

“Yüz yaş üzerinde beş bin seçmen görünce incelettik, ölü olan bu kişiler düşürüldü” diye açıklama yapan Yüksek Seçim Kurulu Başkanı, sorunun kaynağı uydurulmuş dindir. İndirilmiş din “adil olun, şahitliği hakkıyla gözetin” derken uydurulmuş din “harp hiledir” hadisini uydurur ve her hile için bir savaş, her savaş için bin hile ayarlar. 2017 verilerine göre bu ülkede Sosyal Sigortalar Kurumu’ndan emekli maaşı alan iki yüz elli bin yaşayan ölü var. Ne demek anladınız mı? Yaşayan ölü ne demek biliyor musunuz? Babası ölmüş. Anlatabiliyor muyum? Ama maaş kendisine kalmıyor yasal olarak. Yok böyle bir şey. Ölü babasını yaşatıyor. Ve onun maaşını alıyor. Nasıl bir şey? Bunu da sakıncalı görmüyor. Anadolu irfanına bayılıyorum! Ben Anadolu irfanına bayılıyorum gerçekten. Siz bayılmayın durun. Ama ben Anadolu irfanına bayılıyorum! Evet. Anadolu irfanı. Has Anadolu irfanı. Daha neler var, ne istatistikler var da işim bu değil, yeri de bu değil.

Pop vaizlerin ekrandan hurafe kusmasından şikâyet eden Müslüman. Sorunun kaynağı uydurulmuş dindir. Zira ruhban sınıfının parçası olan vaizler kendilerini hesaptan muaf sanıyor. Arkadaşlar işverensiniz. İşçi getiriyorsunuz. Anadolu’nun insanı, alıyorsunuz, yetiştiriyorsunuz değil mi? Bir sürü emek vermişsiniz. Ne yapacağını da biliyor. Ama yapacağı işin hakkını vermiyor. Ama o hakkını vermediği zaman, o aksayan iş öyle büyük bir sonuca yola açıyor ki binlerce insanın emeğini sıfır ediyor. Anlatabiliyor muyum? Küçücük bir ihmal koca bir şeyi berbat ediyor, ürünü berbat ediyor. Anlatabiliyor muyum? Alın işte. Şu Rusya’dan veya gittiği yerden Ukrayna’dan dönen meyveler ve sebzeler. Nedir bu? Bu meyveler ve sebzelerin üzerinde Birleşmiş Milletler Sağlık Örgütü’ne göre de yasak olan maddeler bulunuyor ve gönderiliyor. Bu uluslararası bir yasak. Bu ülkenin politika yapıcıları siz bu ilacın bu ülkeye girmesine niye izin veriyorsunuz? Niye sıkılmasına izin veriyorsunuz? Bunu siz bilmiyor musunuz? Yani bunu oraya gönderiyorsunuz, geri döneceğini bile bile gönderiyorsunuz. Yani adamlar kabul etse adamları kazıklamış olacaksınız. Adamları aldatmış olacaksınız. “Men ğaşşenâ feleyse minnâ.” Yani “kim hile yaparsa o bizden değildir” diyen peygamberin ümmetisiniz güya. Adamları kazıklayacaksınız. Zehir yedireceksiniz. Onlara yediremedik. Kime yedirelim? Biz yeriz, değil mi? Biz yiyoruz. Niye yiyoruz. Uydurulmuş dini niye yiyorsak onu da ondan yiyoruz. Evet.

Seyirci, “ölmüş babamın yerine hacca gitmek istiyorum vekaleten yapabilir miyim” diye soruyor. Evet. Cevap işte.

İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitemizin muhterem rektörü kendileri. Ölmüş babanız yaşıyor mu? Tabii ölmüş babanız yaşayabilir de yani aynı zamanda! Çünkü anlattığı hikâyeler ölmüş babanın yaşamasından daha berbat şeyler. Hint diyor, Hz. Hamza’nın yüreğini, ciğerini çıkarmış Vahşi diyor, Hint’e getirmiş diyor. Tabii o müzik çalıyor orada. Böyle kafanı hafif yan tutacaksın demişler. Hafif te böyle tebessüm edeceksin. Ne demişlerse yapıyor, anlatabiliyor muyum? Ve ciğer gelmiş diyor. Efendim Hamza’nın ciğeri. Allah Resulü’ne anlatıyor diyor görgü şahidi. Peki Allah Resulü sordu diyor. Ağzında çiğnedi Hamza’nın ciğerini, kalbini, yuttu mu? Soruna bakar mısınız? Soruna bakar mısınız? Cihan sorununa bakar mısınız? “Yok, tükürdü ya Rasullah” dedi. “Vallahi yutsaydı ebediyen o cehenneme haram olurdu!” Allah! diyeceksin. Nasıl bir şey? Nasıl bir şey? Nerede yaşıyoruz biz? Nasıl bir tımarhaneye düştük? Nasıl bir tımarhaneye düştük? Yani ye Hamza’nın ciğerini, girme cehenneme! Bu aslında şu mu: Evharistiya ayini var Hristiyanlıkta. Anlatabiliyor muyum? Aşari rabbani der eskiler. Efendim. Ekmek, şarap ayinidir bu. Küçük ekmek İsa’nın etini temsil eder, etini yiyorsundur. Bu aynen böyle de inanılır. Etidir bu; etine nerede dönüştü diye aslında bunun tartışmasını yapmış Descartes ya. Descartes, ekmeğin ete dönüşmesinin mantıki tartışmasını yapmış düşünebiliyor musunuz? Nerede dönüşüyor? Biyo, biyolojik olarak mı dönüşüyor? Moleküler olarak mı dönüşüyor? Tamam tamam aynen böyle. Efendim ve şarap da İsa’nın kanıdır. Yani peygamberinin etini yiyeceksin, peygamberin yamyamı olacaksın, onun kanını içeceksin ve cennete gireceksin! Bir yerlerden tanıdık geliyor mu? Hangi tımarhaneye nasıl düştük biz ve kimse neden itiraz etmiyor? Evet, bunu atayan değerli yetkililer, size buradan kocaman selamlarımı gönderiyorum.

Şeyhin saltanatından şikâyet eden gariban; sorunun kaynağı uydurulmuş dindir. Zira uydurulmuş dinci şeyhin cübbesine girip zerdüştlükten ithal edilmiş sıratı geçeceğine inanıyor.

Suçüstü yakalanınca Rabia işareti yapan hırsızdan şikâyet eden mağdur; sorunun kaynağı uydurulmuş dindir. Adalete değil yaptığı hırsızlıktan Rabia işaretiyle rüşvet vererek yırtacağına inanıyor. Bunun yediği haltın cübbe giyip salavat okuyarak affedileceğini düşünmekten farkı ne? Yok değil mi? Bu işte.

(Video)

Doğala özdeş aromalı sahte gıdalarla kandırılan Mehmet Bey; sorunun kaynağı uydurulmuş dindir. Sahte din, iman ve İslam pazarlanan memlekette sahte gıdanın lafı mı olur?

Ebu Leheb kılıklı yerli Taliban yetiştiren dincilerden şikâyet eden aydın kişi; sorunun kaynağı uydurulmuş dindir. Niçinini izaha gerek var mı?

Yeşili betonla boğulan kentlerden millet arazisine gece konan apartmanlardan, çirkinleşen mimariden şikâyet eden arkadaş; bunun da temelinde uydurulmuş din var. Adam cennete gecekondu yapmanın bir yolunu bulmuş dünyada onu kim tutar?

Bu mimariyi şaheseri yapan arkadaşı kutluyorum huzurlarınızda! Gerçekten tebrik ediyorum! Bu dünyada eşine az rastlanır bir mimari şaheserdir! Bu sene ben Ağahan mimarlık ödülüne bu mimari şaheseri gösteriyorum!

Bana hocam bizim imam tatilde namaz kılmıyor. Maaşları kesilse imamların yüzde kaçı camiyi, yüzde kaçı ibadeti terk eder diye soran cemaat. Evet, bana bu soru geldi biliyor musunuz? Bu soru bana geldi. Sorunun kaynağı uydurulmuş dindir. Zira davet ettiği uydurulmuş dine imamın kendisi de inanmıyor.

Radyasyon bulutları Karadeniz insanının hücrelerine yakıp kavururken, “Türkiye’de radyasyon var diyen dinsizdir” şeklinde konuşan bakanın sorunu da uydurulmuş dindir. Çernobil faciası 80’lerdeydi değil mi? Evet 1986. Ona yalanla imanın bir arada bulunmayacağını hiçbir vaiz söylemedi ki, bakan kendini kurtarıyor aslında, millet batarsa batsın. Yani Cerrah Paşa türküsünü Volkan söylesin dursun değil mi? Ama Karadenizli evinden habire kanser çıkarsın, kanserli hasta çıkarsın. Kimin umurunda ki kimin umurunda? İnsan mı? Ucuz, maruldan ucuz. Karalahanadan ucuz!

Yoksul Afrika’dan, getirdiği hizmetçisi zulme dayanamayıp kaçarken; “senin için para saydım, gel buraya” diye arkasından kovalayan zalimin sorunu da uydurulmuş dindir. Zira o kula kulluğa hayır, “La ilahe illallah” diyen İslam’a değil köleliği yaşatan uydurulmuş bir dine inanıyor… (Video).

Tercüme etmeme değen bir şey söylemiyor. Gel diyor, gel kaçma diyor. Ne yapıyorsun biliyor musun böyle? Bak para saydım sana, diyor. Nasıl?

Cami, İmam Hatip, İlahiyat; din görevlisi sayısı artıp tarikatlar palazlanırken; adalet, ilim, ahlak, erdem, akıl, vicdan, kişilik, insanlık niçin azalıyor? Bunun cevabı uydurulmuş dindir. Çünkü onlar dinî bir kimlik taşıyanın; akla, ahlaka, vicdana, insanlığa, ilime, bilime, keşfe, araştırmaya, icada ihtiyacı kalmadığını sanıyorlar. Yani, dini bir kimlik taşıyorsa ahlak ihtiyacı yok. Bir dini var, ahlaka ihtiyacı yok öyle inanıyor!

Hasankeyf’te 4600 yıllık cami taşınıyor. Haber bu, ekran resmi. “4600 yıllık cami” türü haberciliği, gazeteciliğin yüz karası ilan eden dürüst ve ciddi gazeteci ve haberciler. Sorunun kaynağı uydurulmuş dindir. Peygamberin diline uydurduğu bir buçuk milyon yalan ve iftirayı koyanlar; sadece yalana alışmakla kalmaz, yalan ve iftira bağımlısı olurlar.

Anadolu irfanın mümtaz şahsiyetleri(!); Spor Toto’nun katkılarıyla İslami İlimler Fakültesi yapar oradan mezun olacak çocukları da imam, müftü, öğretmen yapar, sonra da o namazla cenneti garanti ettiğini zanneder. Sorunun kaynağı uydurulmuş dindir. Zira uydurulmuş dinin gözünde cennet kendi takımının kazanmasını garanti eden, spor toto biletiyle girilen bir taraftar kulübüdür. Cennet; spor toto biletiyle girilen bir taraftar kulübüdür. Nasıl? Evet.

Hırsızlıktan, yoksulluktan, yolsuzluktan, talandan şikâyet eden vatandaş, sorunun kaynağı uydurulmuş dindir. Zira uydurulmuş dinin fıkhına göre birini düşman kategorisine sokar, mürtet ilan edersen; onun canı, malı, ırzı helal olur. Yine uydurulmuş dine göre helal bir şeyi Allah yerine geçip haram ilan edersen onu çalmak ta, gasp etmek te, imha etmek te sevap olur. Tıpkı Mısırlı aydının din kitaplarından bulup ifşa ettiği “müzik aletlerini çalmak helaldir” fetvası gibi. (Video…) şu anda sayfasını gösteriyor. Evet, Fıkıh kitabından müzik aletlerini çalmak helaldir fetvasını okuyor, bu Mısırlı ilim adamı. Evet, zamanımız bitti onun için geçiyorum.

İslam Fıkhını Mecelle adıyla kodlayan, son 200 yılın en ünlü İslam fıkıhçılarından Cevdet Paşa’nın torunu Zübeyde İsmet Hanım neden rahibe oldu? Ama biz yeni duyduk hocam. Bir İlahiyat’ın Vatikan’a doktora yapsın diye gönderdiği kız neden Hristiyan oldu? İlahiyatın ismini vermiyorum burada, biliyorum. Bana bunu söyleyen de o ilahiyatın bir profesörü. Bu ve buna benzer bir yığın sorunun kaynağı da uydurulmuş dinidir. Zira uydurulmuş İslam, İsevi İslam’ın bozulmuş versiyonu olan Hristiyanlıktan kopyalanmıştır. Bu iki isim başta birçok uydurulmuş dincinin Müslümanlığı bırakıp Hristiyanlığa geçmesi, aslını görünce kopyasını terk etme kabilendir. Aslını gördü, aslına gidiyor. Niye kınıyorsunuz ki? Aslını gördü, uydurulmuş dinin aslı Hristiyanlıktır. Yani kızınızı İmam Hatip’te okutmuşsunuz yedi sene, dört sene de İlahiyat’ta okutmuşsunuz, üç sene de mastır yapmış daha sonra doktora yapsın diye Vatikan’da Hristiyanlığı öğrensin diye göndermişsiniz, Hristiyan olmuş. Nasıl? Aslını görmüş efendim. Evet, bu hanım efendi kim biliyor musunuz? Fatıma Aliye hanımın kızı, evet Zübeyde İsmet. Yani rahibe kıyafetiyle. Evet, yani Cevdet Paşa’nın torunu, Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye’yi yani İslam fıkhını kanun olarak kodlayan adamın.

Baştan sonra uydurma ve amacı propaganda olan dizi ve filmlerde gördüğünü gerçek zanneden, sultanları melek, hanım sultanları çarşaf giyen pür tesettürlü kadınlar sanan, dünyada eşine az rastlanır kütlenin temel sorunu aynıdır; uydurulmuş din. Yalan üzerine din, iftira üzerine iman bina ederseniz tarihiniz biriktirilmiş yalanlardan, dininiz biriktirilmiş hurafelerden, siyasetiniz biriktirilmiş entrikalardan ibaret olur.

  1. Abdilhamit Han’ın kızı Naime Sultan Hanımefendi ve 5. Murat’ın kızı Fehime Sultan Hanımefendi. Abdülhamit’in kız kardeşi Seniha Sultan Hanımefendi. Son Halife Abdülmecit ve kızı. Abdülhamit’in kızı Ayşe Sultan Hanımefendi. Vahdettin’in torunu Hanzade Sultan ve kızı hanımefendi. Vahdettin’in eşi Müveddet Kadınefendi.

Osmanlı’nın son nesil aile fertleri, Osmanlı’nın en küçük nesli, (fotoğrafta) soldan sağa; Prens Lysander, Prenses Tatyana, Prens Maximilian, Prens Ferdinand, Prens Cosma.

Bu da geziye katıldığı için önce linç edilen, sonra Diriliş dizisinde Ertuğrul Gazi rolünü oynayınca neredeyse Ertuğrul Gazi’nin dirilmiş ruhu sanılan aktörü seyrederken baltasını, tenceresini, kafasına geçirdiği tencere kapağını, tepsisini giyinip kuşanarak; cihat meydanında tüm kâfirlere meydan okuyan bizim tahtakılıç sultan.

Uydurulmuş din fason imalata devam ediyor. Geçmiş namazların kazası… Kâğıtta bu yazıyor. Geçmiş namazların toplam dört yüz senelik kazası hakkında efendimiz buyurmuşlar ki; “Ümmetimden birinin kazaYa kalmış namazı olsa ramazanın son cuma günü cuma namazıyla ikindi namazı arasında dört rekât namaz kılsa dört yüz senelik kaza namazı ödenmiş olur.”! Harikayım değil mi? Bu kıyağımı unutursanız hatırım kalır. Dört rekât kılıyorsun, dört yüz yıllık kaza namazına bedel oluyor! Yok mu artıran? Bu kadar fark dünyanın en vicdansız tefecisinde bulunmaz. Hey Allah’tan korkmaz, kuldan utanmaz…

  • SİZLERE SELAM GETİRDİM

Sizlere selam getirdim; Aliya’dan selam getirdim. Evet, evet bu şaka değil, bu mecaz da değil. Geçen hafta Aliya’nın yanındaydım, oradan selam getirdim. Ama diğerleri mecaz. “Hedefimiz: Müslümanların İslamlaşması, sloganımız: inanmak ve mücadele etmek.”Müslüman mı tebaa mı yetiştiriyoruz? (Deklarasyon’dan). “Elimden gelse, tüm okullara eleştirel düşünce dersi koyardım.” Elimden gelse tüm okullara eleştirel düşünce dersi koyardım diyen Aliya’ya selam olsun.

Ali Şeriati’den size selam getirdim. “Moğol saldırılarından bu yana İslam diye var olan din, bir çeşit Katoliklikten başka bir şey değildir.” Mecmua-yı Asar’dan aldım ben (c.10, s.132). Katoliklikten bahsediyoruz, İslam’ın Katolikleştirilmesinden. Hani şu İslam’ın Protestanlaşmasından bahseden bizim Katolikler var ya… Engizisyon Katolikliğin belasıydı biliyorsunuz değil mi? Katolikliğin eli Müslüman kanıyla doludur. İspanya Engizisyonunun tamamının katilleri Katolik’tir. Ama neden bunlar Protestanları, sadece Protestanları şeytanlaştırırlar. Katolikler yunmuş, yıkanmıştır. Bizim Katoliklerin gözünde, onu bir daha düşünün. “Senin inandığın din, sadece seni kurtaran bir dindir. Ben ise insanlığı kurtaracak ve uğrunda feda olacağım dinin peşindeyim” diyen Ali Şeriati’ye selam olsun.

Cemil Meriç’ten selam getirdim size. “Bu memlekette sağcı, solcu, ilerici, gerici yoktur evladım, bu memlekette namuslu ve namussuz vardır. Siz namuslulardan olun.” Ben de Meriç’ten ilhamla diyorum ki: “Bu ülkede dindarlar ve dinsizler, İslamcılar ve laikler, yandaşlar ve muhalifler yoktur. Bu ülkede vicdanlılar ve vicdansızlar vardır.”

Nurettin Topçu’dan selam getirdim size. Bu selamı iyi dinleyin lütfen. Orhan Okay’a yazdığı mektuplar yayınlandı. Orhan Okay Hoca yayınladı, orada kitabın kapağını da göstereceğim, isteyenler sipariş verebilirler. “Hizmetine ömrümü harcadığım memlekette dostlarım kalmadı gibi bir şey. Adeta yapa yalnızım, boşlukta ve adeta etrafımdakilerden başka bir dünyadayım. İnsanın düşkünlüğünü, sefaletini bilirdim ama ruh sefaletinin bu kadar karanlığını görmemiştim. İnsan diyerek emek verdiklerimin hemen hepsi, hepsi de ruh ve mâna mefhumuna yabancı, menfaat kölesi birtakım haşerelermiş. Ahlaksızlığın ummanı olan bu Şark’ı, Şark’ı yani Doğu’yu yaşadıkça tanıyorum. Burada insanı fenerle arayanlar yanılmamışlar (Yunan Filozoflarını kastediyor). Müslümanız diyen insan yığını yok mu? Onlar Şark’ın en aşağı tabakasını teşkil ediyor. Müslümanlık, yaşanan şekliyle Müslümanlık (benim uydurulmuş din dediğimi o gün fark etmiş, daha 1960’larda fark etmiş Şark’ı bitirmiş. Buraya artık ne ilim girer, ne ahlak; ne de Allah uzanır bunlara. Bunların önce her şeyi bırakıp insanlık devrine girmeleri lazım.” Bir daha: “Yaşanan şekliyle Müslümanlık Şark’ı bitirmiş. Buraya artık ne ilim girer, ne ahlak; ne de Allah uzanır bunlara, bunların önce her şeyi bırakıp insanlık devrine girmeleri lazım.” Selam olsun. Burada mektubun kendisi, burada kitabın kapağı (fotoğraf).

Nurettin Topçu’dan selama devam. “Para ile namaz kıldıran imam ve toprak bastı tellalları olan hac delilleri bizi Allah’ın huzuruna çıkaramazlar.” “Bunlar cam arkasından sakal öperek, hırka takdis etmede dindarlık var zannettiler, insanın nefesinden şifa umdular, (ühh var ya onu kast ediyor), medeni nikâhı eksik bulup imam nikâhında keramet aradılar, tespih sayısında hikmet buldular, günahları rakamlarla ölçtüler, duaları sesli yaptılar.” Daha o günden fark etmiş… Allah Resulü kitleye hiç sesli dua yaptırmadı, yok bir tane örneği. İlginç gelmedi mi size de? Evet, “Merasimle ruhlarını tatmin ettiler.”

Akif’ten selam getirdim size. “Eğer dinin ne olduğunu bunlardan (Uydurulmuş dincileri kast ediyor) öğrenseydim mutlaka İslam’ın en büyük düşmanı olurdum.” Düz Yazıları’ndan aldım bunu. “Eğer dinin ne olduğunu bunlardan öğrenseydim mutlaka İslam’ın en büyük düşmanı olurdum.” diyor. Ne dersiniz, İslam’ın düşmanı gibi gördükleriniz aslında İslam’ın düşmanı olmayabilirler mi? Evet. “

Sofuluk satıyorsun elinde boy boy tesbih.

Çevrende dalkavuklar; tapınır gibi la-teşbih!

Sarık, cübbe ve şalvar; hepsi istismar, riya.

Şekil yönünden sanki; Ömer’in devri güya!

Herkes namaz, oruçta; hepsi sözünü dinler.

Zikir Kur’an sesinden, yerler ve gökler inler!

Ne bu din, iman, takva; inan ki hepsi yalan.

Sen onları kendine, taptırırsın vesselam!

Derdin davan sadece, hep nefs-i saltanatın.

Şimdilik putu sensin, tapılan menfaatin!

Hey kukla kafalı adam, dinle de sözümü tut.

Bunların dilinde hak; ama kalbi dolu put!”

İkbal’den selam getirdim. “Ey molla! Ey dinci! Senin dinin kâfir üreten bir fabrika gibidir.” Hay ağzın dert görmesin sevgili İkbal. Rahmet olsun sana. Mezarını Lahor’da ziyaret etmiştim, Badşahi Camii’nde, tavsiye ederim. “İki din var; Kur’an’ın dini, medresenin/ mollanın dini. Medrese ve molla ile Kur’an’ın sırları arasındaki ilişki kör doğmuş biriyle güneşin ışıkları arasındaki ilişki gibidir. Kâfirin dini, savaş planları yapıp yürütmektir. Mollanın dini ise fisebilillah fesat çıkarmaktır.” Nasıl? Fisebilillah fesat; Allah rızası için fesat! Cavidname’yi buraya aldım belki ilginizi çeker diye. “Kitabı, aklı ve akıl etmeyi bıraktık, kılı, sakalı, cübbeyi kutsadık. İslam ümmeti hurafeler içinde boğuldu gitti. Hakikat efsaneler içerisinde kayboldu gitti.” İkbal’e selam olsun.

İbn Rüşd’den selam getirdim. “Akletmek Müslümanlar tarafından terk edildi ve bu yüzden rezil bir hale düştüler.” Bundan 800 yıl evvel İbn Rüşd’den selam geliyor.

İbn Haldun’dan selam. “İnsan beyni değirmen taşına benzer, içine yeni bir şeyler atmazsanız kendi kendini öğütür.” “Bir medeniyeti adaletsizlik yıkar.” “Bilgiyi yasaklayanlar ve insanları hurafelerle oyalayanlar, aklın ve insanlığın en büyük düşmanıdır.”

Ömer Hayam’dan da selam getirdim. Evet, “Ey kara cübbeli! Senin gündüzün gece. Taş atma dünyayı bilmek isteyenlere. Onlar yaratanın sanatı peşindeler. Senin aklın fikrin abdest bozan şeylerde!” Ya ne kadar ince bir adam, ya anca bu kadar… Abdest bozan şeyler neler olabilir? Ancak bu kadar estetik hakaret edilebilir, yani bravo. “Bir elinizde kötülük öbüründe Kur’an. Bir helaldir işiniz bir dahi haram. Şu yarım yamalak fani dünyada ne tam kâfirsiniz, ne tam Müslüman.” Kimi tarif etmiş? Eyvallah.

Haris El-Mahsibi’den selam getirdim: “Akıl Kur’an’dır, Kur’an akıl.” Selam olsun Haris’e.

Kindi’den selam getirdim: “Bir şeyi satan ondan mahrum kalmıştır. O artık alanındır. Din satan dinsizdir. Onun dini satın alan kişinin malıdır.” “Din satan dinsizdir.”

Ebu Hanife’den selam getirdim. “Beni gasp edilmemiş bir toprağa gömün!” son vasiyetidir. Nasıl buldunuz? Zamanının yöneticisi toprağın gasıbı olarak görüyor ve diyor ki; “beni gasp edilmemiş bir toprağa gömün.” Zamanın yöneticisi bir halife, unutmayın. Müslümanların halifesi.

Hasan El-Basri’den selam getirdim. “Allah’ın kitabından bir delile dayanmayan her dinî görüş bir sapmadır.”

Abdullah bin Mes’ud’dan selam getirdim. “Cemaat hakikat üzere olandır, istersen tek kişi ol.”

Ebu Zer’den selam getirdim. “Cenazemi devletten maaş alan biri kıldırmasın.” (Ebu Zerr, Abdülhamit Cevdet es-Sahhar.)

“Ey Muaviye! Bu sarayı milletin parasıyla yaptırdıysan hırsızlıktır. Yok kendi paranla yaptırdıysan israftır. İki halde de haramdır.” diyen Ebu Zer’den.

Ali bin Ebi Talib’den selam getirdim. “Müminler ikiye ayrılırlar -tasnife bakar mısınız-: Dine riayet edenler. Dini rivayet edenler.” Ancak bu kadar olur, sipariş versek anca bu kadar söylerdi. – “Size Allah’ın kitabı Kur’an din kaynağı olarak yeter; zira o kopmaz halkadır.” “Kur’an’ı çok iyi anlayınız; zira o en güzel hadistir.” Ayet aslında, Ahsenu’l-Hadis. Nehcu’l-Belağa’dan aldım.

Allah Resulü’nden selam getirdim. “Dinde olmayan bir şeyi dine sokmak bir bidattir. Her bidat sapıklıktır. Her sapıklık ateştedir. Benim adıma yalan uyduran -ki Resulullah dedi ki diyerek, yüz elli, iki yüz, iki yüz elli yıl sonra hadis kitabı derleyenler- cehennemdeki yerini hazırlansın.”

Evet, es-Selam olan Allah’ın uyarısını getirdim: “Siz azgın bir toplum oldunuz diye sizi Kur’an’la uyarmaktan vaz mı geçelim?” (Zuhruf 5). “Siz dininizi Allah’a mı öğreteceksiniz?” (Hucurat 16). İki din var Allah’ın öğrettiği indirilmiş din Allah’a öğretilen uydurulmuş din.

  1. TEPKİLER VE GERİ DÖNÜŞLER

Tepkiler ve geri dönüşler aldık bu derslere. Bana bir 15 dakika daha zaman verir misiniz? Vermezseniz eğer burada keseceğim. Evet, verirseniz eğer bunu kullanacağım.

Tepkiler ve geri dönüşler. Tepkileri içinde %0,5 kadar. Yani yüzde yarım kadar olumsuz vardı, bunların da bir kısmı küfür ve hakaretti. Evet, böyle bir dersi izlediğini düşünebiliyor musunuz? Yok öyle bir derdi, mümkün değil, tabii küfür edip kaçıyor. Yani şu efendim, kapınız açık, içerisine ağızını sokuyor ve ağzından başka tarafından çıkması gerekenler çıkıyor ve kaçıyor, böyle bir tip. Ama %99’u olumlu tepkiler. Ve bunların içinde bazı tepkiler var ki bize teşvik pirimi oluyor. Bize dua oluyor, bizi gayrete getiriyor, inanın ben o geri dönüşleri görünce yaralarıma merhem diye sürüyorum, gönlüme merhem diye sürüyorum.

Evet, Youtube, gördüğünüz gibi Youtube kanalımız. Şu an da tüm dünyaya yayın yapıyor. Üç dilde yayın yapıyor, Türkçeyi de sayarsak Arapça ve İngilizce. Başka dillerde de makalelerim var; İspanyolca, Almanca, Fransızca efendim o dillerde de makalelerim var. Dolayısıyla Youtube kanalımızın yaygınlaşması için ekibimiz sizden yardım bekliyor. Evet, Youtube alt yazı seçenekleri, İngilizce, Arapça, Türkçe seçenekler var. Zaten seçenekleri nasıl işaretlediğinizi biliyorsanız efendim onu bulmanız zor olmaz.

Sosyal medya hesaplarımız burada lütfen mahrum bırakmayın. Dedim ya yani bu dersleri huzurunuzda buluyorsunuz. Yani gerçekten ben yaşarken böyle bir şey olmadı, böyle bir nimetle karşılaşmadım. Ama siz karşılaşmışsanız bunun bir teşekkürü varsa eğer, bunun teşekkürünün bir kısmı da böyledir. Bunu yapın lütfen.

Dört kıtadan on binlerce öğrenciyle ders yapmak, nasıl bir şey? Youtube kanalımızın otuz küsur bin üyesi var şu anda. İlk ders altmış beş bine yürümüş, 65 bin kişi ilk dersi baştan sona izlemiş. Anlatabiliyor muyum? Ve diğer dersler böyle izlenerek geliyor, izlenerek gidiyor. Her gün buna yüzlerce insan, her hafta binlerce insan katılıyor, hamdolsun. Dünyanın her tarafından var, onu söyleyeyim. Yeni Zelanda’dan, Kanada’ya, ABD’den, Peru’ya efendim İskandinavya’nın tüm ülkelerinden Kuzey Afrika’ya kadar dünyanın her tarafından izleyicimiz var. Çok güzel tepkiler aldık. İşte size bize dönen tepkilerden seçtiklerimiz. Burada isimlerini saymakla baş edemeyeceğim birçok talibe yani talebeye katkılarından dolayı teşekkür ediyorum.

Hassaten Kayseri’den Işıl Cılgıllıoğlu’na; İngilizce öğretmeni bu talebem. Bu benim 25-30 yıllık talebem, Yürek Devleti’nden beri talebem. Maşallah her derste geri dönüş yapar. Her dersin kritiğini yapar, eleştirisini yapar gönderir. Bu eleştiriler içerisinde yani vurduğu yerler de vardır. He tebrik ediyorum. Efendim, Almanya Köln’den Serdar Yücedağ, Avusturalya’dan Süleyman Bağcıoğluna ki bu arkadaşlar da derse katkıda bulunuyorlar, doküman gönderiyorlar, malzeme gönderiyorlar vs. sağ olsunlar. Ve bunun gibi başka arkadaşlar da var ama ben sadece üç tane ismi sembolik olarak aldım.

“Hocam ben de eski yobazlardanım, (şu tehlikeli eski yobazlardanmışsın, ne güzel necasetten taharet etmişsin) şu tehlikeli dedikleri adamlar neyin nesi bir bakayım deyince, (biz tehlikeli oluyoruz, evet tehlikeli biz oluyoruz) uyandırdı Rabbim beni hamdolsun. Şu an ailem tarafından dışlandım, eşim dahil olsa da Allah’ın rızası için takipçinizim. Allah razı olsun.” Allah sizden de razı olsun.

Evet, 01 rumuzlu bir arkadaşımız. “Hocam, abim, güzel insan senden bahsedilen her yerde sanki büyücü sihirbaz gibi insanları yoldan çıkaran biri gibi söz ediyorlardı. Kulaklarımıza pamuk tıkadılar. Ben de aptal olmadığımı biliyordum ve pamukları çıkarıp attım.” Aptal olamadığınızı ispat etmişsiniz, tebrik ediyorum sizi.

Selver Onay Bey: “Mustafa İslamoğlu hocam; Allah siz ve sizin gibi hocalarımızdan razı olsun. Geç kalmışım, altmış yaşından sonra Rabbim sizin gibi hocalarımı karşıma çıkardı, Hilal Tv ve Esmau’l Hüsna Kur’an tefsir-mealinde buluştum. Dua buyurun okuyup anlamayı ve yaşamayı Rabbim nasip etsin. Dualarımız sizinle.”

İstanbuuul diye bir adres: “Mustafa İslamoğlu hocanın sayesinde uydurulmuş dinden terfi ederek indirilmiş dinle tanıştım.” Gerçek bir terfi, gerçekten de terfiiniz mübarek olsun ve terfiinizi rütbenizi Allah taksın. “Rabbim ondan razı olsun ona uzun ömürler Kur’ani hayatla tanışmayanlar tanışmaya fırsat bulsunlar.”

Nazan Gülen: “Hocam emeğine, yüreğine, gönlüne sağlık. Sizinle hiç tanışmasak da siz benim hayatıma yön verdiniz. İyi ki de sizi tanımışım çünkü o aralar ısrarla önce cemaate götürülüyordum. Oradaki içten pazarlığı fark edince gitmedim ama ne olduklarını görmem için iki yıl uzaktan izlemem yetti. Yani sayenizde kandırılmadım. Sonra aynı arkadaşım beni bu sefer tarikata götürdü belki de bu içine siner diye.”

Efendim, fark etmiyor ki, demin Kur’an Müslümanlığı aleyhine. Kur’an’sız İslam satanlar nasıl aynı adamlar, bakınız birbirine küfür ediyorlar ama aynı adamlar aslında, aynı zihniyet çünkü. Biz burada zihniyet eleştirisi yapıyoruz, kişi değil. Kişiler fani, bugün var yarın yok, kişilerle uğraşmak adamlık da değil ama zihniyet bu, bu zihniyet aynıdır. Yani bu zihniyet birbirine küfür eder ama aynı şeye inanırlar. “Sadece sohbetti, ama buram buram şirk ve onu da bir buçuk sene sonra bıraktım. Şimdi de dışardan ilahiyat bitiriyorum. Dini öğrenmeyi hiç bırakmadım. Şimdi de tek sıkıntım şu okul bitse de Kur’an’ıma dönsem. Allah’ın kitabını eğer seslendirmede Türkler gibi (Arap hocalar kötü okuyormuş dinlememeniz gerekiyormuş) okuyamazsam bu okul zor biter.” Gördün mü? Okuduğu okulda, ilahiyatta öyle öğretiliyormuş. Arap hocalar kötü okuyorlarmış. Niye kötü okuyorlar biliyor musunuz? Arap hocalar hüü diyemiyorlar, hu diyorlar çünkü Arapçada -ü sesi yokPeygamberimiz bilmiyor, Arapçayı bilmiyor! Peygamberimizin bir mahrumiyeti var, bir Türk hocadan Arapça öğrenmeliydi! Nasıl yanıyorum bilmezsiniz. Ya. “O yüzden manayı bıraktım, şarkı gibi durmadan Kur’an dinliyordum ki doğru taklit edip okulu bitireyim. Ezberleri zaten hiç sormayın hafız mı olmamızı istiyorlar hiç anlamadım. İyi ki siz varsınız. Sizi dinledikçe size saygım daha da artıyor. Korkmadan bu gerçekleri Allah için haykırıyorsunuz. Troller vurdukça gözümde büyüyorsunuz. (Ah ne güzelsiniz.) Var olun. Bir trolümüz eksikti onu da öğrendik sayenizde maşallah. Rabbim ömrünüze bereket versin.” Neyse bundan sonrası şahsi olana giriyor, geçelim.

Evet 112 acil; “Muhteşemdi yine 8. ders. Bir kez daha hakikate uyandık. Çok samimi olarak itiraf edeyim ki; bu dersleri birinciden itibaren dikkatle dinledim ve anladım ki dinimi yeni öğreniyorum. Bu vakte kadar uydurulmuş dinin neden ruhuma huzur vermediğini anladım.” Harikasın, 112 acil.

Felsefe ve Deizm; “Selamlar hocam bir felsefeci olarak Kant’ın Hume için dediğini size söylüyorum: Beni dogmatik uykumdan uyandırdın.” Amma etmişsin oh etmişsin…

Suat Çetinkaya; “Sevgili ağabeyim, Sayın Mustafa İslamoğlu çocukluğumdan beri bu uydurulmuş din söylemleri ve uygulamaları hep mantığıma ters gelmiş ve Allah inancını kaybetmiş biri olarak (Allah inancını kaybetmiş biri olarak) İslam’ın uydurulduğuna inanıyordum. Lakin tesadüf eseri sohbetinizi dinledikçe olaylara ve ayetlere mantığa ve bilime aykırı olmayan yorumlarınız beni İslam’a öylesine aşık etti ki beynimdeki ve ruhumdaki prangaları parçalamama sebep oldu ve ömrümde ilk defa sabah uyanıp bir camide hüngür hüngür ağlayarak sabah namazını benliğimde hissederek kıldım. Öylesine mesudum ki size bunu tarif edemem. Bana bu duyguyu yaşatan size ne kadar teşekkür etsem az olur. Allah sizden razı olsun, ilminize ve evet ilminize ayırdığınız zamana emeğinize ve korkusuzca gerçekleri haykırmanıza canı gönülden teşekkür ediyorum.” Ben de teşekkür ediyorum, ben de. Bu dersleri sadece bir kişi için vermiş olsam yine de yeterdi.

“Hocam” Türküm Türk, arkadaşımız Türk. “Hocam lütfen bana hakkınızı helal edin kırpılmış videonun azizliğine uğrayarak sizin hakkınızda kötü şeyler düşündüm. Fakat gördüm ki gerçek İslam’ı anlatan sizmişsiniz, ne olur beni affedin. Allah’ım da affetsin.” Düşünürüz bakalım kardeş, bir hesap çıkaralım da.

Rahmi Ertuğrul; “Hocam sayenizde bambaşka bir insan oldum. Düşünce ufkum çok değişti. Allah razı olsun. 13. Dersi iple çekiyorum.” “Hocam sizinle tanışmamız yaklaşık 20 yıl.”

Rıdvan Görentaş; “20 yıl önce Fatiha tefsiri adlı bir kaset çıkarmıştınız (evet doğru). Onun dinleyerek tanıdım sizi (20 yıldan fazla oldu tabii o, 29 yıl oldu yani) o zamandan beri sizin kitaplarınız olsun, dersleriniz olsun mutlaka takip ediyorum. Ve siz böyle dosdoğru olduğunuz müddetçe takip etmeye devam da edeceğim. İyi ki sizi başkalarından ve sosyal medyadan tanımadım. Muhtemelen bu güzellikten mahrum kalacaktım. 25-30 yıldır verdiğiniz emeği anlatmak çok zor. Onu ancak takip eden bilir hocam. Siretü’l-Kur’an’ı heyecanla takip ediyoruz, emeğinize yüreğinize sağlık.”

Çelebi Türkköse; “Ah hocam ah! Kur’an’la korkuttular, uzak tutular bizi, falanca üstadımızın kitabını oku, yeterli dediler. Ömrümü mahvettiler, dünyamı, ahiretimi yıktılar. Çok şükür ki sizler gibi Bayındır Hoca gibi güzide insanlar sayesinde Kur’an’ıma kavuştum, sonsuz mutluluğa kavuştum.”

Ersin Gökçe; “Geçen yıl ramazan ayı arkadaşlarla diyaneti konuşurken bana sen İslamoğlu’nun ağzından konuşuyorsun dediler.” (Bu çok önemli, İslamoğlu’nu hiç tanımıyormuş). “Allah onlardan razı olsun, şahsını takip etmeme vesile oldular.”

Her türlü yobazlık, fanatizm, körü körüne itaat ve biat hayatın renklerine karşı insanı kör eder. Hayatın renklerini görmeyen, nimetin farkını fark edemez, keşfedemez. Bu zât renk körü…

(Video)

Doğuştan renk körü, renkleri göremiyor, hayatı siyah beyaz görüyor. Kırmızı yok, sarı yok, yeşil yok, hiçbir şey yok, renk yok hayatında. Gelen gözlük ailesinin kendisine hediye olarak aldığı özel bir gözlük. Artık renkli olarak, sanki bizim gibi normal bir görüşle gösteren bir gözlük. Evet, dur bakalım ne olacak? Ne büyük nimetlerin içerisindeyiz. Bir tane renk. Şükür edeceğimiz ne çok şey var.

Evet, yaz tatili okuma önerisi; Kur’an’ı Anlama Yöntemi ve Yaratılış ve Evrim kitaplarımı yaz tatilinde okuma önerisi olarak iletiyorum. Okumamış olanlara tabii.

Benim Kahramanlarım

Böyle bir bölüm yoktu ama arkadaşlarımızın bu jestini ben de ödüllendirmek istedim. Akabe Gençlik ve Kampüs Kur’an Halkalarının ortak projesi olarak Üniversite öğrencileri “Şehri onun gözüyle gez” projesi kapsamında görme engelli çocuklara İstanbul’u gezdirdi. Evet, onun üzerine bu da güzel geldi. Tebrik ediyorum bu güzel yavrularımızı, bu güzel hizmetlerinden dolayı.

Aslında hangimiz körüz bilemiyorum. Kör gözü görmeyen değildir. Kör hakikati görmeyendir. Bitti. Teşekkür ediyorum. Bu sene burada bitti. Ekim’e kadar sizi Allah’a emanet ediyorum. Ekim’den sonra başkasına emanet edecek değilim. Ama güzel bir sezondu, güzel bir dönemdi. Sizlerle 17 derstir burada beraber olduk. Benim için gerçekten keyifti. Çünkü insan bildiklerini öğretmeyince, bildiklerini aktarmayınca, bildiklerini paylaşmayınca kendini kötü hissediyor. Sorunlu hissediyor, hatta suçlu hissediyor. Bildiklerimi paylaşınca da kendimi daha rahatlamış hissediyorum, daha mutmain hissediyorum, gönlüm daha rahat oluyor. Yüzlerinizde o dönüşleri görüyorum. Zaten bizzat burada alıyorum, bizzat burada almam benim, çok önemli, sizin ekrandan, sizin bilgisayardan bu dersleri izlemeniz mümkün ama o zaman ben sizden mahrum kalacağım. Benim buna hakkım yok mu? Evet, benim de buna hakkım var değil mi? Ben de sizden istifade ediyorum çünkü. Çünkü sizden yansıyor, sizden yansıyan sözlerim bana tesir ediyor. O artık benim sözüm olmuyor, size çarpıp bana dönen sözlerin artık sahibi ben olmuyorum. O sözler kendi başına bir hakikat olarak geliyorlar, benim kulağıma değiyorlar ve beni de uyandırıyorlar. Allah sizden razı olsun. Talebelerim ve öğretmenlerim.

Sosyal medyada birçok, binlerce mesaj geldi sadece bunlar seçki, bu binlerce mesaj içinden de bir kısım ismi ancak alabildik. Şimdi biz burayı terk ediyoruz ama ekrandan isimler akacak. Yani onlara da küçük bir sürpriz olsun diye. Kusura bakmasınlar, bu kadar yapabildik. Efendim hepinize hayırlı bir yaz diliyorum. Unutmayın tatil yok tebdil var. Evet bir işte yorulunca öbür başka bir işle dinleneceksiniz, dinleneceğiz. Onun için Allah’ın “gezin yeryüzünü, dolaşın yeryüzünü” emirlerini unutmayın. Gittiğiniz gezdiğiniz her yere değerlerinizle gidin. Oranın öznesi olun ve gördüğünüz her şeyi bir ayet gibi bakıp bir ayet gibi okuyun. Efendim sevgiler, saygılar, selamlar, hürmetler, dualar. Allah’a emanet olun.

 

Yorum Yaz