Siyaset ve haysiyet

“E’ûzu billahi mine’ş-şeytani’r-racîmi ve’s-siyâse” (Allah’tan uzaklaşmış Şeytan’dan ve siyasetten Allah’a sığınırım) istiazesini ilk kim kullandı bilmiyorum.

Fakir, ilk defa İmam Muhammed Abduh’ta rastladım. Üstad Said Nursi de aynı ifadeyi kullanır. Abduh’tan almış olması ihtimal dahilindedir.

Bir insan siyasetten niçin bu kadar tiksinir?

Siyaset iğrenç olduğu için değil elbet. Siyasi tarafgirliği kendisini iğrençleştiren insanlar yüzünden. Zaten istiaze’de “racîm” hem şeytan hem de siyasetin sıfatı olarak durmaktadır. Bu sıfat “Allah’ın rahmetinden tard olmuş, kovulmuş, taşlanmış” anlamına gelir. Bu sıfatı alan bir siyaset, Allah’ın rahmetinden uzak bir siyasettir. Ve adı geçen üstatların şeytandan sığınır gibi Allah’a sığındıkları siyaset de Allah’ın rahmetinden uzak siyasettir.

Haysiyet cellâtlığı siyasetin şanından mıdır?

Sanmıyorum. İslam ibadeti siyaset siyaseti ibadet olan bir dindir. Bu dine mensup olduğunu söyleyip de siyasi tarafgirlik nedeniyle haysiyet cellâtlığı yapanların sorununu anlamak için siyasetin tabiatını anlamak şart.

Farâbî, Kitâbu’n-Nevâmîs’te siyasetin, “sünnet” adını verdiği yerleşik alışkanlıklara tabi olduğunu söyler ve ekler: “Ondan beslenir ve onu besler? Eğer toplumsal gelenek kaliteli olursa siyaset de kaliteli olur, değilse siyaset de kalitesizleşir.”

Aynı isim Fusulun Muntezi’a’da, insan bedeninin mevsimlerden etkilendiği gibi, siyaseti yapan insanların da siyasetten etkilendiğini söyler.

Buradan şu sonuca varabiliriz: Değer yargılarını siyasi tarafgirliğine kurban eden birinin sabiteleri yoktur. Ondan siyasete değer katmasını beklemek beyhudedir. Aksine mevcut siyasi geleneğin içine sabitesiz adamları atmak, mevcut siyasetin ne kadar mikrobu varsa onu kapması anlamına gelir. Mikrop kapmakla kalsa iyi, fakat kendisi de mikrop saçan bir kötülük merkezi haline gelir.

Birinin siyasetinin kalitesini belirlemede öncelikli olan, hangi safta ve hangi kulvarda siyaset yaptığı değildir. Siyasi başarı uğruna neleri verip neleri veremeyeceğidir. Bir başka ifadeyle, siyasi kazanç için ne kadar haysiyetsizleşeceği, ne kadar sabitelerinden taviz vereceği, ne kadar çamurlaşıp çamurlaşmayacağıdır.

Sabiteleri olmayan, siyaseti pratik ahlak olarak görmeyen, “siyasi başarı”ya iman eden bir “İslamcı siyaset”in, ne Müslümanlara ne de İslam’a zerrece hayrı olmaz ve olmamıştır. Bu tarz bir siyaset, “başarıya tapan” bir holiganlar zümresi çıkarır. Onların görevi adeta kaliteyi siyasetten uzak tutmaktır.

Siyasete ahlakı ve değeri taşıyacak olan inşa olmuş insanlar bu tipleri görünce siyasetten ürkerler. “Bu mu sizin siyaset dediğiniz şey?” derler. “Allah’tan uzaklaşmış Şeytan’dan ve siyasetten Allah’a sığınırım” derler. Siyasete değer katacak olanları siyasetten soğutan Allah’sız siyasetçiler değil, bilakis siyasete bir biçimde bulaşınca Allah’sızların dahi yapamayacağı haysiyet cellâtlığını gözünü kırpmadan yapanlardır.

Sözün tam burasında yeniden Farabi’ye dönelim. Takvimu’s-Siyase’de, Eflatun’dan siyasetle uğraşanın üç tip siyasete muhtaç olduğunu nakleder:

1)Kendi nefsi üzerindeki siyaset;

2)özel (veya seçkin) siyaset;

3)genel (veya avami) siyaset. Bu üçüncüsünü siyaset türlerinin en aşağı derecesi olarak görür. Buna göre, kişinin kendi nefsi üzerindeki siyaseti de siyasetin en üstünüdür.

Vaat ettiği siyaseti kendi nefsi üzerinde uygulayamayan, onu kendinde gösteremeyen, onu kendi iç dünyasına tatbik etmeyen birinden ne hayır beklenir? Siyaseti haysiyete tercih edenlerin yaptığı siyasetin adını ne koyarsanız koyun, o siyaset “euzü” çekilecek lanetli bir siyasettir.

Yine Farabi’den nakledelim (Fusul): Faziletli devlet, faziletli siyasetle olur. Faziletli siyaset faziletli toplumla olur. Faziletli toplum ise onu oluşturan faziletli şahsiyetlerin eseridir.

Faziletli devleti ve siyaseti savunan fertlerin kendileri faziletli ve haysiyetli değilse, aksine siyasi tarafgirlikle haysiyet cellâtlığı yapmaktan çekinmiyorsa, orada iki şey olur:

1) Balarısı tabiatlılar siyasetten şeytandan kaçar gibi kaçar.

2) Bal arılarının kaçtığı ve yer açtığı siyasete sinek tabiatlı şeytanlar üşüşür.

Allah’ım! Bizi Şeytan’ın eylemlerimizi süslemesinden, şeytanın süslediği eylemlerimizden koru! Allah’ım! Haysiyetimizi haysiyet cellâtlarından koru! Allah’ım! Bizi bizden koru!

 

Yorum Yaz