Sultan II. Abdülhamid’in müstesna bir padişah olduğunda şüphe yok. O sıra dışı biri olduğu için, onun yönetimi de sıra dışı bir yönetimdi. II. Abdülhamid’in imparatorluğun ömrünü uzattığı doğrudur. Onun 33 yıllık hükümdarlığı, imparatorluğun en netameli dönemine denk gelmişti.
Devletin ömrünün uzamasında Sultan Abdühamid’in kurdurduğu ünlü istihbarat örgütü Teşkilat-ı Mahsusa’nın rolü küçümsenemez. Teşkilat-ı Mahsusa ve bu teşkilatta para karşılığı çalışıp da jurnal (ihbar) gönderen kimseler konusunda çok şey söylendi. Her önüne gelen Sultan Abdülhamid’i bu konuda suçladı. Vakıa haksız da sayılmazlardı. Sultan’ın ünlü evhamı kimi zaman jurnal sahiplerince istismar edilmişti.
Sultan kendisi itiraf ediyor: “Şahsi zaafımdır, cesur yaratılmamışım!” Bu itiraf da bir yiğitlik. Sultanın bu zaafı kimi zaman evhama dönüşüyordu. Bu evhamdan kaynaklanan temkinlilik, kimi zaman bir kazanç, kimi zaman da kayıpla sonuçlanıyordu.
Fakat Teşkilat-ı Mahsusa ve onun dillere destan jurnal sistemi, yeminli Abdülhamid düşmanlarının sandığı gibi sadece muhalif avlamıyordu. Evet, jurnaller hakkında ağzını açan zanneder ki bu teşkilat sadece muhalif avcılığı yapıyor. Bu külliyen propaganda, üstelik kara propaganda.
İşte elimde bu konuda yayınlanmış kaynak bir eser var: Sultan 2. Abdülhamid Hana Takdim Edilen Jurnallerin Tahkik Raporları (1891-1893). Bu tahkik raporlarını Teşkilat-ı Mahsusa’nın kadrolu raportörü Kırımizade Mehmed Neş’et Efendi’nin hazırlamış.
Bu raporların gösterdiği iki önemli husus var: Birincisi, Sultan’ın sırf gelen bir ihbarı delil kabul ederek işleme koymadığı, o gelen jurnallerin doğruluğunu ayrıca sıkı sıkıya tahkik ettirdiği gerçeği. Sultan hatıralarının bir yerinde diyor ki: “Gayretkeşlerin yazdığı mübalağalı raporları diğerlerinden ayırmasını pekala biliyorum.” İkincisi, Sultan’a gelen jurnallerin çoğunluğunun muhaliflerle ilgili olmayıp memleket meseleleriyle ilgili olduğu gerçeği.
Mesela şu 29 Haziran 1307 (11 Temmuz 1891) tarihli ilk ariza Ermenilerin fesat çıkaracaklarına dair duyumun tahkikine dairdir. Tamam bunu anladık, ama ya Rum Cemaatinden Hristo Foridi Efendinin ölümü üzerine ailesinin perişan olduğu ve padişahın yardımlarına muhtaç olduklarına dair jurnale ne demeli? Koca Osmanlı, hastayken dahi asil.
225 no’lu şu ariza Sultan 1. Abdülhamid vakfiyesinden muhaddislere tahsis edilen evin otel yapıldığını haber veriyor. Bu da bir hassasiyet.
Koca Osmanlı’da kim makamını suiistimal ediyor, kim işini yapmıyor, kim konumunu şahsi çıkarı için kullanıyor, bütün bunlar Padişah’ın önüne gelen jurnallerle tesbit ediliyor. Mesela Maarif Müfettişi Enver Efendi’nin, yüksek makamdaki birilerince “deli” diye şahsi kin ve garazdan dolayı akıl hastanesine yatırıldığına dair bir ariza var. Yine, Şehremaneti (belediye) memurlarının kanunsuz olarak halktan vergi topladıklarına dair bir ariza…
Ya şuna ne demeli: “Eski Sadrazam Ali Paşa’ya ait olup çok nadir bulunan nüshalardan biri olan “Şehname” isimli bir kitabın Sahaflar Çarşısı’ndaki antikacı Frenklere satılmak istendiği…” Ve şu: “Hz. Ebu Eyyub el-Ensari türbesinin pencere duvarındaki çinilerin harap olduğuna dair ariza”. Padişah, türbenin çinisiyle de bizzat ilgilenmek zorunda hissediyor kendisini.
Bab-ı Fetva’da Şeyhülislam odasının kapısı, kazaskerler geldiğinde örtülmezmiş. Sanırım töhmet olmasın diyedir. Gelenek bu imiş. Fakat her ne sebepse bu gelenek son dönemlerde ihmal edilmiş ve hemen konu padişaha ulaştırılmış, iyi mi?
Suriye Vilayeti’nin Der’a ilçesinde hiç Hıristiyan olmamasına rağmen Hıristiyan bir kaymakam (Selim Meliki) atanmış ve bu halkı huzursuz etmiş. Bu da Padişah’ın önünde.
Bakırköy ve Adalar’da İslami adaba uymayan kadınlar… İskeçe’de ekilen tütünün fiyatını tayinde çıkan ihtilaf… Rusya’dan kovulan Yahudilerin Şam ve Beyrut vilayetlerinden aldıkları arsalar… Bağdat’tan 15 talebenin İstanbul’a okumaya gelip yurda alınmadıkları için orda burada serseri gibi dolaşmaları ve bu öğrencilerin memleketlerine çirkin şekilde gönderildiğine dair şikayet… Atina’da Müslüman kadınları aşağılayan “Melek Hanım” adındaki derginin bir sureti (Şimdiki malum basını iyi ki görmemiş)… Kastamonu-Abana mültezimi Bosfiyadis’in halka zulmü… Beykoz’da gayrimüslimler için okul olduğu halde bir tek Müslüman okulu olmadığına dair şikayet… Bahriye müteahhidi İbrahim Efendi’nin orduya kösele satışında yaptığı hile… Hepsi jurnallerle Sultan’ın önünde ve gördüğünüz gibi hiçbirinin de Padişah muhalifliğiyle alakası yok.
Bu çalışmayı arşivlerin tozlu raflarından alıp gün yüzüne çıkaranlar tebriki hak ediyorlar. O halde sözün burasında sevgili tarihçi dostum Dr. Raşid Gündoğdu ve arkadaşlarını tebrik etmeliyim. Raşid Bey’in burada ayrıntılı anamadığım iki emektar çalışması daha var ve ikisi de profesyonel tarihçilerin kitaplığında bulunması gereken eserler: Uşşakizade Tarihi I-II ve Sultan Abdülhamid’e Yapılan Suikastir Tahkikat Raporu. Üç eserde Çamlıca yayınlarından çıkmış: 0212 5124101. Meraklılarına tavsiye ederim.