İnsaf dinin yarısıdır

Önce, ilahi mesajın ölümsüz bir ilkesini buraya dercedelim:

“Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi onlar hakkında adaletsizliğe sürüklemesin.” Bu ayette “siz” denilenlerin, Allah Rasulü’nün seçkin sahabileri olduğu açık. Peki, ya “kin beslenen topluluk” kim?

Bu kimseler, Müslümanlar olamaz. İyi biliyoruz ki, mü’minlerin kin beslediği bu kimseler putperestler.

Yani? Yanisi açık. Ayet, mü’minlerin, haklı gerekçelerle kin besledikleri müşriklere karşı dahi adaletsizlik yapmamalarını, aşırı gitmemelerini, haklıyken haksız duruma düşmemelerini öğütlüyor. Saldırgan ve mütecaviz birer müşrik dahi olsalar, haksızlığın hiçbir biçimde meşru olmadığını söylüyor.

Mazlum mü’mine bile, zalim müşriğe karşı “adaletsizlik yapmaması” emredilirken, mü’minin mü’mine adaletsizlik yapması, onu yaralaması ve karalaması, ona karşı savaş açması, ona nişan alması nasıl meşru olabilir?

Benim ömrüm boyunca uymaya çalıştığım, kolay anlaşılır ilkelerim var. Bunlardan biri şu: Seni bir Müslüman’a düşman etmeye çalışan adam, yaramaz adamdır. Kin ve nefret değirmenine su taşıyan, şeytanın saltanatına hizmet eder. Kur’an’ın hiç tartışılmaması gereken ilkesi “mü’minler yalnızca kardeştirler” düsturudur.

Kardeşlik bağlarını sağlamlaştıran her söz, düşünce, davranış, faaliyet ve çalışma, imana hizmet ediyor demektir. Tersi de, şeytana hizmet ediyor demektir.

Uğursuz ve şom ağızlı kişilerle benim işim olmaz. Kazara biri Müslümanların dedikodusunu yapacak olursa, ona bulaşıcı bir hastalık kapmış zavallı gözüyle bakarım. O karantinaya alınmalı ve mikrobunu etrafa bulaştırmasına izin verilmemelidir.

Elime “azıtma” üç CD’lik bir takım geçti. “Azıtma” dedim, çünkü adresi belli değil. İlk CD’sinin başına oturdum. Ancak 15 dakika seyredebildim. O cemaate karşı en eleştirel mesafede duran aile ferdimizin dahi sabrı taştı ve tabir caizse kafasının tası attı.

Seyrettiklerimin eleştiriyle alakası yok. Tam bir çamur deryası. Ekrandan üstüme fosseptik patladı sandım. CD’den kin ve nefret akıyor adeta. Mezkur cemaatin lideri görüntülü hokus pokusla önce sapıklıkla suçlanıyor, sonra ihanetle, en sonunda küfürle. Meğer yüzbinlerce samimi Müslüman’ın yolunu izlediği bu Müslüman kanaat önderi gizli bir kardinalmiş.

İnsanın gözünü kin bürüdü mü, yapmayacağı yok. Hani Efendimiz öyle buyuruyor ya: “İn lem-testahyi fef’al mâ şi’t” (utanmazsan istediğini yap). Aynen öyle. Karalama kampanyası hızını alamayıp destursuz bağa dalıyor. Yüzyılımızın yüz aklarından, hayatını iman davasına adamış bir İslâm büyüğünün fotoğrafları giriyor görüntüye. Kantarın topuzu hepten kaçıyor ve anlaşılan iş cami duvarına doğru gidiyor.

Beni alıyor bir merak. Bu kin deryasının kaynağını tahmin etmeye çalışıyorum. Aklıma ilk gelen, söz konusu cemaate karşı yıllardır yeminli savaş veren “derin” devlet oluyor. Sonra, malum Aydınlık’ın İP’çisi ve taifesi geliyor aklıma. Başka kim olabilir? Mesela bir yabancı devlet başkanına üniforma altında “pezevenk” demesiyle meşhur 28 Şubat’ın küfürbaz subayı geliyor. O da bu cemaate yeminli düşman. Yine eski bir başsavcı geliyor. Yine, eski bir yüksek yargı üyesi ve tescilli İslâm karşıtı olan ünlü biri geliyor.

Asıl şaşkınlığı, gerçeği öğrendiğimde yaşıyorum. Meğer bunların hiçbiri değilmiş. Meğer bu Müslümanlara çamur atan bir başka Müslüman grup imiş. Başımdan aşağı kaynar sular dökülüyor. Onlar adına benim yüzüm kızarıyor. “Allah akıl fikir versin”den başka söyleyecek söz bulamıyorum.

Oysa söz konusu kanaat önderini köşelerimde açıkça eleştirdiğim oldu. Hatta söz konusu hoca efendiye 28 Şubat’ta yanlış gördüğüm tavırlarından dolayı açık mektup yayımlayan iki yazardan biri benim. Fakat seyrettiklerimin insaf ve adaletle hiçbir ilgisi yok.

Müslümanlar böyle “dostlara” sahipken düşmana ne ihtiyaç var? Düşmanları ellerini ovuşturup, kim bilir, belki de “vur vur inlesin!” diye tempo bile tutuyordur.

Ben de, şu memleketin aslanlarını sırtlanlar niçin ısırıp durur diye merak ederdim. Meğer aslanlar birbiriyle kavga ederken, sırtlanlar ikisini de dişlermiş. İşin sırrı buymuş.

Ayıp, yazık, günah!

Yorum Yaz