Hadis ve Sünnet'e Bakışı Nasıl? (Röportaj)

Hadis ve Sünnet'e Bakışı Nasıl? (Röportaj)

Mustafa İslamoğlu... Hakkında en çok spekülasyon yapılan ender isimlerden biri. Araştırmacı, irdeleyici, cesur, kararlı ve hepsinden öte iyi bir hatip. Sözünü çekmeden konuşan, kim ne der, kim nasıl taşlar diye düşünmeksizin kendince gerçekleri cesurca dile getiren kendi tabiriyle bir Peygamber aşığı. Delillerle konuştuğu halde sözleri cımbızlanarak aleyhinde kampanya yapılan, kastetmediği sözlerle yargılanan bir isim Mustafa İslamoğlu. Kamuoyunun merak ettiği, şüphe duyduğu, sitem ettiği, görüpte sormak istediği ne kadar konu varsa kendisi ile konuştuk.

“Mustafa İslamoğlu’nun hadis ve sünnete bakışı nasıl?
Kaderi inkar mı ediyor,
Şii olup olmadığı,
İran hayranı mı değil mi,
Hz. İsa’nın babasının olduğunu söyleyip söylemediği,
Hz. Adem’in ilk yaratılan olmayıp bir rahimden normal doğumla doğduğu,
Suriye ile ilgili açıklamaları ve ne demek istediği,
Kibirli, gururlu olduğu ve hiçbir cemaatle bir araya gelmediği, geldiğinde de ayrıcalık isteyip istemediğine…” dair ne varsa kendisiyle konuştuk.

Biz Müslümanlar için beyan esastır.

Şahsi beyandan sonra yargılamak, sorgulamak okuyucunun takdiri.  olarak bize düşen spekülasyon olan konuları gündeme almak ve ilgili şahısların bu konuda ki görüşlerini dile getirmek. Kamuoyu adına sormak ve bilgiyi değerli takipçilerine ulaştırmak.


Ümmetin birliği adına yapılması gereken ne var ise onu yapmak ’un bir ilkesidir.

  -  Mustafa İslamoğlu denildiğinde kamuoyunda “mealci, uydurulan din değil vahyedilen dine tabi olun çağrıları yapan, hadisleri inkar ettiğiniz, hafifsediğiniz, mezhepleri kabul etmediğiniz, mezhep imamları ve hadis ravilerini aşağıladığınız…” şeklinde söylentiler var. Bunların tamamıyla ilgili açıklama yapmanızı isteyeceğiz. Ama önce “Sünnete ve hadise” bakışınız hakkında düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

Mustafa İslamoğlu - Sünnet ve hadis bazılarımızın sandığı gibi Kur’an’a paralel akan müstakil bir nehir değildir. Allah’ın mesajını insanlara iletmekle yükümlü olan Peygamber aleyhisselamın hayatında ve sözlerinde Kur’an’ın yankılanmasıdır.

Kur’an’ın ilk ve en büyük muhatabı olan Rasulullah’ın fiil ve kavillerindeki bu yankıyı yok sayarak, ona görmezden gelerek, İlâhî vahiy ne kadar anlaşılabilir ki? Peygamber’i gözardı ederek Kur’an’ı anlamaya kalkmak, olsa olsa Kur’an’ı gözardı ederek Peygamber’i anlamaya kalkmak kadar vahim bir hata olur.
Allah Rasulü’nün hayatı, vahyin ete kemiğe bürünmüş şekliydi. Onun içindir ki mü’minlerin annesi Hz. Aişe’ye onun ahlâkı sorulduğunda “Siz hiç Kur’an okumuyor musunuz? Onun ahlâkı Kur’an’dı!” diye cevap vermişti.

 – Bu kadar net olarak Hadislerin Kur’an’ın yanında olmazsa olmaz bir şart olduğunu söylüyorsunuz. Bunca netlikten sonra hadis inkarcısı olduğunuz, hadisleri küçümsediğinizin iddia edilmesini neye bağlıyorsunuz?

Mustafa İslamoğlu -Kağıt üzerinde hadisi okudunuzda bir sorun çıkmıyor. Yürüyen Kur’an olalım, Kur’an ve Hadis bizi inşa etsin dediğinizde sorun çıkıyor. Galiba anlaşılamayan nokta burası. Sünnet ve hadisin bize vereceği birçok ders var. Sünnet ve hadis, vahyin Allah Rasulü tarafından hayata nasıl dönüştürüldüğünü öğretir.

Bunların başındaysa şu sorunun cevabı gelir: “İlâhî bir inşa projesi olan vahiy bir insanın tasavvurunu, aklını, kişiliğini, özetle bütün bir hayatını nasıl inşa eder?”

Bu sorunun en güzel cevabını Allah Rasulü’nün uygulamalarında ve sözlerinde buluruz. Dahası, Kur’an’ın inşa ettiği bir insanda göz nasıl bakar, kulak nasıl duyar, akleden kalp nasıl çalışır, ağız nasıl konuşurun cevabını da yine onda buluruz.

Hadislere analitik değil de kategorik bir zihniyetle yaklaşan süpürücü her akıl, bilerek ya da bilmeden ilâhî vahyin yere basan ayaklarını kesiyor demektir. Vahyin ayaklarını kesmek, aynı zamanda vahyin ayaklarını yerden kesmek demektir. Ayakları yerden kesilen bir mesaj yeryüzünde “iz” bırakamaz. Yeryüzünde iz bırakmayan ise “izlenemez”. Birine “izle” diyorsanız, ona bir “iz” göstermek zorundasınız. Sünnet ve hadis, işte bu izleri temsil ederler.

 – Sizi eleştirenlerin bu ifadelere katılmaması mümkün değil. Onlar da hadislerin olmazsa olmaz şart olduğunu söylüyor. Hadis olmaksızın Kur’an’ın doğru anlaşılamayacağını belirtiyorken onlar değil ama siz hadis inkarcısı olarak gündeme geliyorsunuz.

Bu şekilde yaklaşım gösterenlerin Peygamber tasavvurlarına bakmak gerekiyor. Peygamber tasavvurumuzun bozuk olması, Peygamberi -hâşâ- bozmaz. Fakat peygamber tasavvurumuzun bozuk olması bizi bozar. Zira insan tasavvurumuz, peygamber tasavvurumuza bağlıdır. Peygamber tasavvurumuz bozulduğunda, doğrudan insan tasavvurumuz da bozulur. Bu sonuç bizi “öncülerinin ahlâkını bozan” kimseler durumuna düşürür.

Nice büyükler, önderler, liderler, hoca efendiler, şeyh efendiler, üstadlar, ağabeyler bu tuzağa kurban gitmiştir. Özünde bunların çoğu iyi niyetli, yetenekli, gayretli, himmetli ve hizmetli insanlardır. Fakat onları önüne katan insanların “insan tasavvuru” bozuktur. İnsan tasavvurlarını oluşturan şey ise peygamber tasavvurlarıdır. O bozulunca insan tasavvurları da bozulmuştur.

Öncülerinin ahlâkını bozan artçıların peygamber tasavvuru Kur’an ile taban tabana zıt bir peygamber tasavvurudur. Kur’an Hz. Peygamber konusunda muhataplarını “makule” çağırırken, bozuk tasavvur “mahsusa” çağırmaktadır. Kur’an Hz. Peygamberi, “insan” olarak tanıtırken, bozuk tasavvur onu “insanüstü” olarak tanıtmaktadır. Kur’an Hz. Peygamber’i “yaşayan bir model” olarak sunarken, bozuk tasavvur onu “erişilemez bir mit” ve “akıl almaz bir efsane” olarak kurgulamaktadır. Bu yaklaşımın en uç noktası “Nûr-ı Muhammedi” adlı, Efendimizi yaşayan bir model olmaktan çıkarıp arş-ı âlâya ışınlayan tezdir. Bu tezin Eski Mısır Hermetizmi’nden birebir kopyalanmış olduğunu söylemeye hacet yoktur.

“Öncü insan modeli” tasavvuru bozulan kişiler, büyükleri, önderleri, liderleri, hocaları, şeyhleri, üstadları, ağabeyleri için de imaj çalışması yapmakta bir beis görmemektedirler. Onları oldukları gibi görmek yerine, zihinlerinde oluşturdukları imajı onlara giydirmeye kalkmaktadırlar. Fakat öncülerinin zihinlerindeki imajıyla gerçeğinin birbiriyle çakışması mümkün görünmemektedir. Bu takdirde öncü insanlara iki yol kalmaktadır:

1) Ya şöyle deme yürekliliğinde bulunacaklar: “Ben sizin kurguladığınız o muhayyel şahıs değilim.” Bunu demek çok zordur. Öncü şahsiyetlerden bunu diyebilecek kaç kişi çıkar? Bunun sonuçlarına kaçta kaçı hazırdır?

2) Ya da sevenlerinin kendisi için biçtiği elbiseyi giymeye razı olacaktır. Bu ise onları kendileri olmaktan çıkararak rol yapmaya sevk edecektir. Zira imajıyla hakikati arasında mesafe vardır. Buna kameti kıymetine uymamak denir. Bu kez öncü şahsiyet bu farkı rol yaparak kapatmayı deneyecektir. Şahsiyetini koruma kaygısının yerini kendisine giydirilen imajı koruma kaygısı alacaktır. Artçıların, öncülerinin ahlâkını bozma süreci bu acı sonla tamamlanacaktır.
Bu bozulma ve bozma sürecinin ilk sebebi peygamber tasavvurundaki bozulmadır. Esasen çoğu zaman öncüler, kendilerine ayrıcalıklı bir yer edinmek için, takipçilerinin “öncü-model insan” tasavvurunu bilinçli veya bilinçsiz olarak bozmakta, böylece kendi erişilmez konumlarını garanti altına almaktadırlar. Kur’an-ı Hakîm’in ifadesiyle: “dallû ve adallû”, saptılar saptırdılar... Yamuldular yamulttular!

 – Bunlara kimsenin itirazı olmaz. Ama sizi tenzih ederim ama çoğunlukla insanlar karşıya şirin göstermek için o an vaziyeti idare edecek şekilde konuşurlar. Sizde şu an milletin hoşuna gidecek cümleler mi kullanıyorsunuz?  Bunların sizin şahsınıza özel fikirler olduğunu nasıl anlayacağız?

Mustafa İslamoğlu -İnsanlar okumadan fikir sahibi oldukları için böyle bir durumla karşı karşıya kalıyorsunuz. Bizimle sohbet edenler dinledikten sonra hak veriyor ama bizimle karşılaşmadan önce oldukça önyargılı ve bize ait olmayan şablonlarla bizi tasavvur ediyorlar. Söz anlıktır. Fakat eserlerimiz bu konuda yazdıklarımız değişmez bir şekilde piyasada bulunuyor.

Ben eserlerimde iddia ettiğim şeyden farklı bir şey söylemediğim gibi söylemediğim bir şeyi de eserime dikte etmiş değilim.

Ön yargılı olanların tamamı bir kez olsun bizi kitaplarımızdan ya da konuşmalarımızı konu bütünlüğü içinde izleyip hüküm tesis etmiş değiller. Genellikle bir sevdikleri, bağlandıkları, etkilendikleri insanlar var. Bu insanların bizim hakkımızda ileri sürdüğü iddiaları gerçek sanıyor ve o şekilde yargılıyorlar.

Okumak ciddi bir iştir. Hele okunan metin dinî bir metinse, bu ciddiyet daha bir gereklidir. Okumanın bir yolu yordamı vardır. Tabiî ki hadis okumanın da bir yolu yordamı olacaktır.

 – Genel olarak hadis okurken kitabın adına veya cümlenin sonuna bakarız. Kitap hadis isimli bir kitap ise veya cümlenin sonunda parantez içinde yada dipnotta hadis diyor ise içindeki her şeyi o hadis kutsallığı içinde değerlendirir alırız. Siz başka şeyden söz ediyorsunuz.

Okuduğu, içinde sünnet olan bir hadisi (çünkü içinde sünnet bulunmayan birçok hadis de var) uygulamanın yanında, dini bir delil olarak başkalarına da iletecek olanların mutlaka yapmaları gereken birkaç husus var:

1- Kur’an’ın muhkematını iyi bilmeli ve hadisin sağlamasını Kur’an’la yapabilmeli. Yoksa farkında olmadan Rasulullah’ın hayatıyla o hayata mesnet olan ilâhî mesajı çatıştırır. Bu ise hiç de arzulanan bir durum değildir.

2- Hadislerin durup dururken öylesine söylenmiş sözler olmadığını, onların da “5N1K”sının bulunduğu, yani bir yeri, zamanı, muhatabı, gerekçesi, ortamı, amacı, özetle bağlamı bulunduğu unutulmamalı. Hadisin doğru anlaşılması ve yorumlanmasında bu bağlamın önemi sanıldığından büyüktür.

3- Hadislerin lafzen değil anlam olarak nakledildikleri akıldan çıkarılmamalıdır. Hz. Peygamber’in ağzından o lafızlarla çıkmamış olması kuvvetle muhtemeldir. Dolayısıyla hadisin tek tek lafızları üzerine yorum bina etmek, birçok mahzuru beraberinde getirebilir. Eğer yorum bina edilecekse, o konuda Rasulullah’ın söyledikleri yanında yaptıklarının bütünü göz önüne alınarak yorum yapılmalıdır.

4- Yine bu meyanda, hadislerde geçen kimi kalıp ifadeler ve ıstılahlar vahyin inşa ettiği bir zihinle anlaşılmalıdır. Bir örnek vermek gerekirse, bir önceki yazımda “Bir yöneticinin hayra yönelişini destekleyen Allah..” diye çevirdiğim ibarenin lafzî karşılığı “Bir yöneticinin hayrını isteyen Allah..” şeklindedir. Fakat Allah’a izafe edilen her hayır ve hidayet şu ilke ışığında anlaşılmalıdır: “Doğru yola yönelenin Allah bu konudaki yeteneğini artırır” (47:17) Tabiî ki “Allah’ın sapmasını dilediği” türünden her tür metin de yine “Allah yoldan çıkmışlardan başkasını saptırmaz” (2:26) ilkesi ışığında anlaşılmak zorundadır. İşte bunun gibi.

5- Hadis kitaplarının, çok yüksek sayıdaki rivayet arasından müellifinin belirlediği kriterler doğrultusunda seçilmiş hadislerden oluşan bir “seçki” olduğu unutulmamalıdır. Bu seçimde Buhari ve Müslim en titiz davrananlar arasında yer alırlar. Fakat seçimde ne kadar titiz davranılırsa davranılsın, insanlık hali, az da olsa gözden kaçan kimi rivayetlerin olabileceği hatırlanmalı. Buhari’nin Sahih’i tekrarlı 7397, tekrarsız 2602 hadis içerir. Buhari bu hadisleri 600.000 hadis arasından seçtiğini söyler (SiyeruA’lam, 11/187). Bu rakamlar, sanırım meramımı izaha kafidir.

6- Bu tür hadis derlemelerinden azami istifade isteniyorsa, hadisi anlama hususunda yardımcı kaynaklarla birlikte okunmalıdır.
 
 – Sizinle aynı fikirde olduğunu düşündüğünüz kimler var? Tavsiye edeceğiniz eserler var mı?

Mustafa İslamoğlu - Mesela bu konuda bendenizin Üç Muhammed ve Yahudileşme Temayülü, Muhammed Esed’in İslâm’ın İlk Yılları adlı Sahih’in dört kitabını içeren şerhi, Hayri Kırbaşoğlu’nun konuyla ilgili eserleri. Mehmet Görmez’in Sünnet ve Hadisin Anlaşılmasında Metodoloji Sorunu adlı eseri ilk anda akla gelenler.

Kaynak: dinihaberler.com