AB Macerası
AB Macerası
05 Ekim 2005
Aslına bakarsanız, bu maceranın geçmişi 280 yıl öncesine gidiyor. Ta III. Ahmet dönemine, 28 Mehmet Çelebi'nin Fransa'dan bir Batı hayranı olarak döndüğü yıllara? Bu uzun süreçte köprünün altından çok sular aktı. Fakat görüyorsunuz, hâlâ Avrupa bilinçaltını tazelemiş değil. Avusturya'nın AB tekerine koyduğu taş bunun göstergesi. Avusturya bu tavrı kendi adına üstlenmemiş de olabilir. Ona kötü adam rolünü, AB'deki ağabey ülkeler de vermiş olabilir. Ama sonuç değişmiyor. Bu durumda "AB içinde kötü adam rolü için neden Avusturya seçildi?" sorusu akla geliyor.
Aslına bakarsanız, bu maceranın geçmişi 280 yıl öncesine gidiyor. Ta III. Ahmet dönemine, 28 Mehmet Çelebi'nin Fransa'dan bir Batı hayranı olarak döndüğü yıllara?
Bu uzun süreçte köprünün altından çok sular aktı. Fakat görüyorsunuz, hâlâ Avrupa bilinçaltını tazelemiş değil. Avusturya'nın AB tekerine koyduğu taş bunun göstergesi. Avusturya bu tavrı kendi adına üstlenmemiş de olabilir. Ona kötü adam rolünü, AB'deki ağabey ülkeler de vermiş olabilir. Ama sonuç değişmiyor. Bu durumda "AB içinde kötü adam rolü için neden Avusturya seçildi?" sorusu akla geliyor.
İşte, Avrupa'nın bilinçaltı dediğimiz şey bu. Viyana önlerine kadar dayanan Osmanlı'nın unutulmadığının göstergesi bu. Avrupa, bilinçaltı korkularıyla hareket ediyor. Tarihten gelen bagajları var. "İslâmofobia" dedikleri İslâm korkusu, derinlerde yer etmiş.
Avusturya'nın bilinçaltında bu korkunun ne kadar yer ettiğini, 1. Cihan Harbi ertesinde yaşanan bir olay güzel açıklar. Osmanlı, gerek kendi komutanlarının ihanete varan hataları, gerek müttefik Almanya'nın düpedüz ihanetleri sonucu, Filistin cephesinde 500 bin canını bırakarak kaçarcasına çekilmiştir. İngilizler muzaffer ordularıyla büyük Selahaddin'den 7 asır sonra Kudüs'e girebilmişlerdir. 1. Cihan Harbi'nde Avusturya müttefikimizdir. Yani İngilizlere karşı onlarla birlikte savaşa girmişiz. İngilizler, bizim olduğu gibi, onların da düşmanı. Fakat o da nesi? Kudüs'ün İngilizler tarafından işgali müttefikimiz olan Viyana'da duyulur duyulmaz tüm kiliseler çan çalarak bu anı kutlamaktan geri durmamışlardır.
İşte Avrupa'nın bilinçaltı.
AB macerasında dün yeni bir aşamaya girildi. Müzakereler, bütün engellemelere ve tökezlemelere rağmen başladı. Fakat Avrupa'nın bagajında kriz de pürüz de çok. Sizin anlayacağınız, bu hamur daha çok su kaldıracak gibi görünüyor.
Hükümetin iyi bir sınav verdiğini düşünüyorum bu süreçte. Önceki yönetimlerin ellerinin ne kadar zayıf, müzakere yeteneklerinin ne kadar yetersiz olduğu görülmüştü. Bütün bunlardan daha önemlisi, tarih bilincinden yoksunluktu. Bebeliğinden beri Batıcı ninnilerle büyütülmüş birinin, Avrupa'yla müzakeresini düşünebiliyor musunuz? Bu efendi-köle müzakeresinden başka nedir ki? Efendi-köle müzakeresinden çıksa çıksa efendinin köle üzerindeki mülkiyetini pekiştiren bir sonuç çıkar. Bu kadrolar, bu açıdan Türkiye için bir nasiptir. Kılçık atanlar olacaktır. Ama, adalet ve itidalle bakanlar hakkı teslim ederler.
Gelinen nokta, aslında her an sıfırlanabilme ihtimalini içinde barındırmaktadır. 3 Ekim arifesinde bu bir kez daha görüldü. Bunu her iki taraf da pekala biliyor. Niçin'i belli: Ortada kan uyuşmazlığı var. Tarihten gelen ve içtimai bilinçaltını oluşturan kaygılar var. İki ayrı kültür havzası var. Avrupalının sömürgeci geçmişi var. Osmanlı'nın fetihçi siyasetinin uyandırdığı fobiler var? Bu süreç şöyle veya böyle tamamlanacaktır, tamamlanmalıdır.
Bu ülke tüm ana damarlarıyla Avrupa'ya mecbur ve mahkum hale getirilmiştir. Bu, bugünün işi değildir. Osmanlı'nın yıkımını planlayanlar, Osmanlı sonrasını da planlamışlardır. Osmanlı'dan sonra Batılılar bu topraklara öyle bir kement atmışlardır ki, Türkiye, bu kementten kurtulmak için, başını mümkün olduğunca ipin ucu elinde olana yaklaştırmak zorundadır.
İçimizden, kendilerine hayran, çalmadan oynayan, Batılılardan fazla Batıcı bir zümre peydahlamışlardır. Ülkenin kaderini onların eline vermişler, onlar eliyle halkı kıyasıya sopalamışlardır. Bununla birkaç kuş vurmuşlardır: Bu Batıcı güruhun milletle arasını açarak, onların kendilerine mecbur olmalarını sağlamışlardır. Batıcılar arkalarını yaslayacak milleti küstürdükleri için, mecburen Batılı efendilerine yaslanmışlardır.
Batılı efendiler Batıcı kölelerine, millete karşı suç işletmişlerdir. Böylece yöneten sınıfları güçsüz bırakıp onlara dediklerini yaptırmışlardır. Millet onlardan hesap soramasın diye de, iç içe emniyet supapları yerleştirmişlerdir. Askeri ve sivil bürokrasiyi, medya ve akademik camiayı bunun için kullanmışlardır.
Bu süreç şöyle veya böyle kapanmadan, bu millet kendi projesine başlayamaz. İşbu nedenle, bu süreç bir biçimde sonuçlanmalıdır. AB'a girerek veya değil. Asıl ondan sonra sıra gelecektir bu milletin kendi projesine. Müslümanlar "kayıkçı kavgasını" bıraksınlar da, işlerine baksınlar. Geleceği omuzlarında taşıyacak liyakat, ehliyet, şahsiyet, haysiyet, asalet ve hikmet sahibi nesiller yetiştirsinler. Bu devran böyle gitmez, bir gün nöbet onlara da gelir.