Siretü’l Kur’an 21. Ders -“Kalem Suresi III – Nazar Algılarına Dair”

SİRETÜ’L-KUR’AN- 21. DERS

KALEM SURESİ III – NAZAR ALGILARINA DAİR – 17.11.2019

Değerli dostlar; hepinizi selamların en güzelleriyle selamlıyorum: es-Selâmu aleykum, sabahul hayr, sabah bi hayr, roj baş, parului, good morning, guten morgen, hutın morgun, bonjour, bonjorno, dobro utro, cindobre, selamat pagi, ohayoou gozaimasu, zaoen, haberi, şalom aloha…

Neyse, insanlar ne diyorsa, dünyanın her tarafında insanlar birbirlerini nasıl selamlıyorlarsa ben de hepinizi ve herkesi öyle selamlıyorum. Zira selam, barış parolasıdır. İslam barıştır. İnsanın iç barışı, insanın Allah’la barışı, insanın insanla barışı, insanın varlıkla, yerle, gökle, toprakla, suyla, eşyayla, hayvanla, bitkiyle yani her şeyle barışıdır.

Bir “Kur’an’ın hayatla yolculuğu” dersinde daha beraberiz. 21. dersimizi idrak ediyoruz. Bundan dolayı da Rabbimize hamd ediyoruz. Kalktık; kalkarken belimiz tuttu. Yataktan kalkamayanlar var. Onlara da buradan selam ediyoruz. Şifalar diliyoruz. Kalkarken şöyle elimiz tuttu. Elimizi yasladık ve doğrulduk. Eli tutamayanlar da var. Onlara da buradan selam ediyoruz. Bizimki de tutamayabilirdi. Ayrıcalığımız değil, sadece sınavımız öyle değil. Kalktık; suyun başına vardık. Çeşmenin, musluğun vanasını açacak parmak hareketlerimiz var. Bunu yapamayanlar da var. Bunu yapmak için bin bir çaba gösterenler, büyük servet ödeyenler var. Ne kadar gayret etse de o vanayı çevirecek bir parmak hareketine sahip olamayanlar da var. Ve ve ve ve devam edin… Şu düğmenizi ilikleyecek iki eliniz var.  Bu düğmeyi iliklemek eğer maharetimiz olsaydı bunu ilikleyemeyenler de onu yapardı, onlara da selam olsun. Onun için; görüyorsunuz değil mi, saymaya başlasam bitiremem. O nedenle ne kadar çok şükredecek şeyimiz var. Onları eğer saymaya başlasak sayıp bitirebilir miyiz? “Ve-in te’uddû ni’meta(A)llâhi lâ tuhsûhâ”; “Eğer Allah’ın üzerinizdeki nimetlerini sayacak olsaydınız asla baş edemezdiniz.” (Nahl 16:18). Onun için; bu da bir nimet. Bu dersler de bir nimet.

Çıktık buraya geldik. Gelemeyenler de var. Hatta gelmek veya gelememek, arabası olmak veya olamamakla, ulaşım vasıtasına sahip olmak veya olmamakla, ayağı olmak veya olmamakla, yakın olmak veya olmamakla alakalı değil. Şurada olur, hemen burnumuzun ucunda oturur fakat gelemez. Gelmek oradan önce bura ve bura işi, akleden kalp işi. Getiren, ayak olsaydı ayağı olanlar gelirdi. Ama getiren akleden kalptir. Onun için; ona da şükür olsun.

Buradayız ve gerçeğin peşindeyiz. Hakikatin peşindeyiz. Gerçekte ne olmuş bilmek istiyoruz. Bilginin peşindeyiz. Cehaletimizden memnun değiliz. Cehaleti şeytana atılacak bir taş gibi görüyoruz ve “O cehalet bize değil ey Şeytan, sana layıktır” diyor ve şeytana atıyoruz. Biz, şeytanı böyle taşlıyoruz. Günahları atarak, cehaleti atarak, ön yargıyı atarak, kötülükleri atarak, iftirayı, yalanı, dolanı, tezviratı atarak; sevgiyi alarak, ilmi alarak, imanı alarak, safiyeti alarak, bozulmuşluğu atarak… Dolayısıyla biz kötülükleri “bu bize değil sana yakışır ey Şeytan” diyoruz, ona atıyoruz. Cehaleti de…

Bugünkü 21. dersimizin konusu; Her şeyin bir sonu var, evrenin bile. Evet, her şey yolcu. Yolcu olmayan bir şey yok. Biz yolcuyuz. İçimizde hancı olanlar var mı bilmiyorum? Hancılar da yolcu. Onun için; ama sadece hancılar mı yolcu? Hanlar da yolcu. Sadece hanlar mı? Hanların yapıldığı dünya da yolcu. Dünya yaratıldığı günden bugüne, 4 milyar 600 milyon yıl öncesinden bugüne kadar hiçbir dönüşü aynı koordinatta, aynı uzak koordinatında yapmamıştır. İki dönüşü aynı koordinata denk gelmez. Gelmez. İşin tabiatı gereği. Neden? Zira dünya güneşin etrafında döner ve dünya yolcudur. Etrafında döndüğü eksen olan, merkez olan güneş de yolcudur. Güneş, kendi döndüğü galaksinin etrafındaki bir turunu yaklaşık 250 milyon yılda tamamlar. Güneş, yaratıldığı günden bugüne düşünün her 250 milyon yılda bir dönüş yapıyor. Dolayısıyla 4 milyar 600 milyon yıldan beri dönüyor. 4 milyon 600 milyon yıldan beri yaklaşık on, onun altında bir yılı var yani 10 yaşında bir güneşle karşı karşıyayız.

Peki, o da bitiyor mu? Galaksinin etrafında dedik; 250 milyon yılda döner. Galaksi de yolcu. O neyin etrafında dönüyor? Şu anda bu astrofizik olarak tespit edilmiş değil. Ama o da yolcu. Yolcu olmayan var mı? Yolcudan bahsediyorsak her yolun bir başlangıcı var, bir de bitişi var. Başı olanın sonu olur. Dolayısıyla aslında bu Tekvir suresindeki… Bugün işleyeceğimiz, yarısını işleyeceğimiz, Tekvir suresinin verdiği mesaj şu:

“Ey kadını, kadının şahsında kız çocuğunu diri diri gömen anne veya baba; sen bunu yaparak aslında bir şeyden kurtulduğunu mu sanıyorsunuz? Sen hesaptan kurtulduğunu mu sanıyorsun? Hesabı verilmemiş bir hayat yaşamaya çalışıyorsun. Hesabı verilmeyecek bir hayat yaşamaya çalışıyorsun. Takva budur; hesabı verilebilecek bir hayat yaşamaktır. Hesabını vereceğin bir hayat yaşamaya, takva deniyor. Hesabı verilecek bir hayat yaşayana da muttaki deniliyor. Dolayısıyla diri diri kız çocuğunu gömecek kadar vahşileştin! Sen sanıyor musun ki bir gün seni de gömmeyecekler. Sen de gömüleceksin. Sen ebedi misin sanıyorsun? O çocuğun ölümü hakkında karar verme yetkisini elinde tuttuğunu düşünüyorsun, peki ya kendi ölümün hakkında ne düşünüyorsun? Ölümsüz olmayı garantiledin mi? Bırak seni; dünya da ölümlü. Dünya da ölecek. Bırak dünyayı; güneş de ölecek. Bırak güneşi kâinat, şu alem, şu evren de bir gün ölecek; mesaj bu.

NAZAR MİTOLOJİLERİNE DAİR

Parantez içi: geçen dersten kalan var, Kalem suresinden, özellikle 51. ayetten. Biliyorsunuz Kalem surenin 51. ayeti bizden öncekiler tarafından “nazar ayeti” olarak yanlış biçimde kodlanmış ve ayete zulmedilmiş. Kur’an’da nazar ayeti diye bir ayet bulunmamaktadır. Kalem suresinin 51. ayeti nazar ayeti değildir. Onlar, onlar dedikleri kimler? Mekke’nin cahiliye müşrikleri. “Eğer ellerinden gelse seni gözleriyle devirecekler, yıkacaklardı.” mealindeki bir ayeti nasıl nazar ayeti olarak kodlarsınız? Nasıl bu ayete bu zulmü yaparsınız? Nasıl böyle hurafeye Kur’an’dan bir zemin bulmaya kalkarsınız? Deviremediler, yapamadılar, devirselerdi devirmiş olurdu ama beceremediler. Yani ellerinden gelseydi seni gözleriyle devireceklerdi diyen, meali bu olan ayetten siz nazarı nasıl çıkardınız? Nasıl çıkardınız? Neresinden çıkardınız? Yani ondan onu çıkarıyorsunuz, başkasından da başka şeyi çıkarıyorsunuz ki nazar aslında pagan dinlerinin kültürlere aktara aktara dallandırdığı budaklandırdığı hurafe.

Nazarı biraz işleyeceğim. Şimdi bendeniz böyle konuları ele aldığımda içinizden bazıları eyvah eyvah eyvah nazar da gitti moduna giriyorsunuz. Allah aşkına nazar sizin neyiniz olur? Niye bu kadar meraklısınız nazara? Diyoruz ki Kur’an’da kabir hayatı yok. Kabir hayatı dediğiniz şey bir iman meselesidir. Bir müminin imanında kabir hayatı olmaz. Çünkü hayat ikidir. “El-hayatu’d-dunya ve’l-hayatu’l-ahira” Azap da ikidir; “azabu’d-dunya ve azabu’l-ahira.” Üçüncü bir azap yok. Azabu’l-kabr diye bir şey… Biz onu müjde olarak söylüyoruz size. “Eyvah eyvah eyvah…” Kabir azabı da gitti de ne oluyor? Niye çok üzüldünüz ki kabir azabının gidişine? Çok mu meraklısınız. Yani “vay bana bir kabir azabı…” Niye bu kadar meraklı insanoğlu ki azaba? Azap gidiyor ya… Yok böyle bir şey. Düşünebiliyor musunuz?

Kim üzülür biliyor musunuz kabir azabının gidişine? Yanmaz kefen satan üzülür. “Okunmuş Yasin” satan üzülür. Öyle değil mi? Şimdi mezarın başında okuyup para alan ruhban sınıfı üzülür. Mezarın içine sufle yapan şarlatanlar üzülür. Peki siz niye üzülüyorsunuz? Onu yapıyor musunuz? Okunmuş Yasin satıyor musunuz? Yanmaz kefen satıyor musunuz? Mezarın içine sufle yapıp da para alıyor musunuz? Yok. Peki siz niye üzülüyorsunuz? Sizden giden bir şey yok. Garip bir şey insan oğlu…

Böyle, bu da aynı nazar mitolojisinin gidişine kim üzülür? Nazar boncuğu satıyor musunuz arkadaşlar? Eyvah eyvah eyvah… Kâr gitti deyin eğer böyle bir şeyse. Dahası okuyup üfleyip de insanların malını, melalini götürüyor musunuz? Yok. Peki dahası Kur’an’ı böyle bir üfürükçülüğe alet edip de milletten para tırtıklıyor musunuz? Yok. Peki şu bazı bohçacıların yaptığı gibi bak buna nazar değmiş deyip altınları bohçanın içine toplayıp ondan sonra üfledim, eğer açarsan nazar değer kocana, o ölür deyip de o altınları yürütüyor musunuz? Yok. Siz niye üzülüyorsunuz? Evet, o moddan çıkmak lazım.

Açıklayamıyorsan gizem kat! Bu garip bir alışkanlıktır. Eğer bir şeyi açıklayamıyorsan ne yap? Gizem kat, üstüne sır kat ve sırlar dinine dönüştür. Kur’an’da bulunmayan bir kavramdır biliyor musunuz bu? Sır gördüğünüz zaman şeytandan kaçar gibi kaçın. Bilmem neyin esrarı… Bu tip kitapları gördüğünüzde bir kütüphaneniz varsa, uydurulmuş din kütüphanesi, oraya alabilirsiniz. Eğer kast-ı mahsusa ile alacaksanız uydurulmuş din kütüphanesine alın yoksa elinizi sürmeyin zehirdir. Zehirlidir. Neden? Hakikat mı, değildir. Açık ve açıklayıcı. Kur’an mubindir. Kur’an’ın en çok geçen sıfatlarından biridir Kur’an’da, “açık ve açıklayıcı”, güneş gibi berrak, net. Zaten öyle olmalı. Onun için içinde sır gördüğünüzde şeytandan kaçar gibi kaçın. Anahtarları olur, sırları olmaz. Dolayısıyla açıklayamıyorsan gizem kat işe! Ancak gizem satıcılarının mitolojiyle ilgilenenlerin hurafe peşinde koşanların işi, bize hurafecilik düşmez.  Ne düşer ya? Meatbuster olmak düşer. Yani mit avcısı, hurafe avcısı. Nerede bizim mit avcılarımız? Nerede bizim hurafe avcılarımız? Nerede bizim yalan avcılarımız? Dünyanın her tarafında diğer inanç sistemlerinde Meatbuster’lar var. Yalan avcıları var. Sahtekârlık avcıları var. Adamlar program yapıyor, televizyon programları yapıyorlar.

Eskiden bakınız sihirbazlar falan vardı ne oldu? Köküne kıran girdi hepsinin birden. Neden sirklerde bile sihre rastlamıyorsunuz? Ve var olanlar da adını değiştirdi. Adını değiştirdi. Artık sihirbaz yok. Zati Sungur yok. Ne var ya? Artık adıyla söylüyorlar. Adıyla konuşuyorlar yani o bir oyun, numara diyorlar. Numara, numara diyorlar ve bakınız. Magic and sayings programları var. Eğer zamanı olanlar varsa bu başlık altında aratsın ve bu dizi belgeleri izlesin. Sihirbazlık gibi dünya tarihinden beri gelen en ünlü numaraların numaralarını öğretiyorlar. Bu sihirbazlar bunları nasıl yapıyordu? Numara neresinde? Bu işte para kaybetmeden tutun da şapkadan tavşan çıkarmaya, şu bu bildiğiniz ve bilmediğiniz her türlü sihir numarasının arkasında… O kaşık bükme mesela; o, bir numara. O kaşık, sıradan bir kaşık değil, o çok özel bir metal. Onu ısıttığı zaman bükülüyor. Dolayısıyla bilmediğinizde öyle sanıyorsunuz. Dolayısıyla adam göğe doğru çıkıyor. Bakınız İngiltere’de biri var; böyle, bu numara diyor ama sihir demiyor. Dolayısıyla köküne niye kıran girdi? Çünkü sihir yoktu. Çünkü yalan söylüyorlardı ve siz de yiyordunuz, millet de yiyordu. Artık yiyen kalmadı. Onun için; bu anlamda açıklayamadığına gizem kat meselesi dikkatle hep göz önünde bulundurmalı.

Gözün cazibesi üzerine bir şeyler söyleyeyim. Göz, cazip bir organ. Gözümüz, gerçekten de çekici. Onun için; gözler üzerine ne kadar çok şarkı, türkü yazılmış! Gözün cazibesini aslında aşıklar fark eder ilk anda. Belki de göz üzerinden bir aşk başlar çoğu zaman. Çünkü göze çok emek verilmiş. Allah’ın göze emeğinin, şu göze emeğinin kaç yıllık olduğunu biliyor musunuz şu dünyada? Bu dünyada göze verilen emeğin geçmişi ne kadar biliyor musunuz? 600 milyon yıl. 600 milyon yıllık emeği taşıyorsunuz üzerinizde. Onun için tavsiye edeceğim, gelecek o inşallah size bugün görsel olarak 600 milyon yıllık göze verilen İlahi emeğin ne olduğunu izleyip görün diye tavsiye edeceğim. Dolayısıyla göz gerçekten de insan vücudunda cazip bir organdır ve derinliği vardır, etkilidir. Gözün göz üzerindeki etkisi malumdur. Ama bu nazar dediğimiz olayı… Yani gözle bir deveyi kazana, bir adamı mezara sokar mısınız? Ağzını açan rahip, ağzını açan ruhban böyle konuşuyor. Tekerleme gibi. “Adamı mezara deveyi kazana!” Bir göz ki adamı mezara sokuyorsa, bu adamı; katili, -o da silah- niye yargılamıyorsunuz? Eğer bir insanı mezara sokuyorsa bir çift göz, bu silahı taşıyor. Eğer baktın mı şöyle bir bakışta yıkıyorsa, bu adam seri katil. Niye yargılamıyorsunuz? Siz ne dediğinizin farkında mısınız? Veyahut da aslında böyle bir şey yok ama siz birinin arkasından diyorsunuz ki; “Bu var ya bu”, eee, “ bu bir bakar adamı yıkar!” Siz aslında temiz bir insanı cinayetle suçluyorsunuz. Ona iftira ediyorsunuz. Yani size biri bunu yapsa ne dersiniz. Allah aşkına düşünün, arkanızdan biri; “Bu var ya, geldi de bir şeye baktı mı kurutur orayı. Buz dolabına baksa ertesi gün buzdolabında bir şey kalmaz. Bir eve baksa duvarını yıkar. Bir ata baksa at çatlar ölür. Bir arabaya baksa araba giderken lak diye kalır.” Şimdi böyle tarif ediliyor size; siz ne dersiniz ona? Yani sizin hakkınızda arkanızdan böyle deniliyor. Aferin mi dersiniz? İyi tanımladın mı dersiniz? Ben tam da böyle biriyim mi dersiniz? Peki ya zan ise? O ne kadar berbat bir zan. Eyvallah.

Kalp gözü: Hac 46’da, ayet aynen şu: “Gözler yani bu gözler kör olmaz fakat asıl kör olanlar sudurdaki gözlerdir.” Bununla “lâ ta’mâ-l-ebsâru velâkin ta’mâ-lkulûbu-lletî fî-ssudûr”. Bununla, bu mübarek ayetle söylenen şey nedir dostlar? Asıl bu ayetle şu ayetleri karşılaştırın: Bakara suresinde ve başka yerde var: “Summun bukmun…: Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler…”

O ayette “kördürler” denilenler kimler? Gözü görmeyenler yani görme engelli olanlardan mı bahsediyor bu ayet bize? Değildir elbette, siz de biliyorsunuz, görme engelliden bahsetmiyor. Aynen bu biraz önce söylediğim Hac 46. ayetle bakışımlı, bu nasıl? Çünkü hakikati görmemektir körlük. Hakikati görmemektir. Yani yoldaki bir taşı görmemek değil ki, onu aşabiliyor insan. Ne yapıyor? Eline bir görme engelli değneği alıyor, sopası var biliyorsunuz o sopayı böyle böyle vurur. Nedir o vuruştan amaç? Kulağı göz yerine kullanmak. Gelen sese kulak öyle alışkındır ki gelen sesi kulak iki aradaki mesafeyi ölçüyor. Engel var mı onu bilir. Onun için görme engellilerin kulağı bizim kulaktan çok daha üst bir versiyondur. İyi çalışır, niye? İşleyen demir ışıldar. Çok kullandın mı ışıldar. Dolayısıyla bazı görme engellilerin parmaklarının ucundaki sinir sistemini çok hassaslaştırdığını ve yarım göz gibi kullanabildiklerini nadir olaylardan biliyoruz. Böyle olaylar rapor edilmiş. Dolayısıyla bu anlamda o kullanır ve aşar; dahası eline bir yardımcı alır, koluna bir yardımcı girer; o yardım eder.

Ya peki hakikati görmeyene ne yaparsınız? Yapılacak bir şey yok. Zorla göstermek mümkün olsaydı peygamberler gösterirdi değil mi? Nuh Peygamber oğluna gösterememiş, Lut peygamber hanımına gösterememiş, İbrahim Peygamber babasına gösterememiş, Muhammed peygamber -hepsine selam olsun- amcasına gösterememiş. Peki niye? Çünkü iç gözü kör olmuş. İç göz nedir? Akıldır aslında. Akleden kalptir. Evet, akleden kalptir. Muhakemeyle bakmıyor, ön yargıyla bakıyor. Derin bakmıyor, sığ bakıyor, anlamak için bakmıyor onun için yüzeysel bakıyor, onun için de göremiyor. “summun bukmun ‘umyun…: Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler…”, dönemezler diyor Kur’an. Hac 46 böyle.

Kalp gözü istismarına fırsat vermemek lazım, yani Kur’an’ın Hac 46’da söylediği kalp gözünün istismarına. Fırsat verirseniz insanlar sizi aldatırlar. Kalp gözüyle aldatırlar. Ee, falan şeyh var ya; tamam var.  O kalp gözüyle insanın içini biliyormuş. Yaa, gerçekten mi? Demek falan şeyh, peygamberden beş tık daha yukardaymış haa! Beş tık daha yukardaymış. Niye? Ama peygamber bunu bilmiyordu. Bilmiyordu. O geleceği de biliyormuş ama Peygamber bilmiyordu. Niye? Peygamber kendisine suikast için gelenleri bilemedi, bilemedi. Peygamber münafıkları bilemedi. Kur’an söylüyor, sen onları bilemezsin diyor. Kim münafık kim mü’min bilemez diyor. Dolayısıyla Kur’an “sadakallahü’l-Azim: Allah doğru söyledi.” Bilemiyor. Haa hocam siz öyle diyorsunuz ama hadisler var, Allah Resulü münafıkların listesini vermiş. Evet, bu hadisle Kur’an’ın taşlandığı hadislerden biri. Evet Kur’an’ın taşlandığı hadis. Kur’an’ı, üstünden hadis yazan taşlarla taşladılar ve bunu kim bilir hangi garazkâr yaptı, ne hınçla yaptı? İçinde ne kin vardı acaba bu dinden, peygamberden kininin öcünü almak için nasıl, nasıl yaptı? Bunu ayrıca araştırmak lazım.

Hadis usulü her şeyi inceler, bu adamın İslam’a; İslam’ın peygamberine bir kini, bir hıncı var mı bunu incelemez, bu soruyu sormaz. Bu soru yasak sorudur. Oysa asıl bu soru sorulmalıydı. Bu soruyu sormadığınız sürece Kur’an’ı taşlayan taşlar üstünde hadis niye yazar onu bilemezsiniz. Evet, ah dilsiz ve kördürler ayetleri ne der dedik.

Hint dinleri ve tika. Değerli dostlar, tabi bazı kanallar, Hindistan kanalları gibi yani, Hindistan’da film bitmiş de bizdeki bazı kanallardan istiyorlarmış diye duydum. Şaka.  Efendim Hint hanımlarının, Hindu hanımların daha doğrusu, genellikle Hindu hanımlar yapar bunu… Budistlerle Hinduları karıştırmayın lütfen. Hinduizm Budizm’den çok daha önce, Budizmin atasıdır Hinduizm. Hinduizm kutsal metinlerinin ilki M.Ö. 15. yüzyıla dayanır. Buda ise -Gautama Buddha- biliyorsunuz, M.Ö. 5.yy’da yaşamış bir insan, Hinduizm’in içinden çıkmış Hint dinin ruhbanlarını eleştirmek için çıkmış. Hint ruhbanlığına bir eleştiri olarak çıkmıştır Buda. Dolayısıyla ikisini ayırt etmek lazım.

Hinduizm’de kadınlar şuraya bir kırmızı işaret koyarlar, onun adı tikadır. Bu kırmızı işaretin amacı üçüncü göz demektir. Yani üçüncü göze işaret olarak koyarlar onu. Bir üçüncü gözün varlığını kabul ederler. Bu eski inançlarda devir ede ede gelir. Eski Mısır’da da vardır ki daha önceki derste bunu işledim. Horos’un gözü. Dolayısıyla Hint inancında ise, Hinduizm’de ise tika, üçüncü göz.

GÖZ VE PİNEAL BEZ

Gözün evrimi

Evet, üçüncü göz deyince Pineal beze gelmek zorundaydık. Pineal bez, yani Epifiz bezi denilen aslında doğru ismi Pineal Birant yani paynıl birant diye okunuyor. İngilizce’de ama efendim Latince’de pinal olarak okunuyor. Biz “pineal”, aslı gibi söyleyelim, telaffuz edelim. Pineal bez. Nedir pineal bez? Gözün evrimi üzerine zaten bir görsel takdim edeceğim, gözün gelişimi, gözün tekâmülü üzerine, 600 milyon yıllık nasıl bir tekâmül sonucunda gelmişiz buraya, gözlerimiz nasıl bir emeğin sonucudur inşallah o görseli tavsiye edeceğim için oraya girmiyorum.

Pineal (Epifiz) bez etrafında oluşturulan mitler. Pineal bez, ilginçtir gözün iki damarı var, bu iki damarın sinir damarının hemen birleştiği yerde beynin iç tarafında bir bez var, küçücük bir bez bu aslında. Geçmişte bu bezin geçmişten kalan işlevsiz bir bez olduğu düşünülüyordu. Yani evrimsel olarak işlevi kalmamış bir bez olarak düşünülüyordu. Göstereceğim biraz sonra görüntüsünü. İşte bu bezin aslında bir işlevi olduğu öğrenildi. Neymiş işlevi bu bezin? Aslında biyolojik saatimizin merkezi. Şu dışarda taşıdığımız saatler var ya; bir de biyolojik saatimiz var. İçerde saatimiz var. O biyolojik saat bağımsız olarak işliyor.

Hatta gözü görmeyen görme engellilerde de işliyor. O merkez aslında ne yapıyor? Üç tane hormon salgılıyor. Birinci salgıladığı hormon DMT (dimetiltriptamin) dedikleri bir hormon, bir molekül salgılıyor. Bu çok ilginç bir molekül: halüsinojen moleküldür bu. Halüsinasyon gösterir. Eğer aşırı alınırsa ki dışarıdan da alınabiliyor, üretilebiliyor. Bu halüsinojen, bir hormondur. Yani şu hani Hint gurularında da olur, Hristiyan rahiplerde de olur, Müslüman sufilerde de olur. Bu tarikatlara giren insanlar böyle bağırır, çıldıracak gibi olur, kendini yerden yere atar falan ya; bu işte pineal bezin ürünüdür. Dimetiltriptaminin ürünüdür. Yani kafayı bulur, içerden bulur, içmeden sarhoş olmak var ya o tam da budur işte; halüsinojen bitkiler. Dolayısıyla bu anlamda birincisi bu. İkincisi serotonin hormonu… Üçüncüsü de melatonin. Melatonin uyku hormonu. Yani o hormon salgılandığında gözünüz kapanmaya başlar. O hani esnemeye başlarız gözümüz de yavaş yavaş kapanmaya başlar ya melatonin hormonu salgılanıyor demektir. O hormon salgılanmaya başladığında beynimize diyor ki yavaş yavaş uykuya geç, uyku saatin geldi. Güneş battıktan sonra başlar çalışmaya bu hormon. Pik noktası gece 3’tür. Gece kalkışı saati. Müzemmil suresindeki gece kalk gongunun vurulduğu saat. Evet yani 3, saat 3’te pik noktasıdır. Zirve noktasıdır bu hormonun salgılandığı. Dolayısıyla güneşin doğuşuyla birlikte de biter. Çok ilginç, gözü görmeyen insanlarda yapılan ölçümlerde de bunun aynen gözü görenlerde olduğu gibi çalıştığı saptanmış. Bu ilginç bir husus. Dolayısıyla içimizde bir saat var ve bu saat çalışıyor.

Descartes ki 17. yüzyılın matematikçilerinden, doğa bilimcilerinden ve en ünlü filozoflarından biridir. Bu pineal bez üzerinde çok durmuş. Pineal bezi meşhur eden Descartes’tır. Onun “Ruhun Tutkuları” diye gerçekten muhteşem bir eseri var. Bugün için çok fazla anlamı kalmış bir eser değil. O günün tıbbıyla adam öyle bir meraka sahip ki. İnsan niye esner, insan niye aksırır, insan niye uyur, insan niye seğirir gözü, kulak niye çınlar? Bütün bunların niçinlerini bulmak için insan anatomisi üzerinde çalışmış. Hem de çok ciddi çalışmış, o gün bulabildiği kadar bulmuş ve yazmış. Dolayısıyla Descartes diyor ki, pineal bez bedenin ruha açılan kapısıdır. Kapı, böyle bir  tespit bulmuş. Tabii bu ne kadar doğru, o ayrı bir mesele onu ele almayacağız burada, konumuz değil çünkü. Yani Descartes’a bir değinmeden olmazdı.

Uyku ilahiyatı ile bu bez arasında bir ilişki var. Uyku ilahiyatı diye benim üç tane makalem var. Lütfen bulabilenler okusun, internette uyku ilahiyatı derseniz önünüze çıkar. Yıllar önce yazmıştım orada birçok bilgi bulacaksınız özellikle gece kalkışı. Evet hani gecenin bir vakti kalk diyordu ya Müzzemmil suresinde yani yarısı, yarısından az veya çok. İşte o yarısı dediği aslında gece yarısından sonraki vakit. Yani pik noktası. Melatoninin, uyku hormonunun salgılandığı pik noktasında kalk. Bu neye tekabül ediyor? Şu, uykun geldi melatonin hormonu zirvede ve sen bir mücadele vereceksin gece okuyuşu için. Niçin kalk? ‘Kalk namaz kıl’ yok orada. Müzzemmil suresinin ilk 19 ayetinde namaz kıl yok. “Oku” var oku, okumak için kalk. Vahyi oku, Kur’an ayetlerini oku, kâinat ayetlerini oku. Dolayısıyla okumak için kalkıştır bu. Evet “Kumilleyle illa kalilen; gecenin bir kısmı hariç kalk. “Nısfehu” yarısı “evinkus” ya da daha azı. Evet. “minhu kalilen ve rettili’l-Kur’ âne tertilen”  niçin kalk? Kur’an’ı yedire yedire, sindire sindire, içire içire, anlaya anlaya oku. Emir bu. Tertil üzere Kur’an okumak. Yani Kur’an’ı anlayarak okumak. Bunun için gece kalkıyor. Böyle bir gece kalkışı neye karşı savaştır? Melatonin hormonuna karşı savaştır. Uyku hormonu bastırıyor, sen de hormonu bastırıyorsun. Uyku hormonuyla savaşıyorsun. Uykunla savaşıyorsun. Uykunla savaşı kazanacak mısın uyku mu kazanacak? Bu ilginç bir eğitim yöntemi. İlginç bir terbiye yöntemi aslında kendi iç eğitimimiz, iç terbiyemiz için gerekli bir yöntem. Allah Resulü’NE dışını aydınlatmadan önce içini aydınlatması emredilmişti. İçini aydınlatması için iç eğitimini yapması gerekiyordu. İşte bunlar daha nazil olan ilk 2 suredir. Biraz önce söylediğim sure. Gece kalkışı arkasından ne diyor biliyor musunuz? Niçin bu “eşeddu vat’en ve akvemu kıylen”? şu ifadelere bakar mısınız? “eşeddu vat’en” yani zihne bir şeyin girmesi için en uygun vakit o vakittir. Vat’ girmek demektir, sokmak demektir. Dolayısıyla zihne bir şeyin girmesi, bir anlamın girmesi için en uygun vakit o vakittir. Demek ki Kur’an’ın anlamıyla buluşmak için gece kalkıyorsun, gece en uygun vakit. En uygun vakit o vakit. Dolayısıyla en uygun vakitte kalkıp, “akvemu kıylen” ne demek? Sözün en etkili olduğu, en kıvamında olduğu, kıvamını bulduğu, en etkili olduğu an demektir. Müzzemmil suresi 6. ayet. Dolayısıyla bunun için söylenmiş.

Pineal bezin üç hormonu demiştim biraz önce. Bunlardan DMT üzerinde durdum halüsinojen hormondur dedim. Ve dışarıdan da veriliyor bu çok ilginç bazı bilgiler vereyim size. DMT hormonu… Üzerlikte de benzer moleküller var. Üzerlik bitkisini bilir misiniz? Eskiden duvarlara asılıydı, yeniler bilmiyorlar. Babaanneleriniz, babaannelerinizin anneleri duvarlara asarlardı; bir bitkidir. Nohut gibidir, içi böyle boştur. Onu ipliğe dizerler, duvara asarlar. Niye asarlar? Nazarlık olarak asarlar. Aslında nazarla alakasından daha çok havaya yaydığı moleküllerle alakalıdır. Hafif halüsinojendir. Çünkü harmin ve harmaline benzer. Ki harmin ve harmalin aynı zamanda epifiz bezinin de salgıladığı hormonlardandır. Onların kimyasına benzer bir kimyası vardır üzerlik bitkisinin. Bilir misiniz kiliselerde papaz efendiler bir şey sallarlar; tütsü. Nedir o tütsü bilir misiniz? O tütsü sadece kilisedeki kokuyu değiştirmek için esans ve parfüm değil. O tütsünün içinde aynen söylediğim gibi halüsinojen bitkilerin özleri vardır. Kafa yapar. Yani bir hoşluk hissedersiniz. Hoş olursunuz. Bir hoş olursunuz. Anlatabiliyor muyum? Kendinizden geçersiniz ve siz şöyle dersiniz “yaa, bir huzur hissettim”. Huzur çanağın içinde. Huzur çanağın içinde. Çanağın içinden haberiniz yok sizin. Huzur dışarıdan geliyor. İçerden veremedik, dışardan olsun! Anlatabiliyor muyum? Çanağın içine bak. Çanağın içinde…

Aynı şey tekkelerde de olurdu. Tekkelerde bazen esrar yakarlardı çanağın içinde. Esrar, yani tekkelere iftira falan ettiğim yok. Tekkeler tarihini bilen bunu çok iyi bilir. 18. yüzyılda Galip Dede’nin tekkesinde; Şeyh Galip’in tekkesinde Esrar Dede diye bir görevli vardı. Adı esrar değil. Esrarcı olduğu için Esrar Dede kondu. Bu Esrar Dede’nin hayatını çalışan da benim -vefat etmiş olan- can dostum Hasan Ali Kasır. Doktorası Esrar Dede üzerine. Dolayısıyla adam esrarcı. Tekkelerde esrar kullanılırdı. Dolayısıyla bu anlamda “Yaa, bir huzur hissediyorum. Bir huzur geldi arkadaş sanki Rasulullah kapıdan girdi, böyle efendim hepimizin başını sıvazlıyor.” İyi devam. Devam iyi gidiyorsunuz bir daha at, dahası da gelir, Allah da gelir! Anlatabiliyor muyum, gelir. Çünkü sen “ne” diye düşünmedin sebep sonuç ilişkisi kurmadın. Aldatılmaya çok yatkınsın. Aldatılmak için can atıyorsun. Nerede benim aldatıcım diye bağırıyor ve çağırıyorsan bulunur bir aldatıcı, elbet bulunur bir aldatan seni. Çünkü sen yalvarıyorsun, hazırsın. Hazır olduğun için de mutlaka bir aldatıcı gelir. Çünkü sen onu çağırıyorsun.

Allah’ı çağırsan Allah’ın yardımı yetişirdi. Aldatıcıyı çağırıyorsun, aldatıcı yetişecek. Yapacak bir şey yok. Dolayısıyla pineal bezin üç hormonu ve Müzzemmil 6 ile ilişkisi demiştim. Biraz önce söyledim. Yani uyku hormonunu yenmek için seni gece kaldırıyor ve iç terbiye yapıyor. İç terbiye başlatıyor. Onu, o iç terbiyeyi başardığın anda üçüncü bir hormon vardı, neydi o? Serotonin. Serotonin hormonu ne hormonudur? Harika! Eyvallah. Mutluluk hormonu. Çok ilginç değil mi? Bir tarafta halüsinojen melatonin hormonu halüsinojen DMT hormonu öbür tarafta uyku hormonu öbür tarafta mutluluk hormonu. Üçü bir arada vay be!

Yani eğer gece kalkmayı başarırsan o kendinle nefsinle demiyorum çünkü nefis kavramı tamamen iğdiş edilmiştir. Kendinle olan mücadeleyi kazanırsan, iç mücadeleyi kazanırsan mutluluk ödül hormonu da denir serotonine. Ödül hormonunu hak edeceksin. Yani o, onunla içinde bir huzur bulacaksın. Ama bu dışarıdan aldığın değil bu manipülasyon değil, bu içerden. Dolayısıyla yani ananın ak sütü gibi helalin. Dolayısıyla haram değil dışarıdan almıyorsun.

Evet. DMT halüsinojen bitkiler dedim. Kilise tütsüleri, üzerlik, esrar. Evet. Ayahuasca. Sanırım doğru telaffuz ettim. Efendim orta Amerika’da öyle telaffuz ediliyor. Ayahuasca diye bir bitki var. Orta Amerika’da ayahuasca mabetleri var. Bunlar eski İnka ve Aztek kalıntıları. Orta Amerika’daki rahipler, pagan rahipleri, pagan bunlar. Şu anda oraya bir sürü turist akıyor. Belgesel de yapmışlar. İsteyen bulup izleyebilir. Ben izledim. Ayahuasca içiriyorlar. Çok ilginç. Ayahuascayı içirdiklerinde… Bu bir bitki. Bu bitkinin özünü çıkarıyorlar. Özünden şerbet gibi bir şey yapıyorlar ve içiyorlar. İçen insan ondan sonra kendinden geçiyor. Her ne istersen onu yapabiliyorsun ona. Anlatabiliyor muyum? Her ne istersen onu yapabiliyorsun ayahuasca içene. Çünkü halüsinojen bitki. Başka halüsinojen bitkiler de var. İşte aslında uyuşturucu olarak kullanılan bitkilerin hemen tamamına yakını halüsinojen bitkidir.

Nedir halüsinojen? Halüsinasyon gösteren. Gatla halüsine ettiler. Şu anda Yemen, Somali, Cibuti efendim Çat ve bütün o coğrafya gat diye yarı halüsinojen bir bitki çiğnerler. Çiğnerler. Sırf bahsederken ne olduğunu bileyim diye ağzıma aldım efendim halüsinojen bu bitki şöyle; hiçbir kokusu yok, hiçbir tadı yok. Sıfır. Efendim böyle bir çiğnedim. Ne var ya; çılgın gibi çiğniyorlar. Uçağa bineceğiz Somali havaalanındayız, havaalanı müdürünün odasındayız. Hocam görüyor musunuz? Ne görüyorsunuz, bakın dedi pencereden. Baktım bir uçak boşalıyor. Kenya’dan gelmiş bir uçak. Kenya ile Somali savaş halinde, düşünebiliyor musunuz? Birbirinin düşmanı, çünkü Somali’yi parçalayan ülkelerden biri de komşusu. Peki uçaktan indirilen balyalar ne? Gat balyaları. Günde 8 uçak geliyormuş. 8 uçak! Şimdi Somali’deki kanun şu; Somali toprakları içinde gat yetiştirmek yasaktır, fakat ithal etmek serbesttir!

“Allah adamın aklını alırsa…” diye bir cümle bana yakışır mı? Yakışmaz. Niye? Allah adamdan akıl almaz, akıl verir. Allah’ın verdiği aklı adam kullanmazsa, bunu dövizle alıyor düşünebiliyor musunuz? Ekmeğe muhtaç Somali ülkesi dövizle günde 8 uçak gat ithal ediyor! Ve ekmeğin girmekte zorlandığı köylere, mezralara gat giriyor, azizim gat mafyası var. Ya da halüsinojen çiğniyor ve kendinden geçiyor. Afganistan’da bunun envai çeşidi var. Bizim Afgan hacılar var ya, beşin yanına beş daha koyan. Beşin yanına beş daha namaz koyarlar. Onun yanına 15 daha uyuşturucu koyarlar! Dolayısıyla orada adeta sanki şey gibi; yaygın bir ritüel gibi Afganistan’da, envai çeşit. Dolayısıyla hem yetiştirirler hem satarlar hem kullanırlar. Hem de namazlarını mübarek mübarek eda ederler!

Dolayısıyla, nasıl oluyor diye gözüme niye bakıyorsunuz? Bu en hafif uyuşturucular. Şu esrar, eroin, gat efendim ayahuasca bunlar en hafif uyuşturucular. En berbat, en lanet uyuşturucu nedir biliyor musunuz? Dışardan hiçbir şey kullanmıyorsunuz fakat öyle uyuşturuyor ki imanını çalıyor. Secdeni çalıyor. Allah ile ilişkini çalıyor, araya giriyor. İmanını çalıyor, uydurulmuş dinini koyuyor. Kendini Allah yerine koyuyor; sana satıyor. “Ben peygamberle görüşüyorum” diyor inanıyorsun. “Bizim hoca, bizim efendi, bizim şeyh, bizim put, bizim javs, bizim gavs Allah ile görüşüyor” diyor. Veya efendim “bizim gavs gelecekten haber veriyor” diyor. “Seni cennete götürecek” diyor. “Kurtuluşun onun elinde” diyor, inanıyorsun!

Dünyanın en ağır uyuşturucusu bu kadar zarar vermez insana. En hafifinde ne yaparsınız? Baktınız olmayacak AMATEM’e gidersiniz tedavi olursunuz. Ama onun tedavisi neredeyse yok gibi. Çünkü işin içine Allah giriyor peygamber giriyor din giriyor. Eğer aldatmanın içine Allah girerse o aldatma dünyanın en berbat aldatmasıdır. En berbat. Uyuşturucu da dünyanın en zehirli uyuşturucusudur dostlar. Cezbe, nedir o cezbe? O titremeler, o Allah deyip hoplamalar, zıplamalar; nedir onlar? Yere yıkılmalar daha da acayipleşti biliyorsunuz iş, efendim artık erotik bir hal aldı affedersiniz. Efendim “nedir onlar Allah aşkına?” Bir tek sorum var. Sahabenin arasında her türlü bulursunuz. Her türlü günah işleyeni bulursunuz; zina edenleri bulursunuz, hırsızlık yapanları bulursunuz, efendim sakatını bulursunuz. Ama sahabenin arasında bir tane meczup okudunuz mu? Cezbeye geldi, Allah dedi yere yıkıldı, yıktı efendim, dağlar inledi, bir o Allah dedi bir de karşı ki dağlar. Yapar mı böyle bir şey? Allah aşkından cezbeye gelen bir sahabe okudunuz mu? Neden okumazsınız? Aşkları mı azdı? Onlarda olmayan bunlarda nasıl oldu? Çünkü Kur’an neslini Kur’an akla çağırıyordu. Akletmeye çağırıyordu. Aklı peynir ekmekle yemeye değil! İşte bu. Evet.

Şizofreni. Çift kişilik. Çok ilginç. Gündüz başka gece başka. Gündüz akşama kadar uyuşturucu satıcısı, akşam ayine oturup hu çeken bir tip. Şu yaşadığımız semtte. Yaa. O kadar yaygın ki. Nadirattan sanmayın. Mehdiler; geçen bir röportaj okudum bir akıl hastanesinin baş hekimiyle yapılmış. Soruyor gazeteci. Hastanenizde mehdi var mı? Valla diyor “mehdiye sıra gelmez de 2 tane Allah, 12 tane peygamber var” diyor efendim. Yoo, gülüyorsunuz ama gerçek söylüyor adam. Adam ben Allah’ım diyor, siz de benim kullarımsınız diyor. Ne yapacaksın? Ne yapacaksın söyler misin? Adam ben Allah’ım diyor. Hadi kendine ispatla sen Allah değilsin diye. Hadi ispatla 12 tane peygamber. Mehdiye daha gelmiyor sıra düşünebiliyor musunuz? Bu mehdiyim diyenler bunu nasıl kolay söyleyebiliyorlar ki; hayır öyle değil. İnanıyorlar, çoğu inanıyor buna kendileri. Bu kadar meczubu kim saldı aramıza. Nere destekliyor, hangi anlayış destekliyor? Nere üretiyor bu meczupları Allah’ınızın aşkına daha söyleyip de bize ulaşmayanlar var. Kendinin dışına söyleyemeyenler var. Kendisi içinden ya ben normal biri değilim galiba. Bende bir şeyler oluyor galiba, bende bir şeyler var… Var ama söylemiyor da yani. Dolayısıyla yalancı peygamber ve ilahlar onun için bütün bu sapmalar nasıl oluyor dersiniz. Bunları nere besliyor, kim besliyor ve nasıl besliyorlar; bunun ciddi ele alınması lazım. Eğer ele alınmazsa, bu mesele kökten halledilmezse, eğer bu meseleyi halletmesi gerekenler bu mesele üzerine düşmezlerse, hep beraber bir temiz delireceğiz; bunu söyleyeyim!

Evet gördüğünüz gibi bu aslında beynin doğal çekilmiş bir fotoğrafı falan değil. Bu illüstrasyon efendim. The human brain. İnsan beyni diyor. İşte gördüğünüz gibi Efendim bakınız buraya beynin ön prefrontal korteks denir.  Secdeye koyduğumuz yerdir. En son oluşan yerdir. Şuradır. Tam şurası prefrontal korteks, secdeye koyarız burayı.

1850’li yıllarda bir Amerikan demiryolu işçisi kayalara delik açarken dinamit deliği içi dinamit dolu bir deliğe muç vuruyor. Ve patlıyor tam buraya alıp götürüyor. Yani raporlara geçtiği kadarıyla soyadı Geyiç olan biri, ismini hatırlayamadım, zaten var efendim. Bu zat bir ömür boyu bir hayvan gibi yaşıyor. Yani aslında secde yaparken biz Rabb’in huzuruna insanlığımızı koyarız ve deriz ki zımnen “ya rabbi insanlığımı sana borçluyum”. Bir… İki; “Ya Rabbi senden başkasının önünde insanlığımı eğmeyeceğim, insanlığımın şerefini kimseye vermeyeceğim, satmayacağım” demektir. Evet. Burası frontal korteks efendim biliyorsunuz. Efendim bura beyincik. Bura beyin sapı, sürüngen beynimiz aslında. Bura limbik sistem, şu gördüğümüz yer, şu efendim corpus callosum yani iki yarım küreyi birbirine bağlayan aradaki bağ. Hani akıl da bağ demekti ya çok ilginçtir; Einstein’ın beyni, biliyorsunuz başından çok iş geçti, serüveni uzundur beyninin, çok incelendi. Einstein’ın beyni normalden daha küçüktür fakat normal olmayan anormal olan şey corpus callusumun daha kalın olduğudur. İçinde talamus ve hipotalamusu görüyorsunuz. Bakınız burada, şurada bir şey görüyorsunuz bakınız küçücük bir mercimek kadardır. Bu, efendim mercimek kadardır; miligram yani evet. Evet, pineal gland. Bu ne oldu? Evet. Mercimek kadar bir şey. İşte pineal bezi o. Mini mini bir şey. Dolayısıyla ama mini mini de mini mini değil işte işlevi çok büyük. Dolayısıyla mesela diş macunları içinde bulunan etken maddenin bu bezin çalışma biçimini etkilediği ve olumsuz etkilediği biliniyor. Yani florit miydi o? Evet dolayısıyla yani dikkatli olunması gerektiği söyleniyor. Ama asıl mesele şu; bu küçücük mercimek kadar bölgenin, pineal bezin, insanın davranışlarına yansıması mercimek kadar falan değil. Bazen dağ kadar olabiliyor. Sizdeki yansıması sizdeki yıkışı, yıkılışı çok büyük olabiliyor. Evet Descartes’ın Ruhun Tutkuları diye bir eseri vardı. Ben yıllar önce okudum. Sadece buraya getirdim ki okumak isteyenler olur diye.

Müslüman kültüründe nazar hurafeleri. İnsanı mezara, deveyi kazana sokar tekerlemesi masum mu? Biraz önce söylediğim için geçiyorum. İnsanı mezara sokan bir adam cinayetle yargılanmalı. Bir baktı adamı yıktı. Gözle cinayet, ya bir baktı bağı yaktı, mala zarar. Bu adamı bağı yakmaktan yargılatmak lazım, yargılamak lazım eğer gözleri de o zaman kibriti olmuş oluyor. Dolayısıyla zarar vermekten yargılamak lazım. Biri size, gözünüzle zarar verdiğinizi söylerse ne dersiniz? Zan ve iftiradan Allah’a sığınmamız gerekmiyor muydu? Sultan camilerinin birinin temelinden çıkan kayayı parçalayan nazarcı hikayesi anlatılır. Bana büyüklerim anlatmıştı; çok ilginç. İstanbul’daki Selatin camilerde birinin temelinden kocaman bir kaya çıkmış, bu kayayı parçalayamamışlar. Bir nazarcı getirmişler. Nazarcı şöyle bir bakmış kaya paramparça olmuş! Tek soruluk canı var bunun, nedir o soru? Allah Resulü Hendek’te terlerini dökerek elinde balyoz, kayalara balyoz salladı. Bir nazarcı bulamamış mı, bir nazar edememiş sorusu var. Bir soru soracaksınız; o bir soruyu sormazsanız yedirirler. Onun için bir tek soru… Başka bir şey yok. Bu tip yalanlara inanmaya alışırsanız eğer, imanınızı çalacak başka yalanlar da vardır ceplerinde. Ceplerinde daha çok yalanlar da söylerler. Vebali günahı kimin boynuna? Onu yaratan Allah’ın boynuna mı? Haşa! Ne demek yani. Bazılarında öyle bir göz yarattı ki binayı yıkıyor, tarlayı yakıyor, adamı öldürüyor, deveyi kazana sokuyor öyle mi? Bu mu yani, bunu mu söyleyeceğiz.

Evet, padişahlar nazarcıların gözlerine mil çektirirmiş. Padişah, cinayet işlemiş. Cinayetten yargılama. Evet. Elem tere fiş kem gözlere şiş. Nasıl oluyor bu elem tere fiş? Yani elem tereyi hatırlardık bir yerden de fişi nereden çıkıyor efendim; onu bilmiyoruz. Yani bu fiş, bu priz efendim. Dolayısıyla gördüğünüz gibi o da uydurulma Hristiyan orta çağında renkli göz büyücülük suçlaması ve cadı avı. Avrupa’da cadı avından yakılan kadın sayısı üzerine şöyle bir aratma yapın. İnanın küçük dilinizi yutacaksınız. Nasıl bir kadın katliamıdır? Yani kadın katletmek için nasıl bir bahanedir Avrupa’daki bu cadı avı hikâyesi neden? Neden vardır bu cadı avları? Erkekler, kurtulmak istediği kadınlardan papazlar vasıtasıyla böyle kurtulmuşlar. Hatta papazla pazarlık yapıp para verenler mi ararsın, papazın tarlasını bedava süren mi arasın, papaza bedava üç yıllık beş yıllık kulluk kölelik sözleşmesi yapan erkekler mi arasın, tek şu kadından beni kurtar tamam…

Papazın eline geçtiği zaman da papazın elinden kurtaracak kimse yok. Niye? Bu cadıdır. Şimdi savunması yok bu işin. Bir ara şöyle bir şey yapmışlar: Elini arkasına bağlıyor, ayağını da bağlıyor fıçının içine, su dolu fıçının içine yatırıyor. Batarsa cadı, batmazsa değil! Eli bağlı, ayağı bağlı nasıl batmasın. Peki başka? Söyle cadı mısın diyor. Hayır cadı değilim diyor. Zaten cadılar doğru söylemez ki diyor. Anlatabiliyor muyum? Yani doğru söyleseniz de yalan söyleseniz de yine yakılacaksınız, yakılarak öldürüleceksiniz, yakılarak öldürüleceksiniz! Nasıl bir şeydir? Yani kadınlara yapılanın tarihini Doğu’da ve Batı’da görmeden bugün kadın meselesini anlayamayız. Geldiğimiz nokta; cahiliyede de anlayamayız zaten.

Nazar ritüelleri. Üfürük ve tükürük. Evet. Bu nedir, bu üfürük? Nedir bu tükürük? Allah aşkına ne var bunda? Yani pagan dinlerinde varmış meğerse? Üfürük ve tükürük. Muska, Yahudi muskası, tefillin. Tefillin; Yahudi muskasıdır. Şuraya asılır. Nadir olarak buraya da asılır. Aynen, boyna da asılır. Kabalistik yöntem bu. Yani Yahudi kabalizminin, Yahudi mistisizminin, sufiliğinin bir yöntemi. Şii muskası; Cevşen. Bu muska değildi; cevşen, bir dua, Şia kanalıyla gelen bir dua. Evet. Bu rivayet Şia kanıyla geliyor. Peki Şia kanalıyla gelen bu rivayeti Sünnilerin boynuna muska diye asan adam Sünni oluyor, zamanın eşsizi, biriciği oluyor. Efendim ve işte tabii ki tabii ki, Ve Allah’ın Mustafa kulu Şii oluyor, öyle mi! Yersen. Allah’tan korkmuyorlar. Ve ben de bunu ifşa edince diyorlar ki, İran ajanı! Ajanın ajan olduğunu bilen, ajanın amiridir. Sen ne ajanısın? Peki sen biliyorsan ben nasıl ajan oluyorum? Öyle mi? Herkesin bildiği ajan olur mu? Vesaire. Gördüğünüz gibi. Onu ‘Bediüzzaman’ ilan ediyorsun, Şii’nin cevşenini Sünni’nin boynuna taktıranı, ama gelip beni Şii ilan ediyorsun. Ey Nurcu kardeş biraz nurlan. Yapma, böyle yapma. Allah’tan kork. Ahirete inanmıyor musun? Hesap vermeyecek misin? Hesap vermeyecek misin? Evet.

Pagan muskası: Maske. Şu Afrika’da gördüğünüz ayin sırasında takılan maskeler aslında muska işlevi görür. Muska olarak takılır o maskeler. Nazar boncuğu işlevi görür. Nazardan korunmak içindir, gözden korunmak içindir. Niye yüzü gizler? Niye gözü açıkta bırakır? Kendi gözü ile karşısındakine zarar versin ama karşısındaki göz kendisine zarar vermesin. Mantığı bu. Bir mantığı varsa eğer. Göz, el, güneş, hilal figürleri hep aynı. Dövmeler de… Dövmelerle nazardan korunma. Afrika’da ve Amerikan yerlilerinde, Amazon yerlilerinde hala kullanılıyor, uygulanıyor. Kadim pagan kültürlerinin uzantısıdır.

İğde dalı, kuru kafa: Yine kadim pagan kültürlerinden bize geçmiş bir şey. Kurşun dökme: Bu da Türklerden gelme bir şeydir. Orta Asya kökenlerinden gelme bir şeydir ve Şamanizm’in bir unsurudur. Hiç kurşun dökme ayinine rastlayan var mı içinizde? Evet. Tamam ben anlatayım orijinalini. Siz efendim gördüğünüzle uygulayın. Kurşun dökme aslında bir fal bakmadır. Fal işlemidir. Kurşun bir kabın içinde, altı yanan bir kabın içinde, kurşun dökülecek kimsenin başının üstünde gezdirilir. Ve kurşun erir. Ondan sonra su dolu bir kabın içine kurşun boşaltılır, kurşunun boşaltıldıktan sonra aldığı şekil vardır. O şekil üzerinden fal bakılır. Okunur. Kurşun dökme işi bu. Niye kurşun? Yani niye kurşun? Kurşunda ne var? Kurşun zehirli bir element biliyorsunuz. Onun için insanı kurşunla vururlar. Çünkü insanın iç organlarına kurşun girdiğinde zehirleyerek öldürür. Zehirlidir çünkü. Onun için kurşunu ilk iş kurşunu oradan çıkarmaktır. Çıkarmazsa yara değildir, kurşun öldürür. Zehirler, öldürür. Dolayısıyla nedir, niye böyledir? Onu da siz düşünün. Yani gördüğünüz gibi her biri bir şey.

Ama ben önce esnemek şeytandandır hadisinin… Esas oğlan geldi (ekrana). Evet. Yeterli. Daha fazla huzurunuzu bozmak istemiyorum. Şimdi biraz önceki vaiz, ikinci vaiz diyordu ki peygamberimiz sallallahu vesellem buyurdu ki… Şu ifadeye bakar mısınız? Beyefendi yanında, orada, beraber, Allah Resulü’nden şu kulaklarıyla işitti, şu gözleriyle gördü! İşittiği ve gördüğü bir şeyi naklediyor! Şu, ihtiyat dahi yok. Böyle rivayet edildi, Falan yerde böyle söylendi. Ebu Davut’ta böyle dedi. Tirmizi’de böyle dedi. İbn-i Mace’de böyle dedi. Ahmed Bin Hanbeli’n Müsned’inde böyle… Yok. O dahi yok. O dahi yok. Peygamberimiz sallallahu… Bir de o “sallallahu aleyhi vesellem” var ya o efsunluyor işi yani. Onu dediği zaman “yani onu de canımı ye” oluyor. Ondan sonra her yalanı söyle. Nerede söyledi? Kim söyledi? Kur’an şeytanla ilgili onlarca hatta yüzlerce ayet nakleder, neden bunu unuttu esneme işini?

Esnemek bir insanın her gün yaptığı bir eylem adeta, bir refleks. Yani insanın günlük en büyük en çok reflekslerinden biri. Bir insanın günlük en çok reflekslerinden birini şeytanla doğrudan ilişkilendirecek ama Kur’an bunu görmezden gelecek. Nasıl bir şey? Allah Resulü böyle bir şey söylemiş olabilir mi? Kur’an diyecek ki; “sen peygamber olmadan evvel kitap nedir, iman nedir bilmezdin”; sense peygamberin kitap nedir, iman nedir bilmezken Kur’an’la öğrendiği dinde olmayan şeyi peygamberin ağzına koyacaksın! Allah’tan korkar insan.

Küfür Örtmektir: Nazar-Esneme-Şeytan İlişkisi

Hurafe hakikatin katilidir dostlar. Ne olur ya Allah’ın Mustafa kulu ne olur bu rivayet de burada dursa ne olur, neyimiz eksilir! Her yalancı hap, gerçek ilacın katilidir. Her yalancı din, gerçek dinin katilidir. Her sahte iman, gerçek imanın katilidir. Her sahte para gerçek paranın katilidir. Öyle değil mi? Her sahte inşaat, gerçek inşaatın katilidir. Her şeyin sahtesi, gerçeğinin katilidir. Bu bir. Nazar ve esneme ilişkisi. Nasıl bir ilişki kurdunuz? Evet. Şeytanlık, esnemeyi şeytana bağlayıp bunu Resul’ün diline koymaktır. Şeytanlık tam da budur işte. En büyük kayıp ve ceza esneme biyolojisi gibi bir ayeti ıskalamaktır. Esnemek Allah’ın insan vücuduna koyduğu reflekslerden biridir, refleks. Çok önemli. Ve nimettir biliyor musunuz? Esneme aynen. Esneme nimettir biliyor musunuz? Muhteşem bir nimettir. Nasıl şeytandan nimet oluyor ki! Yani bu nimetin nimet olduğuna inanıyorsak şeytanın nimet verdiğine de inanacağız. Üç tane asal unsuru vardır. Birçok turda insan faydası. Bir oksijen takviyesi sağlar, yedek oksijen takviyesi. İnsanın akciğerine yedek oksijen takviyesi sağlar. İlave ekstra oksijen takviyesi. İkincisi beynin fanıdır fanı. Beyni soğutmak için; beyin aşırı ısındığında beyni soğutmak için kullanılır. Üçüncüsü kanı hızlandırmak için kullanılır. Böylesine muhteşem yan etkileri olan bir refleksi nasıl şeytanileştirdin? Peygamberimiz esnemezmiş. Aman Allah’ım. Al sana üstüne de tüy dik bir de. “Ene beşerun mislikum” nerde kaldı. “Kul innema ene beşerun mislikum: De ki ben de sizin gibi bir insanım, ölümlü bir beşerim.” Nerede kaldı bu? Evet. Geçelim.

Hapşırma ve Rahman melek ilişkisi. O, öyle olur da burada hapşırma olmaz mı; esneme olur da… Esneme ile hapşırmayı birbirinin düşmanı ilan edeceksiniz. Temel ile Dursun. Anlatabiliyor muyum? Temel ile Dursun ilan edeceksin. Hapşırma solungaçlı canlı kökenlerimizi hatırlatan bir refleks. Çok ilginç. 4000 milyon yıl öteden gelen solungaçlı tarihimizi hatırlatan bir refleks. Hapşırmak ve melek bağlantısı nerden çıktı? Hapşırmak rahmandan mıdır? Öbürü şeytandan olunca Rahman’dan… Yani şeytanın bizde gayr-i iradi, iradeli olmayan ürünleri var, öyle mi? Yani biz şeytanın esiri oluyoruz, ama bunu yenemiyoruz öyle mi?

Resim olan eve melek girmez uydurma hadisi ile hapşırma melek ilişkisini sınamak ister misiniz? Melek girmeyecek. Bir günah işleyeceksiniz mesela omuzdaki melekler yazmasın diye eve bir resim koyuyorsunuz. Nasıl bir şey? Ya, tüyo verdim size, uygulayın. Yaa, melekler yazmasın dediğiniz bir şey yapacaksınız orada. Önce şunu yapıyorsunuz: Okkalı bir resim buluyorsunuz, replika da olur canım orijinal olmasına gerek yok. Bir insan resmi buluyorsunuz, evin duvarına getirip asıyorsunuz melekler o anda odayı terk ediyorlar. Yani yazan mazan kalmadı artık. Ve siz de oh diyorsunuz, tamam efendim serbest. Atış serbest her günahı işle, her haltı ye. Ondan sonra her haltı yedikten sonra duvardan indiriyorsunuz, dışarı koyuyorsunuz, “melekler buyurun” diyorsunuz! Nasıl bir şey bu? Sizin nasıl bir dininiz var ya! Hani onlar layvun ve lehvun. Onlar dinlerini oyun ve eğlence edindiler. Dinlerini oyun ve eğlence; “oyun ve eğlenceyi din edindiler” diye de çevrilebilir bu ayet. Evet. Hapşıran bir ağızdan kırk bin partikül saçılır. Grip birinin hapşırığı, ortamdakilere miyop bulaştırır. Rahmandan mı grip partikülleri? Bunu rahmandan mı sayacağız yoksa kul hakkı mı sayacağız? Kul hakkıdır. Dostlar şu. Hapşıranın tek yapması, elinizle değil çünkü biraz sonra o elinizi karşıdakine vereceksiniz.

Hadis usulünde sürreal yöntem. Hadis nakledilirken hapşırılırsa sıhhatine delalet eder. Hadis kitaplarında bu. Yani hadis naklediyor size, bir yalanı naklediyor, o anda oradaki biri de hapşırıyor değil mi? İşte sana delili, diyorsun. Yani hadisin sıhhatine delalet eder diyorsun. Vay başıma gelenler… Evet, sonuç. Kur’an, “nazar etmezler, bakıp araştırmazlar, incelemezler mi” dedi. Ğaşiye. Değil mi? Evet. “Efela yenzurune ile’l-ibili keyfe hulikat.” Bakıp incelemezler mi deveye; nasıl yaratıldı? “Ve ile’s-semai keyfe rufiat”. Bakıp incelemezler mi göğe; nasıl dikildi, yükseltildi? “Ve ile’l-ardi keyfe sutihat.”  Bakıp incelemezler mi yeryüzüne; nasıl yayıldı? Bakıp incelemezler mi dağlara; nasıl dikildi, yerleştirildi? Kur’an, böyle diyor. Yani Kur’an, haset etme, nazar etme ile değil; bakıp incelemeyle ilgileniyor ve nazarı ‘bakıp inceleme’ anlamında kullanıyor. Nazar, Kur’an’da var. Bunlar nazar ayeti. Ama göz değme ayeti değil. Bakıp inceleme ayeti. Bakıp incelemeyenler, nazarı koymuşlar yerine.

Kur’an bakıp incelemeyi, incelemek için bakmayı emrediyor, bunlar değmek için nazarı emrediyorlar. İki tane din var deyişim, boşuna mı Allah aşkına? Kalem 51, Yusuf 67 ayetlerine göz değmesini yamadılar. Kalem 51; işledik. Yusuf 67’de ne var? Oğullarım, diyor baba Yakup Peygamber, ayrı ayrı girin şehre. Yani şehir dediği ne? Mısır. Şehrin kapılarından ayrı ayrı girin. Bunu da bazı müfessirler göz değmesin, nazar değmesin… Allah aşkına yahu elli birinci ihtimalden nasıl başlıyorsunuz? Nasıl başlıyorsunuz? Bir baba oğullarına farklı farklı kapılardan girin derse bu, güvenlik tedbiridir. Bundan daha basit ne var ki, bunu anlamayacak ne var ki! Nasıl getirdiniz de oraya uydurulmuş dininizi yerleştirdiniz? Bu mu aklınıza gelen? Şimdi beş oğula ayrı ayrı kapılardan girmesi emrediliyor; birlikte olunca nazar değecekse o zaman orduları nazarla yıkarlar. Orada binlerce insan var. Tüm oğullar aynı ordunun içinde. Bedir ordusunun, Uhud ordusunun, Huneyn ordusunun, Fetih ordusunun; ne yapalım şimdi? Nazarla niye bunları yıkmıyorlar, niye o aklınıza gelmiyor? Görüyorsunuz bir soruluk canı var ama işte o soruyu da sormuyorlar.

Tarih boyunca nazar hurafesi ile aklı, iradeyi, ilişkiyi, insanı, imanı, dini çürüttüler ve zehirlediler. Evet. Aklı çürüttüler. Çünkü soru sormaz oldu eleştirmez oldu, düşünemez oldu, tahlil etmez oldu, sebep sonuç ilişkilerini kurmadı. İradeyi çürüttüler. Niye? Çünkü nazar dediler artık o konuda iradeyi işletmediler, gereğini yapmadılar. Nazar dediler tedavi ettirmediler. Anadolu’da öyledir. Yani nazardır her şeyin nedeni. Eğer aile reisi doktora götürmek istemiyorsa aileden hastalanan birini, kesin adını nazar koyacaktır. Anlatabiliyor muyum? Alın, sorumluluğu omuzdan atmanın bir yöntemi. Bir uyanıklık, şark kurnazlığı. İlişkiyi zehirliyor. Niye zehirliyor? Birinin gözü değiyor, bunun gözü zehirli, bunun gözü değiyor dediğin zaman o adamla dürüst bir ilişki kuramazsın ki, o kadınla dürüst bir ilişki kurmazsın ki. Ona artık ‘gözü cellattır, katildir, seri katil geliyor’ diye bakacaksın. Dolayısıyla nasıl bir çürümemiş ilişki kuracaksın bununla?

İmanı zehirlediler. Böyle bir şey yoktu, imanın içine kattılar. Nazara iman, imanın şartı gibi dillendiriliyor bugün. Sen git söyle. Nazara iman yok de bir bakalım. Bir bak bakalım nasıl bir tepki göreceksin! Efendim. Dini zehirledir. Evet dini zehirledirler.

Evet değerli dostlar. Aslında vakit doldu. Gelin ben bu bölüme girmeyeyim. Efendim girmeyeyim ki hakkını vereyim. Bu ders lazımmış demek ki. Nazar konusu anca bu dersle tamamlandı. Ve inşallah ekler bölümünü inceleyeyim ondan sonra dersimizi bitirelim. Önümüzdeki derste Allah nasip ederse bu iki bölümü de işleyeyim.

Evet. Mümkün olsa da karartarak geçsek ama geçemedik. Yine de gördünüz yani. Evet dostlar. Uydurulmuş din bölümümüzde eğlenceli bir kısım var. Hani Türkiye’nin şu anda en kudretli, devlet içinde devlet bir şeyhi diyordu “Gavs’ın hepimiz köpeği olmalıyız, çocuklarının” diyordu ya. Buyurun. Bunlar olmuşlar yani. Bu daha iyi olmuş. Aslında ağlanacak bir durum. Evet. Bakmayın, bunlar en dürüstleri. En azından dışardan gösteriyorlar ne olduklarını. Bir de dışardan göstermeyenler var.

Evet. Gözün evrimiyle ilgili bakınız o nazar bölümünde efendim aslında ivalf. Yani bu ivalf aslında evrim diye tercüme edilmesi değil, daha uygun olan gelişim. Gelişim diye tercüme etmek lazım. Efendim evrim, daha çok gözün gelişimi. 600 milyon yıllık hikâyeyi burada harika izleyeceksiniz. Israrla tavsiye ediyorum. Yayın tarihi 29 Temmuz 2008. Yayıncı. Buyurun izleyin inşallah.

Evet bir kitap tavsiyem. Cahiliye ile ilgili bir kitap okumanızı istiyorum. Belki bundan sonra da birkaç tavsiyede daha bulunurum ama giriş niteliğinde bir kitaptır bu. Çok incedir gözünüz korkmasın. İnceciktir. Kitabın yazarı Türkiye’yi yönetmiş başbakanlardan biridir. Şemsettin Günaltay. Akif’imiz, merhum Akif’imiz “Şemsettin’im” diyecek kadar severdi bunu. Ve 14 Mayıs’tı değil mi Demokrat Parti iktidarının geldiği? 14 Mayıs’ta Demokrat Parti, iktidarı bu başbakanın elinden aldı, Menderes. Dolayısıyla ondan hemen önceki Başbakan Mehmet Şemsettin Günaltay’dır. Efendim. Ve gerçekten cins kafa bir allamedir. Ordinaryüs profesördür. Yurtdışında, Lozan’da eğitimini yaptı. Daha sonra efendim doktora üstüne efendim post doktora yaptı ve İslam tarihi alanına intikal etti. O alanda da çok güzel eserler verdi. Ve bu eser de onlardan biri. İslam Öncesi Araplar ve Dinleri. Okumanızı tavsiye ediyorum.

Tabiat ayetleri. Eyvallah. Senatör Cato paylaşmış. Yani Senatör Cato biliyorsunuz bir Roma senatörüydü. Dede Cato’yla torun Cato’yu karıştırmamak lazım. Ama ikisi de muhteşem insanlar, güzel insanlar. Roma’nın ezilenlerini bir ömür savundular bu adamlar. Faizi yerden yere vurup emeği savundular. Emektarları savundular. Ve zulme karşı direndiler. Senatör Cato’nun da nasıl öldürüldüğünü araştırmayı size bırakıyorum. Ama bugünü de işte onun için meşhur sloganını biliyorsunuz değil mi? “Kartaca yıkılacak.” Her sabah Roma senatosu açıldığında ilk defa Cato elini kaldırır “Kartaca yıkılacak” diye haykırırdı. İşte o senatör, aynı zamanda ama bir vicdandır, iki ayaklı bir vicdandır bu adam. Ama bu adamla alakası yok.

Bizim, benim paylaştığım şey Gümüşhane’de geçtiğimiz hafta meydana gelen “acı bir olay” denilecek bir olay. Adam ölse, adam yeniden gelir. Yani analar bir daha doğurur. Ama ölen, 12 bin yaşında bir tabiat harikası. Allah’ın ayeti. Dipsiz Göl isimli bir göl burası. Resmi izinle burada -kaçak değil- define kazısı yapılıyor. Ve son şekli yanda gördüğünüz gibi. Dipsiz göl oluyor; dipsiz çöl. Söyleyecek hiçbir şey bulamıyorum. Hiçbir şey bulamıyorum. Yani bunun suçluları kimse Allah’ından bul demek yetmiyor. Efendim suçluları kimse halk olarak bu ülkeyi seven insanlar olarak, bu ülkeyi çocuklarımızdan emanet aldığımız bir emanet bilen bir insanlar olarak suçluları yargılayın diyorum. Suçluların cezasını verin ama yargılanaraktan geri yerine konulmayacak bu Allah’ın ayeti. Yazıktır, günahtır, ayıptır. Söyleyecek bir şey bulamıyorum.

Evet. Yaşanmışlıklar. Ben bu yaşanmışlığı bugün burada anlatmayayım, çünkü işlemediğim konuyla ilgili.

Haftanın tweeti: “Düşüncenizi değiştirme cesaretiniz yoksa niye tartışıyorsunuz.” On numara. Hakikaten. Düşüncenizi değiştirme cesaretiniz yoksa niye tartışıyorsunuz. Madem düşüncenizi değiştirmeyeceksiniz, sabit fikirlisiniz niye tartışırsınız ki? Tartışan insan peşinen şunu söylemiştir: Ben ön yargılı ve sabit fikirli değilim, hakikati arıyorum. Hakikati bulursam düşüncemi de değiştiririm demiş oluyorsunuz. Bunu diyemeyen tartışmasın.

Benim kahramanlarım. Lütfen dikkatli izleyin. Alt yazılı aldım buraya. Yani İngilizce bilemeyenler için. Okul bölgesinde ihlal yapmışsın diyor, trafik ihlali. 96 yaşında. Bir hâkim ve bir sanık. Mahkemeye geliyor, çıkartılıyor. Suçlama; okul bölgesinde hız sınırını aşma. Ve ceza kesilmiş. Yargıya düşüyor iş; gördüğünüz gibi bu baba. Yaş 96. Sakat yani, engelli oğluna kan arabasında kan tahlili için götürüyor. Ve oğul da 63 yaşında. Efendim. Ve cezayı yiyor. Diyor ki her zaman yavaş kullanırım ancak istisnai durumlar dışında. İşte o da oğlumu böyle bir şey için götürürken oldu diyor. Dolayısıyla hâkim onu tebrik ediyor. Sen adamsın diyor. Yani “you are good man” sen iyi adamsın diyor, hoş adamsın diyor. Dolayısıyla hâkim de işinin hakkını veriyor. Vatandaş da babalığının hakkını veriyor. İnsanlığının hakkını veriyor. Ve biz de seviniyoruz. Ve burada bugünün kahramanı olarak selamlıyoruz.

Evet efendim. 21. ders burada bitti. İnşallah önümüzdeki ders çok güzel iki konuyla yine Tekvir suresinin “hem her şeyin sonu var dünyada, kâinat da ölümlüdür” demek için hem “diri diri öldürülen kız çocuğu niçin gömüldü, niçin öldürüldü?” sorusunun cevabını bulmak için önümüzdeki ders; 22. derste buluşmak üzere Allah emanet olun. Sağlıcakla kalın.

Yorum Yaz